Miroğlu tanık değil, sanıktır

12 Eylül 2022 Pazartesi - 21:30

Musa Anter

Musa Anter

  •  Gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa) 20 Eylül 1992’de Amed'de katledilmesine dair açılan davanın duruşması, bu hafta Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde zaman aşımına 5 gün kala görülecek. Adalet, Dışişleri ve İçişleri bakanlıkları ile yargı, zaman aşımı için elbirliğiyle büyük bir çaba gösteriyor. 
  •  İtirafçı Abdulkadir Aygan'ın ifadesini almamak için uğraşan devlet kurumları, Anter'in katledilmesi sürecinin temel aktörlerinden Orhan Miroğlu'nun 'JİTEM'deki Tayfun' olarak deşifre edilmesinden sonra mahkemeye çıkarmadı. Kurgusu bozulan AKP yöneticisi Miroğlu, PKK'ye çamuratmakla meşgul.
  •  Anter'in oğlu Dicle Anter, "Ben artık Miroğlu'nun tanık değil, sanık olduğunu düşünüyorum. Bu kadar açık ve net söylüyorum. Hem Tayfun meselesi hem tüm hikayenin onun anlatımı üzerine kurulması hem de PKK'ye bulaştırma çabası da bunun göstergesi. Miroğlu, tetiği çekenlerle iş birliği yapıyor."

 

Kendini, “Bu ülkenin 55 yıllık girdisinin çıktısının yalnızca yeminli şahidi değil sanığı, mahkumu, davacısı” olarak ifade eden ve 20 Eylül 1992’de katledilen Kürt aydını Musa Anter’in 30 yıldır süren dava dosyası, zaman aşımı riskiyle karşı karşıya. Davanın son duruşması 15 Eylül Perşembe, yani zaman aşımına 5 gün kala yapılacak. 30 yılda etkin bir soruşturma yürütülmeyerek sürüncemede bırakılan davada tabiri caizse bir arpa boyu yol alınamadı. 

Türkiye siyasi tarihinde 'faili meçhul' cinayetlerle anılacak olan 1990’lar, Vedat Aydın’ın katledilmesiyle başladı. 90’ların karanlık dehlizlerinde 'faili meçhul' cinayetler, gözaltında kayıplar hız kesmeden devam ederken, bir yıl sonra sokak ortasında bir hayat daha son bulacaktı. Bu kez kurban, Kürt aydını, gazeteci-yazar Musa Anter, Kürtlerin deyimiyle Apê Musa’ydı. Kültür-Sanat Festivali için 20 Eylül 1992'de Amed’e gelen Anter, gündüz festivale katılarak, kitaplarını imzaladı, akşam Seyrantepe Mahallesi’nde yanında Orhan Miroğlu varken katledildi. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce rutin soruşturma yapıldı, hatta PKK'nin yaptığı iddiasıyla soruşturma seyrinden çıkarılmak istendi. 

Abdülkadir Aygan, 2004'te "İtirafçı Bir JİTEM'ci Anlattı" adlı kitabında Anter cinayetiyle ilgili Binbaşı Ahmet Cem Ersever, "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım, Mustafa Deniz, "Hogir" kod adlı Cemil Işık, El Muhaberat'ın eski elemanı Neval Boz, JİTEM Telsiz Kumanda Merkezi'nde görevli Ali Ozansoy, JİTEM Tim Komutanı Savaş Gevrekçi ve "Şırnaklı Hamit"in adını verdi. 2007'de dosya raftan indi. Başsavcılık, "Devlet beni korursa mahkemede tanıklık yaparım" diyen itirafçı Abdulkadir Aygan'ın İsveç'ten iadesi için girişim başlattı ve cinayette adı geçen "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım, itirafçılar Aygan, cinayet günü Jandarma Genel Komutanlığı-İstihbarat Başkanlığında görevli Ali Ozansoy, Cemil Işık, Şırnaklı Hamit ve ölen Binbaşı Ahmet Cem Ersever hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkardı. Şırnaklı Hamit'in Hamit Yıldırım olduğu konusunda bulgular ortaya çıkınca, hakkında yakalama kararı verildi. 

