
Daha önce, 2011 yılında deprem mağduru Van’a, 2014’te Kobanê’ye yönelik yardım kampanyaları düzenleyen “Freunde helfen Freunden Derneği”, 2015’in Aralık ayında ise Şırnak’ın Cizre ilçesi için kampanya düzenledi.
Almanya’nın Stuttgart kentinde bağlı Waiblingen’de çalışmalarını sürdüren “Freunde helfen Freunden” (Dosttan Dostlara Yardım” isimli dernek, 2015’in Aralık ayında Türk devletinin saldırılarına maruz kalan Cizre için bir kampanya düzenledi. Kampanya çerçevesinde toplanan yardımlarla birlikte gazeteci Thomas Milz ve dernek başkanı Aygül Aras da Kürdistan’a gitti ve izlenimlerde bulundu.
Dernek başkanı Aygül Aras ve gazeteci Thomas Milz, kampanyanın içeriğini ve Kürdistan izlenimlerini gazetemize anlattı.
Kampanyaların organizasyonunda önemli rol üstlenen derneğin Dersimli başkanı Aygül Aras, kuruldukları günden bu yana aynı türde çalışmaları Almanlarla birlikte organize ettikleri söylüyor. Derneğin kuruluşunu ise şu sözlerle anlatıyor: “Van depreminden sonra, maddi imkanım da olmamasına rağmen, çocuklarımın desteğiyle kredi çekerek derneğin kuruluş çalışmalarına aktardım. Resmi statüde altı ayda kurulması gereken derneği, Alman dostlarımızın desteğiyle 3 günde kurduk.”
Derneğin kuruluşu sırasında duyarsızlıktan kaynaklanan bazı sıkıntılar da yaşadıklarını belirten Aras, bunun yanı sıra kadın kimliğinden dolayı da ilk aşamada zorlandığını fakat zamanla aşmayı başardığını anlatıyor.
Aras’ın aktarımlarına göre dernek, kuruluşundan bu yana toplamda 80 bin Euro yardım toplanan üç ayrı proje gerçekleştirmiş:
* Derneğin ilk projesi, Van depreminde zarar görenlere ilişkin olmuş. Yeni kurulan derneğin başkanı Aygül Aras, Van’a gidip bazı aileleri Dersim’deki akrabalarının ve tanıdıklarının evine yerleştirmiş.
* İkinci proje kapsamında Kobanê’ye üç kez maddi yardım aktarılmış.
* Son projede toplanan yardımlar ise Kuzey Kürdistan’da sokağa çıkma yasakları başladığında Milz ve Aras tarafından yerine ulaştırılmış.
Aras, 11 Aralık 2015 tarihinde Amed’in Sur ilçesinde sokağa çıkma yasağına verilen 4-5 saatlik ara sırasında oradaymış. HDP’li siyasetçilerin de aralarında olduğu kitleyle birlikte ilçeye giden Aras, o günü şöyle anlatıyor: “Anlatmakta çok zorlanıyorum. Gerçekten diyebilirim ki, hayatımın en güzel zamanı, orada geçirdiğim on gün oldu. Anlamak için yaşamak gerekiyor. İnsanların mücadelesini görünce, ‘İşte hayat budur’ dedim.”
Sur’da halkın yoksulluğuyla da karşılaştığını sözlerine ekleyen Aras, devam ediyor: “Sur’u yıkıp talan ederek yerine TOKİ binaları inşa etmek istiyorlar. Bu, bir halkı yok etmek demektir. Kültürünü talan etmek demektir. Ben siyasetçi değilim ama yaşadıklarım, gördüklerim bana bunları gösteriyor. Açıkça Kürt kültürünün köklerini yok etmek istiyorlar. Buna yönelik bir savaş var, işgal var.”
Hendeklerin arkasında direnenlerin “halkın kendisi” olduğunu da belirten Aras, “Devletin diliyle ‘terörist’ denen bir şey yok orada. Halk devlet terörüne karşı direnmek için hendekleri kendine siper ediyor. Cizre’de de aynı şekilde” diyor.
Cizre’de de ilk önce tarihi yerlerin hedef alındığına şahit olduğunu aktaran Aras, “Adım atamıyorsun, çünkü her tarafa keskin nişancılar dolmuş. Kurşunun nereden, nasıl geldiğini fark edemiyorsun, her tarafı devletin polisi doldurmuş” diye devam ediyor.
