HDP Amed mitinginin bombacısı olduğu iddia edilen Orhan Gören isimli bir kişi yakalandı. Zanlı, ilk ifadesinde Suriye’de DAİŞ’e katıldığını; mitingde bombalı eylem yapmak üzere Türkiye’ye giriş yaptığını, eylemden sonra Antep’teki İ.B’yi telefonla arayarak kendisini yeniden Suriye’ye geçirmesini istediğini belirtti.
Bomba eylemcisi Orhan Gören’in babası M.G ise yaptığı açıklamada, oğlunun Suriye’ye gidişinden ve DAİŞ üyesi olduğundan Emniyet ve istihbaratın bilgisi olduğunu söyledi.
M.G oğlunun nasıl kullanıldığını ve devletin bu olaylardaki rolünü çok yalın bir dille ifade etti; "Bir devlet eğer vatandaşına sahip çıkamıyorsa, benim çocuğum oralara kadar gidebiliyorsa demek ki bu devletin işi bitmiştir. Vali ile görüşüyoruz, emniyete başvuruyoruz, 'Oğlun 19 yaşını geçmişse bir şey yapamayız. Onu geri getiremeyiz' cevabını veriyorsa bu devlet defalarca bitmiştir. Ben bu devlete şunu soruyorum, bu çocuklar nasıl bu kadar rahat gidebiliyor?"
M.G’nin sorusunun muhatabı Davutoğlu, Efkan Ala, Hakan Fidan, İsmail Hakkı Musa ve Antep Valisi’dir.
İlave sorular: Orhan Gören ile konuşan ve yakalandığı söylenen İ.B. kimdir, kime bağlı çalışmaktadır, şimdiye kadar Suriye’ye kaç kişi geçirmiştir? Antep’te, Kilis’te, Akçakale’de, Hatay’da istihbaratın bilgisi dahilinde çalışan, İ.B. gibi kaç tane DAİŞ elemanı vardır?
TC Devleti ve AKP Hükümeti, DAİŞ-YPG ve El Nusra-YPG savaşında açık bir biçimde Kürt karşıtı bir politika gütmüş, hala bu politikayı devam ettirmektedir. Seçimler süresince meydana gelen saldırı, bombalama, cinayet ve provokasyonların bu politika ile doğrudan ilişkisi vardır.
Adana, Mersin binalarının bombalanması, Erzurum mitinginde HDP araç şoförünün arabayla birlikte yakılması, Bingöl'de Hamdullah Öge'nin katledilmesi eylemleri aylar öncesinde planlanan ve MİT’in içinde yer aldığı eylemlerdir. MİT bu olaylarda hem DAİŞ hem Hüda Par elemanlarını kullanmıştır.
Bu olayların planlamaları aylar öncesinden yapılmış, basına da yansımıştır.
7 Ekim 2014 tarihinde İBDA-C yayın organı Adımlar Dergisi’nin İstanbul’daki bürosunda geniş katılımlı bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya İBDA- C, Hüda Par, BBP, Mustazaf Derneği ve MİT temsilcileri katıldı. Toplantının videosu Adımlar Dergisinin sitesinde yayınlandı. (www.youtube.com/watch?v=lbBbSsDCpGQ )
Toplantıya katılanlar Rojava’da süren ve Kobanê'de kritik bir aşamaya gelen savaşta PKK ve Kürtlere karşı DAİŞ(IŞİD)’i desteklemek amacıyla yapılmıştı.
Toplantıda konuşan MİT temsilcisi aynen şöyle diyordu; "Suriye ve Irak’ta müslümanlar hazırlıksız yakalandı. Biz hazırlık yapmalıyız. Bizler bir cepheyiz. Bir arada olmamızın nedeni Kürtlerdir. Araplar ve Türkler olarak birlikte hareket ediyoruz. IŞİD hepimizi temsil ediyor. Kendimizi savaşa göre örgütlemeliyiz. Kürtçülere karşı savaşmalıyız. Kürtlere karşı savaşmak üzere Kobanê’ye gitmeliyiz. 6 Ekim’den beri burada ayaklanan Kürtlere, HDP ve DBP’lilere karşı hemen harekete geçip savaşmalıyız. İşte o zaman bu zamandır."
Toplantıya Hüda Par ve Mustazaf Derneği’ni temsilen katılan şahıs ise MİT temsilcisini onaylıyor ve şöyle diyordu; "Belki resmiyette Hüda Par’ın IŞİD’e eleştirileri oluyor. Ama yüzde yüz IŞİD’i destekliyoruz. IŞİD’liler 300 PKK’lıyı öldürdü, IŞİD’in ellerine sağlık. Tabiki biz buna seviniyoruz. Biz de IŞİD sempatizanıyız. IŞİD içinde bizim arkadaşlarımız var. Batman’da misilleme yaptık. (Katledilen Emrah Demir isimli Kürt genci kastediliyor)
Toplantıda başka bir konuşmacı, bütün bu olayları özetliyor; "Türkiye'den giden ve IŞİD saflarında savaşanlar, Türkiye'deki hareketsizlikten dolayı mecburen orada yapmaları gerekenleri yapıyorlar. Ateş sıçrayacak. Saha eğitimi alanlar Türkiye'ye gelecek. 10 binlerle ifade edilen rakamlar. İşler farklı mecralara gidecek" diyor.
MİT, İstanbul Emniyeti, Savcılar, Mahkemeler basına yansıyan bu toplantıya ilişkin hiçbir girişim yapmadılar. Hiçbir soruşturma ve dava açmadılar. Çünkü toplantıyı organize eden de, toplantının bileşimini ve gündemini oluşturan da devletin kendisiydi.
Sonuçta, Erdoğan ve AKP Hükümeti adına Suriye’de vekalet savaşı yürüten ve bozguna uğrayan DAİŞ çeteleri anayurtlarına dönüş yapıyorlar.
MİT, Emniyet Genel Müdürlüğü ve il emniyet müdürlükleri, TC vatandaşı olup da Suriye’de DAİŞ saflarında savaşanları, savaşta ölenleri ve Türkiye’ye dönenleri isim isim biliyor. Fakat, bu geniş çeteci örgütü etkisiz kılmak yerine, duvarda asılı tüfek misali, günü geldiğinde Kürt halkına karşı kullanmak istiyor.
Onun için de bu büyük tehdit basitleştiriliyor; cinayetler, bombalamalar, provokasyonlar sıradanlaştırılıyor, olayların üzerine gidilmiyor, soruşturmalar derinleştirilmiyor.