
Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın HDP milletvekillerini ve yöneticilerini hedef gösterip “bedel ödemeliler” diye tehdit etmesini değerlendiren sendika, meslek örgütü temsilcileri ve hukukçular Erdoğan’ın tek başına iktidara gelmek için algı operasyonları düzenlediğini söyledi. HDP’ye saldırının milyonlara saldırı olduğunu da işaret eden temsilciler, Erdoğan’ın 12 Eylül darbecilerinden ve Çiller’den hiçbir farkı olmadığına işaret etti.
KESK Eşbaşkanı Lami Özgen:
Eğer ortada hukuk varsa, cumhurbaşkanı da olsa, başka biri de bir partiye dönük böyle bir talimat da veremez, suçlama da yapamaz. HDP bir siyasi partidir ve seçimlerde de 6 milyon üzerinde yurttaşın millet iradesini teşkil eden bir partidir. Programı ve birleşenleri itibariyle de Türkiye’de bütün ezilenlerin, ötekilerin özgürlük, eşitliği ve ortak geleceği inşa etmek için mücadele eden bir partidir. Biz biliyoruz ki uzun süredir bu ülkede ötekiler için hukuk askıya alınmış durumda ve başta cumhurbaşkanı olmak üzere mevcut geçici hükümet yeni buyruklar, yeni fetvalar, yeni emirler veriyor. Bu durum aslında AKP’nin ne kadar da çıkmaz da olduğunu da göstergesidir.
TMMOB Sözcüsü Süleyman Solmaz:
Bir partinin tüzel kişiliğini kim oluşturur? O siyasi partinin yöneticileri oluşturur. Eğer siz onun tüzel kişiliğine saygı gösteriyorsanız o zaman partisine de saygı göstereceksiniz. Nitekim AKP’ye ilişkin kapatma davası açıldığında, Erdoğan’ın kendisi , ‘Yöneticilere yasak getiriliyor böyle bir şey mi olur? Yönetici partisinden bağımsız düşünülemez. Eğer ki yöneticiye kısıtlanma getiriyorsanız, partiye getiriyorsunuz demek’ diye tepki göstermişti. Şimdi ne değişti? Algı yaratıyorlar. Ben 12 Eylül 1980 darbesini de yaşadım. O dönemde generaller gazete manşetlere, ‘Kardeş kanını durduracağız, terörü durduracağız’ diye demeçler vererek sağdan da soldan da gençleri asmışlardı. Ama 12 Eylül’ün ülkeyi nereye getirdiği belli. Sonuç olarak bir programları vardı, o da neoliberal politikalarını uygulanması, sendikal hakların kısıtlanması, toplumsal mücadelesinin boğulmasıydı. Erdoğan da şimdi aynen bunu yapıyor. ‘Ben IŞİD’e de karşıyım, terör işlerine de karışanlara karşıyım’ diyerek muhalefeti kontrol altında tutma ve tek başına iktidara gelmek için toplumda algı yaratıyor.
TTB Sözcüsü Samet Mengüç:
İç Güvenlik Paketi’nden tutun, seçim öncesi HDP’yi tamamen reddetmesiyle Erdoğan, Kürt Özgürlük Hareketi’ne ve Kürt sorununa bakış açısını çok net ortaya koymuştur. 90 yıllık devlet bakış açısını yansıtıyor. Erdoğan’ın konuşması ile 90’lı yıllardaki Çiller, Ağar’ın bakışı arasında zerre kadar bir fark yok, sadece ertelenmiş bir 25 yıl var arada. Aynı ötekileştirme, milliyetçi ve faşizan yaklaşımlar. Ne pahasına olursa olsun, halkların bir arada yaşayabilmesi için HDP’nin yanında olup elimizden geleni yapmayı sürdüreceğiz.
Hukukçu Turgut Kazan:
Ne dokunulmazlık konusu ne de kapatma konusu Cumhurbaşkanı’nın veya başka bir muhalefet partinin başkanının tartışacağı bir husus değil. 90’lı yıllarda böyle büyük acılar yaşadık. Milletvekillerinin meclisten adeta tartaklanarak cezaevlerine gönderildiğine tanık olduk. Peki, bundan Türkiye ne kazandı, ne kaybetti? O günleri yaşamış bir insan ve hukukçu olarak hiçbir şey kazanmadığı gibi çok şey kaybetti. Cumhurbaşkanın bu söylemi, AKP’nin ‘İleri demokrasisinin’ nasıl bir demokrasi olduğunu da açıkça gözler önüne seriyor.
ÖDP Genel Başkanı Alper Taş:
Erdoğan fiili başkanlık rejimini sürdürmektedir ve kendisini yargı yerine koymaktadır. Bu anayasal bir suçtur. HDP yüzde 13 oy almış bir partidir. Bu söylem 6 milyonluk millet iradesine saygısızlıktır, hakarettir ve tanımamaktır. Erdoğan, Türkiye’yi kaosa sürükleyecek yönelimlerden vazgeçilmelidir. Bunlar daha önce denenmiştir ve çözüm olmadığı ortadadır. Dokunulmazlık konusuna gelince, eğer bir dokunulmazlık kaldırılması gerekiyorsa o da cumhurbaşkanı Erdoğan’ındır. Cumhurbaşkanı olmasının nedeni sorumsuzluk, yetkisizlik zırhına kavuşarak hakkında ortaya atılan yolsuzluk iddialarından kurtulmaktır. Kendisi ve oğlu hakkında iddialar konusunda gerekli tutumu gösterememiş birisinin, siyaset yaptıkları için HDP’lilerin dokunulmazlığını önermesi başlı başına bir ayıptır.
ZEYNEP KURAY/ANF/İSTANBUL