Sur’da sokağa çıkma yasağının ne demek olduğunu çok iyi anladığını belirtiyor Aras ve orada yaşadıklarını anlatmayı sürdürüyor: “Tahir Elçi’nin vurulduğu yeri ziyaret etmiştik. O ara yine panik yaşandı. Çünkü yasak geçici süreliğine kalkmıştı ve herkes ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyordu. Kimilerinin ‘Göç ediyor’ dediği bu insanlar, aslında şehri terk etmiyordu. Sadece evi kalınmaz hale gelmişti ve diğer mahalledeki veya caddedeki akrabalarının yanına gidiyordu. Yoksa şehir dışına çıkan kimseye rastlamadım. Direnen gençler, kadınlar, hepsi seferber olmuş, mücadele ediyor. Mesela bazı mahallelerde barikat yok ama onlar da tencere tava çalıyor, ses yapıyor ve destek veriyorlar.”
Aras’ın gördüklerinden sonra Avrupa’daki Kürdistanlı ve Türkiyelilere de bir çağrısı var: “Avrupa’daki insanlar çok rahat ama buna rağmen hiçbir ses çıkmıyor. Neden sessiziz? Gerekirse Almanya Başbakanı Angela Merkel’in kapısına dayanmalıyız. Gerekirse meclise yürümeliyiz. Ama yapmalıyız.”
“Freunde helfen Freunden Derneği”nin yardımlarıyla birlikte Kürdistan’a giden ve on gün kalan gazeteci Thomas Milz, “Kürdistan’da resmen bir katliam var ama Almanya ve Avrupa buna sessiz kalıyor” diyor.
Milz, çalıştığı ZVW gazetesinde “Erdoğan Kürtlerle savaşıyor” başlığıyla üç günlük yazı dizisi olarak yayınladığı Kürdistan izlenimlerini, bir de gazetemize anlattı.
Kürdistan’ı nasıl buldunuz? Ne gördünüz, ne yaşadınız?
Bunu anlatmak gerçekten zor. Kötü bir durumla karşılaştık. Gittiğimde sokağa çıkma yasağı vardı. Savaş vardı. Aklıma 1945 Almanya’sı geldi. Bu durum beni çok içten yaraladı. Ailem ve dedemler bize İkinci Dünya Savaşı‘nda yaşadıklarını anlatırlardı, o anlatımları yaşattı.
Kürdistan’a gitmeden önce hayatım boyunca bir savaşla karşılaşmayacağımı düşünüyordum. Kürdistan’da savaşla karşılaştım.
Nerelere gittiniz, kimlerle görüştünüz?
Amed, Silvan ve Dersim gezilerimiz oldu ve bu bölgelerdeki kadın belediye eşbaşkanlarıyla görüştük. O bölge için çok harika bir şey bu. Yani kadınların belediye başkanı olduğuna inanamıyorsun. On gün geçirdim orada.
Gözlemleriniz, size orada süren savaşla ilgili ne söylüyor?
Görüştüğüm insanlardan öğrendiğim kadarıyla birkaç şey söyleyebilirim. Bu savaşın birçok sebebi var.
Birincisi, Ortadoğu’daki direniş Irak’la başladı, Suriye’yle devam etti ve bugün de Türkiye içinde direniş var. Bu mücadele ve direniş, Erdoğan’ı korkutuyor.
İkincisi, Kürt silahlı gerilla gücü, DAİŞ gibi bir güce karşı savaştı ve bu da Erdoğan’ı korkuttu.
Üçüncü bir sebep ise 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin çok yüksek bir oyla barajı aşması ve Erdoğan’ın HDP’den korkması oldu. Çünkü HDP’nin savunduğu sistem sadece Kürdistan’la sınırlı da kalmayacaktı, bütün Türkiye’ye dağılacaktı. “Nasıl yok edebilirim” diyerek bütün savaş olanaklarını kullanarak HDP’yi eritmeye çalıştı. İnsanları korkutarak hedefine ulaşmaya çalıştı. İkinci seçimlerde gördük ki bunu başardı da...
Diyarbakır’dan Dersim’e giderken çok büyük ve yüksek inşaatlar gördüm. Bir bölümü bitmişti, bazılarıysa devam ediyordu. Kendi kendime, bu binalara kimin yerleşeceğini, bunlardan kimin kazanç sağlayacağını düşündüm. Burada da devlet eli olduğunu düşünüyorum. Hatta mülteciler için aldığı parayı da bence burada kullanacak.
Bu savaşın acılarını ise esas daha sonra göreceğiz. Kendi halkını yok eden bir devletin acı sonunu göreceğiz. Asıl amaçları halkı yerinden yurdundan etmek, kültürlerini yok etmek. Oysa üç yıl önce yeni bir hayat yeşeriyordu. Barıştan söz ediliyordu. Bugüne tüm tarihi doku zarar görmüş, insanların kültürü yok edilmek isteniyor.
Türk devleti, bu sırada öldürdüğü insanlara ‘terörist’ diyor. Siz gidip gördünüz, terörist miydi gördükleriniz?
