
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma ve Mücadele Günü dolayısıyla dünyanın birçok ülkesinde kadınlar sokaklara çıkacak ve şiddete karşı kadın dayanışmasını haykıracak.
Mirabel Kardeşler, Dominik Cumhuriyeti’nin faşist diktatörlüğüne karşı mücadele eden üç kız kardeşti ve kendileri gibi devrimci olan eşlerini cezaevinde ziyaret ettikleri gün tecavüze uğrayarak bedenleri kayalıklardan aşağı atıldı. Bu katliam, basına “trafik kazası” olarak geçirildi. Yılardır kadınlar, Mirabel Kardeşler şahsında kadına yönelik şiddeti protesto ediyor ve ortak mücadele çağrısı yapıyor.
Bu yıl, tüm zamanlardan farklı olarak başta Kürdistan olmak üzere Kobanê’de destan yazan YPJ şahsında kadının öz savunması öne çıkarılarak, şiddetle mücadele daha fazla işlenecektir. Ancak sistemin politikaları açısından kadına yönelik şiddetin algı operasyonlarıyla gündeme geleceği bir aya daha giriyoruz. Erkek egemen sistem yine rakamlarla öldürülen kadınların sayısını, ismini ve öldürülüş gerekçesini verecek. Günlük ve aylık bilançolar karşımıza çıkacak. Toplama ve çarpmalar yapılacak. Mesela Türkiye’de, “psikolojik bunalıma girmiş, kötü birkaç erkeğin birkaç kadını nasıl ve neden öldürdüğünü” anlatacak TV kanalları. Ve 26 Kasım sabahından itibaren kadına yönelik her türlü şiddetin kanıksanan istikrarıyla devam etmesi için erkek aklı devrede olacaktır. Şiddetin sayısı biraz arttığında ya da şiddetin biçimi haber niteliği taşıyacak derecede (!) ilginç olduğunda kadın ölümleri gündeme gelecek. Örneğin bir genç erkeğin 80 yaşında tek başına yaşayan yaşlı bir kadına tecavüz etmesi, bir erkeğin “sokak ortasında” herkesin gözü önünde eşini otuz yerinden bıçaklaması, kadının cesedini iki yıl evin bodrumunda saklayan adamın hikayeleri toplam beş saniyeyi geçmeyen kızmalarla izlensin diye algı inşası ile uğraşılacaktır. Binlerce yıldır her saniye bitmeden, tükenmeden, artarak süren ve normalleştirilmek istenen kadın kırımına karşı kapalı salonlarda paneller, konferanslar yapılacak; çözüm önerileri sonuç bildirgelerine konulacaktır. Ve kadınlar katledilmeye devam edecektir.
Mekanizmalar devletin olduğu sürece...
Öldürülen kadınların sayısını normalleştirerek veren ve insanlığa “gerçek bilgi” sunduğunu iddia eden tüm mekanizmaların devletin denetimindeki kurumlar olduğuna dikkat çekerek bu verilere şüpheyle bakmak gerekecektir. Bir günde öldürülen kadınların sayısı ancak devletin karakolları, devletin sağlık birimleri ve devletin adli makamlarının denetimindedir. Sistem devam ettiği sürece hiçbirimiz gerçek rakamların ne olduğunu öğrenemeyeceğiz. İntihar etti denilen kadının aslında balkondan atıldığını, zehirlendiğini, tek kurşunla ensesinden vurulduğunu bilmeyeceğiz. Bilmek için başvuracağımız mekanizmalar devlete bağlı olduğu sürece rakamlar, algıları yaratmada kadına yönelik şiddeti normalleştirecektir.
