Evrenin, insanın ve canlıların „Yaratılışına“ dair sözlü ve yazılı efsaneleri, efsanelerin doğuşunu; dinlerde veya halk kültürlerinde tanrılar ile kahramanları anlatan, inceleyen alan… Mitolojiyi böyle tanımlasak sanırım yanlış olmaz? Lakin buradaki MİT’i son 10 gündür Türkiye’de tartışılan MİT’le karıştırmamak gerekir. Buradaki MİT „Hayal ürünüdür.“ On gündür Türkiye’de basının diline pelesenk olan ve yaşamımızın içine işleyen MİT ise son derece „Hakiki ve Reeldir.“
Peki… Devlet nedir? Marks „Egemen sınıfın örgütlenmiş kurumu“, Engels „Özel bir baskı gücü“, Lenin „Özel bir iktidar örgütü“ diyor devlet için. Sözlükler ise; „Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlık.“ Diye tanımlıyor.
Her devlet de aynı değil, devletin de çeşitleri var. Monarşi, „Siyasi otoritenin bir tek kişi veya o kişinin temsilcisinin elinde tuttuğu devlet.“ Oligarşi, „İktidarın az sayıdaki insan tarafından keyfine göre idare şekli.“ Aristokrasi, „İktidarın asil veya zenginlerin eline geçtiği devlet.“ Teokrasi, „Yetkisini ve hukukunu dinlerin birinden alan devlet.“ Demokrasi „Hakimiyetin haklata olduğu idare biçimi.“ Türkiye bu tanımlardan hangisine uyuyor?...
Şimdi asıl soruya gelelim. Devlet ile mitoloji arasındaki ilişki nedir? Auguste Comte, dünya tarihini üç evreye ayırmıştı. Comte’a göre birinci evre mitoloji, ikinci evre metafizik, üçüncü evre ise pozitif idi. Birinci ve ikinci evrede ne olmuşsa olmuş ama üçüncü evre artık „İnsanın ve devletin kemale erdiği süreç olmalıydı.“ İşte ulus devlet felsefi temellerini bu pozitivizmden aldı. Ne gariptir ki, mitoloji ile metafiziğin „Aşıldığını„ ileri süren Comte’un, varlığına ilham teşkil ettiği ulus ve ulus devlet için vazgeçilmez olan „Gerçeklerden“ biri mitolojiydi! Her ulusun ve ulus devletin bir mitolojisi olmalıydı. Ulusların mitolojisi öyle böyle değildi hani! Dağları eritenimi dersiniz, denizleri kaynatanı mı, dünyayı sırtlayanından tutun da gökte uçanına kadar her ulusun bir mitolojisi ve mitolojik kahramanı vardı. Masalsı halk efsaneleri bir söylüyorsa ulus devletin „Kahraman kurucuları“ buna bin eklemiş ve „En kahraman ulus kendileri“ olmuşlardı. Bu mitoloji ulus devleti oluşturanların işine bir hayli yarayacak ve „Milliyetçilik“ ile ulus devletin korunmasına temel teşkil edecekti.