Cizre’de direnenlerin çoğu gençlerdi. Çünkü dilleri yok ediliyordu, devlet tarafından işsiz bırakılıyorlardı. Bu gençlik kırım karşısında haykırmaya ve direnmeye başlıyor. “Terörist gençlik” diye isim takıyorlar, oysa bu gençler haklarını istiyor.
Cizre’nin çevresindeki yüksek tepelere konuşlanan tanklar, toplar halkın üzerine ateş ediyor. Halk da buna karşı direniyor. Ev ev bombalanan bir yer var. PKK’nin orada savaştığını görmedim, orada direnen halkın kendisidir. Peki bir halk ne zaman direnir? Hakları elinden alındığı zaman direnmeye başlar. Kürtler de bu durumda. Direnişlerinde ben bunu gördüm. Örneğin bu sorunlardan dolayı Almanya’ya gelen, ama eğitimini alıp geri dönen birçok kişi var. Direniş var çünkü.
Belediye eşbaşkanlarıyla ve başka kurumlarla görüşmeleriniz de oldu mu?
Diyarbakır, Dersim ve Silvan belediye eşbaşkanlarıyla görüştüm, röportaj yaptım. Fakat Silvan Belediyesi eşbaşkanlarından biri hapiste, diğerinin de kayıp olduğu söyleniyor. Onların yerine belediye meclisinden bir kadın belediyeyi, şehri yönetiyor. Bu çok farklı bir durum. Hayran kaldım. Burada öyle bir şeyin olması söz konusu bile olamaz.
HDP ile DBP’nin birçok projesi var. Uygulamaya geçirmek istiyorlar. Birçok şeyi destek almadan da uygulayabilirler ama bunlara şehrin valisi engel oluyor. Bu nedenle önü açık olmayan belediyeler söz konusudur. Üstelik bu projeler, sadece kendileri için değil, tüm Türkiye’ye örnek olacak projeler. Çocukların geleceği için yapılmak istenen projeler...
Diyarbakır’dan Dersim’e giderken birçok baraj inşaatı gördüm. Bu bir doğa katliamı savaşıdır. Barajların yapılması, halkın yerinden yurdundan uzaklaştırılması demektir.
Dersim’de başka nereye gittiniz?
Dersim 38 Şehitliği’ne gittim. Çok acı bir durum. İnsanların geçmişinin ve hayallerinin üzerine bomba atılmış. Yıkılmayan yerleri de sonradan patlatmışlar, yıkmışlar. Çok büyük bir vahşet.
İzlenimlerinizi Alman kamuoyuyla paylaşma fırsatınız oldu mu?
Üç bölüm halinde gazetede yayımladım. Ama bu benim için henüz çok küçük bir şey. 23 Ocak’ta bir panel organize etmiştik ama Türkiye’den gelecek bazı konuklar engellendiği için 29 Ocak’a erteledik. Şu an Diyarbakır Belediyesi’nde olan, burada eğitim almış Serra Bucak ve Sur Belediyesi Dış İlişkiler Sorumlusu bir kadın arkadaşımızı davet ettik. Sonrasında Almanların katılacağı bir panelle devam edeceğiz.
Şunu belirtmek isterim: Mültecilere mal edilen taciz olayı tüm basında işleniyor, gösteriliyor. Ama dikkat ederseniz Kürdistan’da katliam var, kimse bunu görmüyor. Düşünün ki, dünyaya meydan okuyan DAİŞ’e karşı mücadele eden bir halka sahip çıkılmıyor. Burada resmen bir halk yok edilmeye çalışılıyor ama maalesef Almanya ve Avrupa’dan ses çıkmıyor. Bu beni çok üzüyor.
İstanbul’da 10 Alman yurttaş, bir canlı bomba saldırısında yaşamını yitirdi. Bu katliamı nasıl değerlendiriyorsunuz?
İstanbul’daki patlamanın sorumlusu Türk devletidir. Bombacının kimliğini çok hızlı bir şekilde açıkladılar. Büyük bir yalan olduğu görülüyor. Patlamadan bir saat sonra kişinin parmak izlerinin bulunması, resmen bir yalandır. Buna değil ben, çocuklar dahi inanmaz! Senaryonun hazırlandığı ve bir şekilde oynandığı görülüyor. Fakat Avrupa, bu patlamadan sonra ne Erdoğan ne de Türkiye’yle ilgili yönünü değiştirdi. Türkiye NATO müttefiği olduğu için bir şey yapılamıyor. Bence artık Türkiye’nin NATO’dan çıkarılması için bir şeyler yapılmalı.
ÖZCAN BOZOÐLU/STUTTGART