Kadının günümüzdeki statüsünü ve şiddet verilerini incelemek sosyolojik açıdan elbette önemlidir. Zihniyet algısının yaratılması boyutuyla cinsiyetçiliğin nasıl işletildiğini tüm mekanizmalarda görebilmek de önemlidir. Basının dili, eğitim sistemi, dinin siyasal ranta kurban edilmesi, toplumsal değerler, devletin yasaları bu mekanizmayı oldukça profesyonel bir şekilde işletiyor. Kadına yönelik şiddetin, sömürü biçimlerinin yöntemini, mekanizmalarını açığa çıkarmak da elbette önemlidir. Ama daha da önemli olan erkek egemen zihniyetin neden kadın cinsine bin yıllardır bu denli ideolojik bir saldırı düzenlediğidir.
Bin yılların zulmünün kaynağı ne?
Ortada bir ezen-ezilen ilişkisi, bir ötekileştirme ve bir katliam planı varsa burada ezilenin var oluşunu, kim olduğunu, kimlerin hedefi haline geldiğini açığa çıkarmak gerekir. Kadın kimliğinin tarihsel ve kültürel olarak doğru tanımı bizi bu katliamların nedenine daha rahat götürecektir. Ve sonuç olarak karşımıza erkek aklının hiç de hoşuna gitmeyecek bir sonuç çıkacaktır: Erkek egemen, devletçi zihniyetin kendi iktidarını sürdürebilmesi için önündeki en büyük engel olan kadın doğasını yok etmek istemesidir, bu gerçek. Kadının, yaşamın anlam gücü olduğunu; tarihsel ve kültürel olarak yaratıcılığını, doğal toplum sürdürücülüğünü bağrında hep taşıdığını bilen iktidar sahipleri bu özün açığa çıkmasını engellemek için katliam planlarını uygulamaktadır. Çünkü erkek akıl, kadının açığa çıkacak olan hakikatinden korkmaktadır. Bu yüzdendir ki kadın kimliğinin inşası eve kapatılma, eğitimden mahrum edilme, namus adı altında dizayna sokulma, türlü gerekçelerle taciz, tecavüz, öldürülmeler üzerinden gelişecektir.
Kadın gerçekliğinin açığa çıkarılmasında, erkek aklından bağımsız sorunu ele almak, düşünmek ve bilimsel veriler oluşturmak çözüme en yakın yaklaşımdır. Nasıl ki DAİŞ’in Kobanê’ye saldırısının sadece bir coğrafyaya değil, oradaki demokratik toplum modeli inşasına olduğu açığa çıktıysa; erkeğin kadına saldırısının da kadın kültürüne karşı bir saldırı olduğunu görmek gerekmektedir. Kobanê direnişi bir halkın sadece toprağını koruma direnişi değil; kendi yaşam hakikatini sürdürme ısrarının direnişidir. DAİŞ bu yüzden saldırmakta, Türkiye bu yüzden DAİŞ’e destek vermektedir. Kadın kimliğinin açığa çıkarılması da toplumsal tüm sorunların çözüm gücü olacağına göre toplum düşmanı olan egemenler de erkek cinsi üzerinden saldırılarını sürdürmektedir. Bu yüzdendir ki kadınlar savaşta ve toplumsal tüm dinamiklerde ilk hedef olurlar. Yakın zamanda sınırları tanımayan Kader Ortakaya’nın hedef gözetilerek öldürülmesi bu yüzdendir. Sakine Cansızların katledilmesi bu yüzdendir. YPJ gerillalarına karşı öfke bu yüzdendir. DAİŞ ve ona destek verenlere karşılık Kobanê direnişi ile erkek ve ona destek verenlere karşılık kadınların direnişi aynı paradigma çerçevesinde ele alınmalıdır. Çünkü açığa çıkması istenmeyen doğal toplum kültürü kadınlar ve Kürt halkı öncülüğünde tekrar kendi köklerinden yeşermeye başlamaktadır.