İlk olarak Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dava ile başlayan yargılama süreci, daha sonra kamu düzeni gerekçesiyle diğer 'faili meçhul' cinayetler dosyalarında olduğu gibi bölge dışına çıkarıldı. Dosyanın 2015'te Ankara’ya nakline karar verildi. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamada çok sayıda tanık dinlendi, bazı kurum ve kuruluşlardan ise eksik de olsa bilgi ve belge toplanmasına çalışıldı. Tetiği çeken kişi olarak “Şırnaklı Hamit“ olarak belirtilen ve itirafçı Abdulkadir Aygan tarafından kesin olarak teşhis edilmiş olan korucu Hamit Yıldırım, 5 yıl süreyle tutuklu olarak yargılandı. Hamit Yıldırım daha sonra yasal tutukluluk sınırı dolduğu için yurt dışı yasağı ve imza verme biçimindeki adli kontrol kararıyla birlikte tahliye edildi. Daha sonra başta 'Yeşil' kod isimli Mahmut Yıldırım ile bazı kamu görevlileri ve itirafçılar aleyhine açılmış olup Diyarbakır JİTEM Ana Davası olarak bilinen dava ile Dersim’de Ayten Öztürk’ün kaçırılıp katledilmesine ilişkin olarak Elazığ’da açılan davaların Musa Anter cinayeti davasıyla birleştirilmesine karar verildi. Halen İsveç’te yaşayan sanık Abdulkadir Aygan’ın savunmasının alınması süreci sağlıklı bir şekilde işlemeyince yargılama tıkandı. Mahkeme, başlangıçta İsveç’e giderek Abdulkadir Aygan’ın ifadesini bizzat almak istedi, ancak Adalet Bakanlığı buna müdahale ederek mahkemenin bu kararını geri almasını sağladı. Bunun yerine Abdulkadir Aygan’ın talimatla ifadesinin alınması için İsveç’e yazı yazılmasını istedi. Mahkemenin Adalet Bakanlığının bu biçimde müdahalesi ve yönlendirmesiyle İsveç’e yazdığı yazılar sonucunda Abdulkadir Aygan ifade vermeyi reddetti. Abdulkadir Aygan’ın ifade vermeyi reddetmesi üzerine avukatların talebi ve ısrarı sonrası mahkeme, bu kez yeniden bizzat kendisinin ifadesini almaya karar verdi. Bu karara karşı Adalet Bakanlığı, sessiz kalmasına rağmen İsveç ile bu konuda yapılması gereken adli iş birliği yazışmaları ağırdan alarak sürecin fiilen işlemez hale gelmesine neden oldu. Gelinen aşamada Abdulkadir Aygan’ın ifadesinin alınması noktasında tıkanmış durumda. Avukatlar, bu tıkanmanın aşılması amacıyla zaman aşımı süresinin dolma riskine dikkat çekerek, Abdulkadir Aygan hakkındaki yargılamanın tefrik edilmesi ve mevcut delillerle bir karar verilmesini talep ediyor, ancak mahkeme her defasında reddediyor.

Cinayette adı geçenlerden Ersever, Deniz, Boz ve Işık öldürüldü. Aygan İsveç'te yaşıyor, Yeşil'in akıbeti ise bilinmiyor. 35. celsesi görülecek birleştirilen dosyada tutuklu sanık yok. 

Nuray Özdoğan

Hamit Yıldırım ihlal ediyor

Muhabirimiz Bircan Değirmenci'ye konuşan davanın avukatlarından Nuray Özdoğan son gelen yazışmalarda Hamit Yıldırım’ın adli kontrol kararını ihlal ettiğine dair bilgi verildiğini söyledi. Avukat Özdoğan, “Adli kontrolün devam edip etmediği mahkemeye sorulmuş, çünkü kontrol yerine getirilmediğinde yeniden tutuklama kararı verilebiliyor. 9 Eylül'de Şırnak Savcılığı tarafından yazışmaya gelen yanıtta, Yıldırım’ın 5 Eylül tarihli (haftada bir yapılan imza atma şeklindeki) adli kontrol yükümlülüğünü yerine getirmediği görülüyor. Günü mü kaçırdı yoksa ülkeden mi kaçtı henüz bilinmiyor” dedi. 

Zaman aşımı için çabalıyor

Zaman aşımı riski yüksek bir dosya olduğu için Aygan açısından dosyanın tefrik edilmesi ve diğer sanıklar hakkında ceza verilmesi talebinin reddedildiğini anımsatan Av. Özdoğan, şöyle devam etti: “Şimdi ‘Bir sanık bulunamıyor’ diye dosya cezasızlıkla sonuçlandırılamaz. Tutanaklara, yazışmalara bakıyoruz, olay aslında çok açık. Meclis kayıtlarına giren raporlar, tanık ve sanık beyanları ile tüm dosya kapsamı itibarıyla cezalandırma kararı için dosyada yeterli delil mevcut. Yargılama süresince bu cinayetin zaman aşımına sokulması için Adalet, Dışişleri, İçişleri Bakanlıkları ve bu süreci yürüten yargı mensuplarının elbirliğiyle büyük bir çabasını gözlemledik. Cinayet tarihi itibarıyla ne yazık ki 20 Eylül’de zaman aşımına uğraması riski yüksek. Hala Hogir kod adlı Cemil Işık’ın öldürülmesine ilişkin bilgi elde edilmeye çalışılıyor. Adalet Bakanlığı aracılığıyla hem İsveç’te bulunan Aygan’ın ifadesine başvurulması hem Cemil Işık’la ilgili bilgiler isteniyor. Adalet ve Dışişleri Bakanlıklarıyla ayrı ayrı yazışmalar yapılıyor. Bakanlık samimi bir niyet göstermediği sürece bunların sonuca ulaşması mümkün değil.” 

