Dış politikayı; iç siyasetin basit bir aracına dönüştüren AKP Hükümeti ve Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan şapkadan insanlarla alay edercesine her gün başka bir şey çıkartıyor.
İki gün önce Mesud Barzani’nin Türkiye ziyareti nedeniyle hem Ankara’da hem de İstanbul’da göndere bayrak çekerek kararsız Kürt seçmenine göz kırpan AKP Hükümeti; hemen arkasından çetelerini Minbic’e saldırtarak Türk faşistlerine de göz kırpmaktan geri durmadı.
Türk faşistleri ile AKP ve Erdoğan arasındaki ilişki bizi çok fazla ilgilendirmez. Ama AKP ve Erdoğan’ın Kürtleri bu kadar kolay kandırabileceklerini düşünmeleri; Mesud Barzani’nin de her defasında AKP’nin artık baygınlık veren bu bayat taktiklerine alet olması Kürt kamuoyunda Barzani’ye yönelik derin kuşku ve hayal kırıklıklarına neden oluyor.
Dün hep bir ağızdan Mesud Barzani’yi diline dolayan düzen medyası bugün “Sözcü Gazetesinden Akit’e” kadar hep bir ağızdan Türkiye’ye bağlı grupların Minbic’e yönelik saldırılarını büyük bir coşku ile karşıladılar.
Havuz medyasından Hürriyet ve Sözcü’ye kadar bütün düzen medyası; Suriye’deki gelişmelerden Kürtlerin moralini bozacak; kendi kamuoyunu mutlu edecek bir şeyler çıkarmaya çalışıyorlar, ama bir türlü istedikleri olmuyor!
Yıllarca içeriye propaganda edilen “Bölgenin güçlü ülkesi, büyük abi!” imajı çok çaba sarf etmelerine rağmen bir türlü tutmuyor.
Burnunun dibindeki Suriye’ye ancak bin bir tavizle, Rusya’dan icazet alarak girebilen Türkiye, bundan sonra da öyle kolay kolay; kendi başına hareket edemez!
Rejim güçlerinin güneyden hızla ilerlemesi ve sözüm ona Türk mevzilerini yanlışlıkla vuran Rus uçakları El Bab’da Türkiye’nin Suriye topraklarında nereye kadar ilerleyebileceğinin sınırlarını da göstermiş oldular.
Türkiye ve ona bağlı gruplar El Bab’a kadar ilerledi ama; güneyden gelen rejim güçleri ile de fiili olarak karşı karşıya gelmiş oldular.
Ellerinde artık kimi zaman silahlandırarak Kürtlere saldırttıkları; kimi zaman ise Suriye topraklarına girmek için bahane olarak kullandıkları IŞİD’e karşı Türkiye’nin sınırlarını güvenceye alma bahanesi de kalmadı.
Şimdi güneylerinde Rejim güçleri; doğu ve batılarında da Suriye Demokratik Güçleri var. Türkiye kendine bağlı grupları Minbic’e saldırtarak hem süreci provoke ediyor, hem de ‘anti-Kürt’ gerçek niyetini ortaya koyuyor.
Bir türlü bölgesel sorunların demokratik çözümüne yanaşmayan Türkiye devleti mevcut tutumu ile; hem içerde hem de dışarıda büyük bir huzursuzluk kaynağı olmaya devam edecek gibi gözüküyor.
Türkiye’nin Ortadoğu’daki sorunlara ne bir çözüm önerisi var; ne de var olan önerilerden her hangi birinin geliştirilmesine müsaade ediyor.
Eskiden “Yeni Osmanlıcı, Alt Emperyal” rüyalar gören Türkiye devleti, bu rüyalarından hiç biri gerçekleşmeyince; 1920’lerden kalma en eski “Kürt anasını görmesin!” pozisyonuna açık bir biçimde geri dönüş yaptı.
Kürt karşıtlığı Türkiye’yi bütün bölge ve dünya için bırakın çözümün bir parçası olmayı; bizzat sorunun kendisi haline getirdi.
Türkiye’de 16 Nisan’da yapılacak olan referandumda sadece başkanlığı konuşmuyor aslında; bu ülkede delilik ve daha iyi, daha özgür yaşama umudu kıyasıya mücadele ediyor.
Biz sadece Erdoğan’ın başkanlığına değil; bize dayatılan bu deliliğe, Minbic’e saldırılmasına, Roboskî’de, Sur’da, Xerabê Bava’da devlet eliyle sürdürülen Kürt düşmanlığına “HAYIR” diyoruz.