YASİN KOBULAN / MA/İSTANBUL

 

Öcalan’ın Suriye’den çıkarılışından bugüne kadar tecrit ve kuşatma altında olduğunu belirten avukatlarından Emran Emekçi, milyonlar örgütlenmeden tecrit ve komplonun kırılamayacağını söyledi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Suriye’den çıkarıldığı günden bu yana tecrit altında tutuluyor. Suriye’den çıktığı 9 Ekim 1998’den 15 Şubat 1999’a kadar gittiği her ülkede bir kuşatma altına alındı. Roma’da kaldığı süre boyunca kaldığı evden dışarı çıkmasına izin verilmeyen Öcalan, Tacikistan’a ise tek başına götürüldü. Yine getirildiği Kenya’da kaldığı Yunanistan Konsolosluğu’nda da evden dışarı çıkmasına izin verilmedi. Öcalan’ın avukatlarından Emran Emekçi, Öcalan’ın Suriye’den çıkarılışından bu güne kadar karşı karşıya kaldığı tecridi ve kuşatmayı değerlendirdi.

90’lardan bu yana var

 Öcalan’ın avukatlarından Emran Emekçi, komplo ile tecridin birbiriyle bağlantılı olduğunu ifade ederek, “Tecridi Öcalan’ın kuşatmaya alındığı şeklinde değerlendirirsek, 90’lardan bu yana Öcalan’a yönelik kuşatmaların varlığından söz edebiliriz. Almanya’nın yasaklamasından tutalım, Avrupa’nın tutumuna, adım adım gelen bir kuşatma gerçekliği ile karşı karşıya kalındı. Öcalan hem dışarıda hem de içeriden kuşatılmaya çalışıldı. Bunun zirveye ulaştığı nokta ise 9 Ekim 1998 oldu. 9 Ekim’in dikkat çeken yönü ise 1 Eylül ateşkes sürecine denk gelen bir süreçti. O dönemde Suriye üzerinde yoğun bir baskı vardı. Öcalan Suriye’den çıkmak zorunda bırakıldı” dedi.

ABD engel olarak gördü

Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasının temel nedeninin ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi” olduğunu belirten Emekçi, “Öcalan’ın bu projeye karşı ‘Demokratik Ortadoğu Projesi’ vardı. Bu proje gelişim gösteriyordu. Öcalan onların sistemine alternatif bir sistem yaratmıştı. Bu da onların işine gelmiyordu. Komplonun özünde bu var. Komplo zaten gayri ahlaki, gayri hukuki yöntemlerle muhalifi tasfiye etme esasına dayanıyor. Öcalan’ı önce suikastle yok etmek istediler, bu olmayınca farklı yöntemler devreye koydular. Bu yöntemlerden biri Suriye’den çıkarılmasıydı. Sonrasında adım adım takip edilerek Türkiye’ye teslim edilme temelinde gelişen bir komplo süreci oldu” diye konuştu.

Teorik olarak boşa çıkarıldı

 Avukat Emekçi, “Tecrit mantığının amacı şudur; irade kırma esasına dayalıdır. İmralı sistemi de bu amaçla kuruldu. Öcalan’ın direnişi de bu irade kırmaya dönük, kendi çizgisinde, özgürlükçü, demokratik çizgide direnme biçiminde gelişti. İmralı’da bugün 20 yıllık bir direniş süreci var” dedi. Öcalan’ın savunmalarının tecridin ve İmralı sisteminin nasıl kırılacağı konusunda perspektifleri içerdiğini dile getiren Emekçi, “Komplo teorik olarak boşa çıkarılmıştır. Öcalan, komployu çözmüştür ve aydınlığa çıkarmıştır. Dünya sisteminin rolünü ve onları Türkiye’deki uzantılarının rollerini bütün yönleri ile açığa çıkarmıştır bu savunmalarında. Mesele bunun pratikleştirilmesi. Komplo teoride boşa çıkarılmıştır pratikte de mücadele ile boşa çıkarılacaktır” şeklinde konuştu.

Öcalan hep direniyor

 İmralı Cezaevi’nin iradeyi kırma üzerine kurulu bir sistem olduğunu tekrarlayan Emekçi, şöyle devam etti: “Temel amaç Öcalan’ı kendi çizgilerine çekmektir. Öcalan buna karşı direniyor. Tecrit zaten bu komplonun mantığında vardır. Dikkat edersek Suriye’de de Sayın Öcalan tecritteydi. Orada da kuşatma altındaydı. Sonra geçtiği Rusya’da da kuşatma altındaydı, Roma’da gladionun baskısı altındaydı. Öcalan ‘Roma’da kaldığımda İmralı‘dan daha kötüydü’ dedi. Orada da tecrit süreci vardı. Tacikistan’da resmen kaçırıldı ve tüm arkadaşları ile bağı koparıldı. O dönem Sayın Öcalan, ‘Haykırsam sesimi duyan olmaz, ölsem cesedime ulaşan olmaz’ değerlendirmesinde bulunuyor. O dönem de bir tecrit söz konusuydu.”

 

Dünya sisteminin tutsağıdır

 Milyonlar örgütlenmeden tecrit ve komplonun kırılamayacağını vurgulayan Emekçi, şunların altını çizdi: “Halkların birliği ile bu tecrit kırılır. Dünya sisteminin tutsağıdır Sayın Öcalan. İmralı sistemi Sayın Öcalan’ın demokratik modernite sistemi ile kapitalist hegemonların çözümsüzlük siyasetinin odak noktası, sistemler arası bir savaşın noktasıdır. Öcalan demokrasi dayatıyor, onlar kendi statükolarını, Kürtleri yok sayan çözümsüzlük politikalarını dayatıyorlar. Böyle bir direniş ve mücadele süreci var.”

 

9 Ekim tesadüf değil

Emekçi, Öcalan’ın devletten beklenti içinde olmayı “dilenci siyaseti” olarak tanımladığını belirtti. Emekçi, şunları söyledi:  “Öcalan Ortadoğu’yu okuyordu. Öcalan, ak-kara şeklinde ele almıyordu. Özgürlükçü bir çizgide yürüyordu. Bunun için komplonun hedefi oldu. Onların oyunlarını bozan bir düşünce yapısı söz konusuydu. Halklar lehine politikalar yürütüyordu. O açıdan 9 Ekim önemli bir tarihtir. Birincisi Selahattin Eyyübi’nin Haçlılara karşı seferini ilan ettiği, Kudüs’te namaz kıldığı gündür. Aynı zamanda Che Guevara’nın katledildiği gündür. Orada verilmek istenen, ‘Ortadoğu’da bizim dışımızda bir aktöre izin vermeyeceğiz. Ortadoğu bizim denetimimizdedir. Ya bize biat edeceksiniz ya da biz seni imha edeceğiz ya da seni tecrit edeceğiz’ mesajıydı. Aynı zamanda 90’larda çözülen reel sosyalizmin yarattığı umutsuzluk ortamında Öcalan, yeni bir ruh katarak umudu, direnişi, mücadeleyi canlı tutan bir örnekti. O yüzden hedef seçildi.”