Zaman aşımına uğratılması da suç

Av. Özdoğan dosyanın zaman aşımına uğratılmasının da başlı başına bir suç teşkil ettiğini belirterek, şunları ifade etti: “Aslında hem sanıkları koruma, hem cinayetin aydınlatılmasını engellemek suçtur. JİTEM belki de Türkiye’de yıllarca süren bu faili meçhul cinayetlerin işlenmesi için kurulmuş. JİTEM gibi gayri resmi ama kurumsal yapılar her zaman var oldu. Dönemsel olarak yöntemleri değişse de hedef gruplar her zaman öncelikli olarak Kürtler ve muhalifler oldu. Yargılamada hala sanık Aygan’ın ifadesinin alınmasını bekliyoruz. Defalarca basına demeç vermiş bir sanık. Mahkeme basına verilen beyanatları da yeterli görmedi. ‘Sanığın ifadesini savunmasını almadan bu sanık hakkındaki karar veremem’ dedi. Evet ceza kanunu ve muhakemesi gereği sanığın ifadesinin alınması gerekir ama bir sanık gözümüzün önündeyse, basına sürekli beyanat veriyor fakat fiziki olarak ulaşılamıyor, ifadesi alınamıyorsa böyle ağır bir suç cezasız mı kalacaktır? Cinayetin nasıl işlendiği o kadar açık ki beraat kararı verme açısından da çok zor bir dosya. Bu nedenle sürüncemede bırakarak zaman aşımına sokmak en azından belli mekanizmalarca işlevli bir iş olarak görülüyor.”

İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar

Bu tür cezasızlıkla sonuçlanan dosyalarda zaman aşımıyla sık karşılaştıklarının altını çizen Avukat Özdoğan, “Musa Anter cinayeti dosyası ile Diyarbakır JİTEM dosyası ve Ayten Öztürk cinayeti dosyasının birleştirilmesi bu niyetin önemli göstergesiydi. Etkin bir soruşturma yürütmek mümkün olmaktan çıkıyor. Yargıçlar değişiyor fakat yargının tutumu değişmiyor. İnsanlığa karşı işlenmiş suç olarak değerlendirilmeli. Mahkemenin de zaman aşımını bu dosyada işletmemesi gerekiyor.”

Suç işleyenler maaş alıyor

Diyarbakır JİTEM dosyası sanıklarından Erhan Berak ile ilgili Diyarbakır Valiliği ve Jandarma Bölge Komutanlığı arasında geçen yazışmanın içeriğine dikkat çeken Av. Özdoğan, "Valilik Jandarma Bölge Komutanlığına 'Bu personelin özlük işlemlerini değerlendirmek üzere bu kişiyle ilgili kovuşturma sonucu nedir? İddianame varsa karar sonucunu bize gönderin' diye soruyor. Bu şu anlama geliyor. Erhan Berak gibi JİTEM içerisinde suç işleme isnadıyla yargılanan birçok sanık, devlet kurumlarında çalışmaya ve maaş almaya devam ediyor. Belli ki bunların emeklilik durumu söz konusu. Bu nedenle özlük işlemleri açısından kişinin son durumu soruluyor. Dehşet verici bir durum.”  

Dicle Anter 

Miroğlu, 'Tayfun' olarak mı görevli

Musa Anter’in oğlu Dicle Anter ise Orhan Miroğlu’nun tanık değil de sanık olarak sorgulanması gerektiğini söyledi. MİT'in eski Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür’ün Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'a atfen Miroğlu için söylediği "Biz onu Tayfun olarak tanıyoruz" sözleri uzun süre tartışıldı. Dicle Anter, hem muhabirimiz Bircan Değirmenci'ye hem de Kısadalga'dan Kemal Göktaş'a özetle şunları söyledi: "Babam normalde Demir Otel'e yerleşiyordu ama Büyük Otel'de yer ayırıyorlar. Etrafında koruma yok. Bizim köyden akrabası/evlatlığı Süphan Mete var. Orhan Miroğlu onu yemeğe götürecek. Süphan'ı yanından uzaklaştırmak istiyor. Bunun için Neriman hemşire (Kimliği ve Miroğlu ile ilişkisi başka konu) de devreye giriyor ve Süphan ondan ayırıyorlar. 