Türk’ün mitolojisi „Bambaşka, eşsiz ve kahramanlık abidesiydi!“ bir kere „Türk olmak“ başlı başına mitolojiden öte „Destansı bir durumdu!“ „Asker doğan her Türk’ün dini ve cinsi Türk olmaktan kaynaklı„ hiç tartışmasız „Yüce ve mukaddesti!“ Ol sebepten olacak, özellikle birlikte yaşadıkları halkların ve inanç gruplarının karşısında „Türk her bakımdan yüceydi!“ Öyle ki Cumhuriyet tarihi boyunca devlet memurları ve hükümet yetkilileri Türkiye’deki halklara ve inanç gruplarına bu duygunun yarattığı pembe sisli dağların zirvesinden baktı. Cehalet ve ırkçılığın körleştirdiği yürek ve beyinler insani olan her değeri katletmiş ve „Her şey vatan için!“ denirken vatan kavramı dahi kirletilmişti. Toplumsal gerçeğe, halklar gerçeğine tiksinti ile bakan politikacılar „Milliyetçi, muhafazakar“ söylemine sığınarak „İktidar oldular, bakan oldular!“ İşte şimdi bunlardan biri isminin dahi Kürtçe olduğunu (Bülent sözcüğü, Kürtçe „Bılınd“ anlamı, Yüce, yüksek, sözcüğünün Türkçe ağızla söylenmesinden gelir.) bilmeyecek kadar cahil „Kürtçe medeniyet dili değil!“ diyor…
Eee Türk’ün bu kadar derin ve „Kahramanlık abidesi“ mitolojisi olur da Türk MİT’inin mitolojisi olmaz mı? Osmanlı sarayında „Saray erkanı“ için „Jurnal“ olmazsa olmazdı. Tanzimat, İttihat ve Cumhuriyet döneminde ise „Teşkilatı Mahsusa“ günümüz MİT’inin temelini oluştururken, mitolojiyi hallaç pamuğu gibi atmış ve kendi MİT’ini var etmişti. Lakin gelin görün ki, bir savcı çıktı ve MİT’in mitolojisini dağıttı. MİT’in mitolojisi dağılırken „Her şeye muktedir, her derde deva, cihan şumül, Ali’yül ala…“ AKP’nin de mitolojisi de zarar gördü! Demem o ki; güya, „12 Eylül darbecilerine, 28 Şubat Post modern darbecilerine Ergenekonculara rağmen, destansı bir yolculuk ile hükümet olan“ AKP’nin de bir mitolojisi var. „Fazilet Partisi“ içinden sıyrılıp gelen, bir şiire 4 ay hapis yatan, kurulduğu günden bu yana „Rakip tanımayan“ „Aziz muhterem“ eski ülkücü dönmesi, devşirme liberallere göre „Her sorunu çözecek olan“ AKP’nin mitolojisi iki kelime üzerine kurulu „Milliyetçi, muhafazakar.“ Ama insan merak ediyor. Bu son MİTolojik hikayede „Okyanus ötesinin“ fırtınalı hışmı mı galip gelecek? Yoksa „Kuvvetler ayrılığı“ ilkesini „Yasama= Recep, Yürütme= Tayyip, Yargı= Erdoğan“ formülüne kavuşturan Başbakan „Börteçine’nin yol göstericiliğinde“ „Dağı eritip“ Ergenekon’dan çıkılacak mı???
10 Yıldır tek başına iktidar olan AKP hangi soruna el attıysa o sorun içinden çıkılmaz hale geldi. Örnek mi „Açılımlar.“ „Açılımlar“ ile „Çözüleceği“ iddia edilen Alevi sorunu Diyanet İşleri Başkanlığına teslim edildi! Sonuç ortada… Kürt Sorunu MİT’e teslim edildi, bir de KCK diye günlük insan avı üretildi!!! Sonuç ortada… Ermeni sorununda en bariz ölçüt Hrant Dink davasıdır! Sonuç ortada… Romanların ise başına ne geleceği henüz belli değil!...
Eğitimden ulaşıma, spordan sanata, hukuktan ekonomiye… Hangi alana bakarsanız bakın, içinden çıkılmaz bir sorunlar kördüğümünü görürsünüz. „MİT vakası“ bu kördüğüme en bariz örnektir. Hem de „Çıraklığı, kalfalığı aşıp, ustalığa“ varmışken!.. „Usta“ dedim de; Vaktiyle „Değme“ bir duvar ustası varmış. Usta bir sabah yine işine başlamış. Çırağına hep şu talimatı verirmiş. „Harç ver, tuğla ver!“ Çırak da söylenene harfiyen uyarmış. Derken vakit akşam olup paydos yaklaşınca, gün boyu „Harç ver, tuğla ver“ diyerek iştahla duvar ören usta; „Kaç, duvar geliyor!“ diye çığlık atmaz mı?!..
(MİT)oloji, devlet ve usta...