Alçakça katledildiler. Çünkü onlar şairimizin dediği gibi;
“Teke tek döğüşte yenilmediler”...
Sakine Cansız...
1998’in son günlerinde, Özgür Politika’da köşe yazısı yazmaya karar verdiğimiz de, bir gün seni ve ölümünü yazacağımı nerden bilebilirdik...
Seni yazmak, yazabilmek mümkün mü?..
Çok iyi biliyorum ki, seni, isyanını, direnişini yazmamızı istemezdin. Bunlar senin için sıradan şeylerdi… Üstelik seni yüceltmek, seni yazmak, senin mütevazi duruşuna uyum sağlamıyordu.
Ölümünü de ben yazamam. Sen zaten bir halk kahramanıydın. Ölümsüzlüğünü, Amed zindanında Esat Oktay Yıldıran’ın yüzüne tükürdüğün zaman tarihe yazılmıştın… İnsanlık tarihi, ölümsüzleri öldürüceğini düşünen gafil ve aptallarla doludur.
Delalamın…
Şimdi seninle sohbet etmek, konuşmak istiyorum. İtiraz etmeden dinleyeceğini, kendine has o yumuşak üslubunla kendi görüşünü, ısrarla dile getireceğini, karşı olsan bile kırmadan, dökmeden, kendi düşünceni dayatmadan özgürce ifade ederdin. Zaten sen isyan ve direnişin, zerafet ve güzellikle bütünleştiği ender bir örneksin.
Sakine, 9 Ocak katliamı üzerine o kadar çok şey yazıldı ki ve daha yazılacak da… Ancak en güzelini de sevgili Hasret Birsel söyledi ve yazdı… “9 Ocak Kürtler için bir Millat’tır” dedi.
Millattan sonra, öyle teoriler üretildi ki, Psikiyatri kitaplarına geçecek türden. Günümüze uygun, toplumsal Paranoyayı daha iyi anlatacak örnekler azdır. Psikiyatri kitaplarında toplumsal paranoya örnekleri bulmak için ne kadar zorlandıklarını ve çok üç örnekler bulduklarını bir bilsen. Oysa şimdi söylenenlere bakılsa ne güzel ve anlamlı bir örnek olur. Bak bu toplumsal paranoyak teorilerden biri, senin yoldaşların tarafından öldürüldüğünü söylüyor, hem de bu koroya ilk katılanlar, TC’nin başbakanı ve bakanları… Zaten TC’de devlet hasta idi. “Paranoyak devlet” tanımı da senin sayende tescillendi...
Yaşarken korkulu rüyaları idin. Paris’teki yüzbinler… Amed’deki sessiz yürüyen milyonlar…şimdi daha büyük korkular açtı…Hayal edemiyeceğimiz kadar büyük korkular... Bilirsin sessizlik, doğurgandır, çok şeylere gebedir. Milyonların sessizliği gözyaşı ile birlikte ise, dönüşeceği ses, senin isyanını ve direnişini sonuca götüren ses olacaktır.
Daha senin ve yiğit arkadaşlarının vücudu Paris’te morgda iken bakın neler oldu... Kandil’de bir ilk deneme yapılıyordu. TC Beton delen bombalar kullandı. Kime karşı... Senin yoldaşlarına karşı... Hani seni öldüren yoldaşların varya işte onlara karşı. 7 hevalin öldürüldü bu bombalarla.
Bitmedi... Kerkük’te Kürt partilerin binaları bombalandı… 24 Kürt hayatını kaybetti.
Serêkaniyê’de büyük bir çete grubu şehre girdi. Şehri almak istiyorlardı herhalde....
Bitmedi. İran iki Kürt kardeşi asmaya karar verdi...
Biliyorsun TC Kürt sorununu çözüm projesini açıkladı… Adı “entegre strateji”...
Entegrasyon, asimilasyonun 21’inci yüzyıldaki adıdır. Entegrasyonda şiddet yoktur. Ölmek öldürmek yoktur.” Bir toplumsal olguyu, diğerinin içinde şiddet kullanmadan eritmektir, yoketmektir”. Ancak görünen o ki TC’nin entegrasyonu bayağı kanlı imiş… Milladdan - 9 Ocak- önce ki kitlesel katliamların adı, milladan sonra entegrasyon oldu... O zaman önce şiddetsiz yok edilemiyecekler yokedilmeli ki, şiddet kullanmadan entegre strateji hayat bulabilsin. Senin şahsında sembolleşen, isyan ve direniş ruhu, entegre çözüm stratejisinin önündeki en büyük engeldir. Entegre stratejinin dikenleri vardır… mayınları vardı… Yoksa tesadüf muydu... Senin bedenin morgun soğuk taşı üzerindeyken, beton deliciler Kandili bombalıyordu… İşte Entegre stratejinin mayınlarını temizlemeye senden başladılar… Kandil ile devam ediyorlar...
Sakine, şu psikolojik savaşa değinmeden geçmek olmaz. Psikolojik savaşı üreten ve uygulayan merkezlere taş çıkartan bir psikolojik savaş yürütülüyor. TC medyasının büyük, büyük köşe yazarları, senin öldürülmeni, barış sürecini sabote etmek isteyenler yaptı diyor.
Hani TC otuz yıldır olmayan Kürtler karşı savaşıyordu ya... onun gibi bir şey… Şimdi de olmayan bir barış süreci var ve üstelik bir de onu sabote etmek isteyenler varmış… Ve sana onlar kurşunları sıkmış… Sanki sen o olmayan barış sürecini savunuyormuşsun gibi...
Bak bu psikolojik savaş daha neler yapıyor… Bir örnek, tetikçi ile katili kafalarda karıştırmaya çalışıyorlar… Tetikçinin eğer olursa Kürt kimliği(!) Katili de ele verecekmiş gibi bir manipülasyon yapılıyor… Neyse ki bu çok ucuz ve tutması mümkün olmayan bir manipülasyon… Kargalar bile güler… Ama TC medyası bunu çok ciddi işler…
Asıl psikolojik savaşın en büyük aptallığı ve ahmaklığı nerede yaptığına gelelim. Seni son yolculuğuna uğurlayan Amed halkının duygularını manipüle etmeye çalıştılar… Seni sessizce yolcularlar ise... Olmayan barış sürecine evet demiş olacaklar...
Tek kelime ile Kürdistan tarihini bilmeyenlerin, Kürdü inkar üzerine kurgulanmış düşüncelerde ki cehalet ve ahmaklık örneği…
Nerden bileceklerdi ki... Amed’in tarihsel bir özür borcu vardı… Seyit Rıza’ya, onun torunlarına…
17 Ocak’ta ki milyonların sessizliği, Seyit Rıza’nın torununa... utangaç bir özürün sessizliği idi...
Sakine; Sen yaşarken güzelliğin, zerafetin, isyanın, direnişin sembolü idin... Ölümün birliğimizin sembolü oldu...
Bu da sana kurşun sıkanlara dert olsun...
Milyonların sessizliği...
9 Ocak 2013, isyan ve direnişin sembolü, Dersim’in asi ve asil kızı Sakine, kendisi gibi asil ve asi Fidan ve Leyla ile birlikte, devrimin merkezi, demokrasinin beşiği Paris’te alçakça katledildiler.