Öncesi ve cinayetin hikayesi

Hikayenin bundan sonrasını Miroğlu anlatıyor. Ne kadar doğru ne kadarı yanlış bilmiyoruz. Vuran kişi gelip onları alıyor. Dava sürecinden Mehmet Eymür'ün ifadelerinden sonra Miroğlu'nun kim olduğu ortaya çıktı. Mehmet Eymür, Yeşil'in sorgusunu anlatırken bu konuya da değiniyor. Yeşil'in Miroğlu'nu 'Tayfun' olarak bildiklerini söylediğini anlattı. Cinayeti PKK'ye yıkmak için Tayfun'u öldürmediklerini söylüyor. Böyle olunca şaşırdık. Orhan Miroğlu da yalanlamadı, yalanlamak yerine PKK'yi suçladı. 

Miroğlu tanık değil, sanıktır

Ben artık Miroğlu'nun tanık değil, sanık olduğunu düşünüyorum. Bu kadar açık ve net söylüyorum. Hem Tayfun meselesi hem tüm hikayenin onun anlatımı üzerine kurulması hem de cinayeti PKK'ye bulaştırma çabası da bunu gerektiriyor. Bence Miroğlu, tetiği çekenlerle iş birliği yapıyor.

Kendini sıyırmaya çalışıyor

Bundan evvel milletvekiliydi. Şu anda AKP’nin MYK’sındasın, bu konularda yetkilisin, devlet arşivlerinden çıkarabilirsin ama bu konuda herhangi bir girişimde bulunmadı. Mahkemeye bile gelmedi. Devamlı suçu PKK’ye atarak kendini sıyırmaya çalışıyor.”

Etkin bir soruşturma yürütülmedi

Anter, davanın zaman aşımına uğramaması için ellerinden geleni yapmaya çalıştıklarını söylüyor: “Zaman aşımının bir insanlık suçu olduğunu her zaman söylüyoruz. Abdülkadir Aygan, Orhan Miroğlu gibi o akşamın canlı tanıklarının ifadeleri alınmadı. Bu bakımdan daha etkin bir soruşturma olmadığı için biz zaman aşımının olmasından yana değiliz. Mahkeme günü de bazı taleplerimizi sunacağız. Bu talepler doğrultusunda bakalım mahkemenin vereceği karar çok daha önemli bir safhaya gelmiş olacak. Herkesin bildiği bir cinayet, devlet tarafından işlenmiş bir cinayet. Kutlu Savaş’ın hazırladığı Susurluk raporundan beri bu cinayetin devlet tarafından işlendiği gayet açık ve net. Raporda ‘Musa Anter’in öldürülmesi bir hataydı, Anter işin felsefesiyle uğraşıyordu’ diye bir ibare var. Bu ibare doğrultusunda artık başka bir şey düşünmek abes olmaz mı? Eğer mahkeme bir karar vermez ve dosya zaman aşımına uğrarsa biz de Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sürecini devreye sokacağız.”  AMED

 

Miroğlu, 1980’lerde Kemal Burkay taraftarı olarak girdiği Diyarbakır Cezaevi'nde direnmeyip teslim olanlardan. Cezaevinin başındaki binbaşı Esat Oktay Yıldıran’ın köpeğinin bakımıdan sorumluydu. Cezaevinden sonra dışarıda görevliydi. Musa Anter cinayetindeki rolünü örtbas için 'politik' kimlik edindi. Süphan Mete, ilk günden beri Miroğlu'nun rolüne işaret etti ama kimseye anlatamadı. Deşifre olana kadar da Kürt siyasetini istismar etti. JİTEM kurucularından Arif Doğan bile yıllar sonra devlete sitem edip konuşmaya başlayınca "Miroğlu Musa Anter’i sattı" dedi. Miroğlu, Kürtler içindeki görevini tamamlayıp devletin kucağına döndü ve yıllardır iktidar partisinde. AKP Milletvekili, MYK üyesi. Erdoğan'dan sonra en çok sevdiği ve tüm etkinliklerini paylaştığı kişi ise Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu. Ölen Türk askerleri için yas tutuyor, PÖH elemanlarını ziyaret ediyor. Böylece tam bir Tayfun olarak beslendikçe Kürdistan Özgürlük Mücadelesine küfrediyor. 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.