Sadece aynı bölgede yer aldıkları için değil, ama kurulacak yeni statükonun kilit taşı oldukları için gündemde. Aynı nedenle saldırılara ve kanlı katliamlara hedef oluyorlar. Her türlü hukuki, insani yasa ve değer kana bulanmış cenazeler olarak yerlerde sürünüyor. Bölgeye müdahale eden emperyal güçler, kendi çıkarlarından-egemenliklerinden başka ölçü tanımıyor. Bu çifte standartlı yaklaşım kendisini Rojava ve Mısır’da açıkça gösteriyor.

Emperyalist devletlerin oluşturduğu yüz yıllık statüko çöküyor. Arap baharı ezilenlerin eşitlik-özgürlük istemlerinin en açık ifadesiydi. Ama ezilenler bir kez daha bastırılıp yeni kölelik biçimlerine hapsedilmek istendi. Bu nedenle “çizmeden yukarı çıkan”, istenmeyen direnişler eziliyor. Eziliyor ama gene de istikrar sağlanamıyor-sağlanamaz. Halkların özgürlük özlemleri ve mücadeleleri yok edilemez.
Mısır’da eski statükonun yıkılması için muhalefet teşvik edildi. Ama Mursi ile devlet başkanlığını kazanan muhalefet, sistemi tehdit eder hale gelince kanlı biçimde tasfiye ediliyor. Bütün dünyanın, özellikle de “medeni” Batı’nın, canlı yayında izlediği katliamlar karşısında ağzı var-dili yok. Çünkü onların medeniyeti-hukuku kendi çıkarlarıyla sınırlıdır. Çok örnekleri görüldüğü gibi, çıkarlarının bittiği yerde hepsi de biter.
Mısır’daki gelişmeler, herhalde en çok Türkiye’de ve endişeyle izleniyor. Çünkü, Türkiye Mısır’a model olmak isterken, yoksa Mısır mı Türkiye’ye model olacak korkusu var. Bazıları fantezi gibi görse de, bu tümden boşuna bir korku değildir. Gerçekten, herkese eşitlik ve demokrasi olmazsa, sonuçta bir müdahale kaçınılmaz olarak gündeme gelebilir. Mısır’dan ve tarihten ders alınacaksa, çoğunluk diktası demokrasi olarak görülemez. Çoğunluk ulus, din, mezhep, cins ya da oy olarak ifade edilse de, halkın geri kalanı üzerinde dikta kuramaz, kurmayı düşünemez. Bunun aksine davrandığı sürece demokrasiden söz edilemez. AKP ve Erdoğan’ın en zayıf noktası da budur. Onlar 2002’de, yüzde 36 oyla iktidar olduklarını unutmuş görünüyorlar. Şimdi “Yüzde 50 oy aldık, onları evinde zor tutuyoruz” diyerek muhalefeti tehditle susturmaya çalışıyorlar. Gezi parkı direnişi ve sonrasındaki polis terörünü demokrasi olarak görüyorlar. Bu durum da eşitlik-özgürlük ve demokrasi isteyen halkı endişelendiriyor.
AKP politikasının demokrasi dışı-hukuk dışı olan diğer açık bir örneği de Rojava’da yaşanıyor. Rojava halkı, denilebilir ki, tümünün katılımıyla ve desteğiyle bir devrim gerçekleştirdi. Kendi yönetim organlarını ve savunma gücünü oluşturdu. Şimdi sahte dincilik adına bu devrime ve sivil Kürtlere saldıran, katliamlar yapanlar kimler? Bu katliamcı çetelerin, arkasındaki destekçileri kimler? Rojava yönetiminin açıklamalarına ve medyaya düşen belgelere bakarsak, çetelerin arkasındaki güç, en başta AKP Hükümeti gibi görünüyor. Mısır’da demokrasi isteyen AKP Hükümeti, niçin Rojava’da demokrasiye karşı katil çetelerini besliyor ve destekliyor? Bu hangi hukuka, ahlaka, dine, imana sığar? Bu tutumdaki AKP Hükümeti’ne kim güvenir?
İşin daha da önemli yanı bu gelişmelerin çözüm sürecine etkisidir. Rojava halkının demokratik iradesi tanınmadıkça, Rojava’da kanlı katliamlar sürdükçe, Kuzey’de çözüm süreci ilerleyebilir mi? Kuzey’i bırakalım diğer parçalarda ve bölgede huzur olur mu? Toplanma hazırlıkları içindeki Kürt Ulusal Kongresi, herhalde bu sorulara açık cevap verecektir. Ama bugünden görünen o ki, çözüm eski statükoyu değişik biçimde sürdürmeye kalkışmakta değildir. Çözüm, bütün ezilenlerin eşitliği-özgürlüğü temelinde yeni bir toplumsal yaşam kurabilmektedir. AKP ve devlet buna yanaşmadığı sürece çözüm olmaz. AKP ve devlet ise buna yanaşacakmış gibi görünmüyor. O zaman süreç tıkanacak mı?
Bu konuda fal açmak yerine şunu görmek gerekiyor. Çözüm süreci sadece müzakere değil, müzakere ve mücadele sürecidir. Nasıl ki mücadeleler müzakere sürecini başlattıysa, süreci ileriye ve başarıya götürecek olan da mücadeledir. Rojava’daki direniş, güncel olarak bu mücadelenin en sıcak-en ileri cephesidir. Sürecin Kürtler ve tüm ezilenler için özgürlük kapısını açmasını istiyorsak, Rojava devriminin her türlü azgın saldırıyı püskürterek kazanması şarttır.