İdeolojik şiddete ideolojik yanıt
Egemenler için kadın öncülüğündeki doğal toplum kültüründen daha korkunç ne olabilir ki! İktidar yok, azami kar kanunu yok, sömürü düzeneği yok, kadınları mal-mülk, cinsel obje olarak görmek yok, doğayı katletmek yok. Zihniyet inşalarıyla egemenliğini haklı ve meşru göstermeye çalışan iktidar sahiplerinin özel savaş yöntemlerini kullanarak kadın kimliğine savaş açtığını görmek önemlidir. “Ya benim olacaksın; ya da seni yok edeceğim” diyen erkek zihniyetinin aslında bedenen yok ettiği varlığın kültürel olarak bir zihniyetin sürdürücüsü olduğunu görebiliriz. Kadına yönelik şiddetin ideolojik bir saldırı olmasına karşılık verilecek mücadelenin de ideolojik olması gerekmektedir. Herkesin kendi öznesi olması için inşalar gerçekleştiren kapitalist modernite, erkek cinsini de kadın üzerinden iktidar sahibi yaparak temel sömürü mekanizmasındaki köleliğini görünmez kılmaktadır. Kadını susturarak, bastırarak, küçümseyerek, taciz ve tecavüz ederek, öldürerek, emeğini sömürerek iktidarını güçlendirdiğini düşünen erkeğin, bilinç boyutuyla kendine yönelmesi gerekmektedir. Cins bilincinin kadında olduğu kadar erkekte de tartışılması ve açığa çıkarılması zorunluluktur. Kendi cinsi eril zihniyetin temsilcisi olarak kadın katliamlarını sürdüren erkeklerin soruna dışarıdan bir seyirci olarak bakması, günlük pratiklerini liberal anlayışla düzenleyerek demokrat erkek olduğunu iddia etmesi sorunu çözmek bir yana daha da derinleştirmektedir. Kadına bir toplumsal varlık olarak değil; bir eş, bir anne, bir sevgili olarak bakan erkek akıl devam ettiği sürece kadın katliamları doğallaştırılarak sürecektir.
Erkekler için de 25 Kasım!
Bu 25 Kasım’da kadınlar şiddeti sorgulayacak ve tüm bedelleri göze alarak mücadele sözü verecektir ancak artık erkeklerin de bu konuda kendilerini, şiddete karşı duruşlarını sorgulamaları önemlidir. Erkeği dönüştürmek kadının mücadele alanı olmakla birlikte özgürlük iddiasında bulunan erkeklerin de kendilerindeki erkeklik inşasını kırma noktasında iddia sahibi olması gerekmektedir.
Öfkemiz örgütlenerek devam edecek…
Şengal’de Êzîdî kadınların DAİŞ çeteleri tarafından tecavüz edilip pazarlarda satılmasına, Roboskî’de annelerin evlatlarını yitirmesine, kendisine tecavüz eden erkeği öldürdüğü için Reyhaneh Cabbari’nin idam edilmesine, Hindistan’da kadınların kısırlaştırılırken ölümüne, tacizlere, tecavüzlere, katliamlara karşı öfkemiz artacak ama bu öfkeyi örgütlemek ve mücadelemizi yükseltmek büyük sorumluluğumuz olacaktır.
Tüm kırım politikalarına ve tecavüz kültürüne rağmen biz kadınlar açısından özgürlük, yanıbaşımızda nefesini hissettiğimiz büyük bir hakikat aşkı olmaya devam ediyor. Bedenini bomba yapıp düşmanın tankını havaya uçuran Arin Mirkanlar, sınır tanımayan Kader Ortakayalar şahadetleriyle kadının inancını, direnişini, inatçılığını, cesaretini bir kez daha tarihe yazdılar. Bizler de bu mirası sahiplenerek direnişimizi yükselteceğiz. Kendimizi yeniden tanımlayacağımız tarihimiz, bilimsel veriye dökülen mücadele kazanımlarımız, kadın kurtuluş ideolojimiz, anılarına bağlı kalacağımız şehitlerimiz, bizi her zaman aydınlatan Güneşimiz var ve özgürlük çok yakınımızda... Kadın öncülüğünde gerçekleşecek olan özgürlük, kendi kökleri olan Ortadoğu topraklarında bizi bekliyor.
FİGEN ARAS