Yalan zeka işidir, dürüstlük ise cesaret… 

Eğer zekan yetmiyorsa yalan söylemeye, 

cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene! 

Victor HUGO


Yalan… Toplumsal ahlakın en kötücül düşmanlarından biri. Toplum için hiç de sempatik olmayan bu eylem basbayağı zayıflık belirtisi. Zayıf olanın başvurduğu, en zayıf olanın hep başvurduğu, çerasiz olanın mütpelası olduğu bir hastalık. 

Yalan basbayağı olmasına ihtiyaç duyduğun, olması için hayal ettiğin şeyler. Toplumsal gerçekliğin kapısından kovulmuş “ben”in yarattığı sahte ve gerçek dışı bir “gerçek”. Tabi gerçeği yıkıp, toplumsallığın gücüne rağmen bir başka gerçek yaratmak mümkünse. Gerçek yıkılıp, yaratılamaz. Onun hiç beklenmedik bir vakitte bazen canımızı acıtırcasına ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır. Hiç yokmuş gibi, varolmamış gibi silinemez, bu açık. Gerçek her şeye rağmen işleyen yaşam döngüsünün, evrenin işleyişinin ürünüdür. Bu yaşam döngüsünün basit ve küçük bir parçası olan hiçbir akıl gerçeğe bir başka biçim veremez. Gerçeğe en usta işçilikle dokunulsa da, aklın en kurnaz yanıyla bükülse de, en yaratıcı renklerle de boyansa gerçek yine gerçektir. 

Bu zavallı yalancılığın yapabileceği tek şey gerçeği perdelemek olabilir. Bir başka aklın en zayıf yanında gerçeğe dair fikirleri yıkmak, bariz yalanlar inşa etmek olabilir. Ama bu gerçeği öldürmez. Gerçek vardır ve güçlüdür.    

Yalanı tartışmak çok zengin fikirlerin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Hele Tayyip ve Ahmed’in zamanında, AKP mevsiminde yalana dair konuşulacak o kadar çok şey var ki! Bu güruhun yalancı zamanları öyle bir esiyor ki Türkiye’nin üzerinde… Tüm gerçeklerin üzerine kusmuşçasına tutacak bir yer bırakmıyor. Ben en çok yalanın siyasetin kapısından girdikten sonraki haline şaşıyorum. Yalan bir hastalık mıdır diye tereddüt ettiğim o vakit yalanın siyasetin muhitinde sapıkça bir hastalığa dönüştüğünü görüyorum. Siyaset böyle olmamalı tabi ki! Ama yalan en çok bu zeminde kontrolünü yitiriyor ve adeta sahibini ısırıyor. Buna da “mitomani” diyorlarmış… 

Mitomanik hastalar yalan söyler ve bir süre sonra ürettikleri yalanlara kendileri de inanmaya başlar. Özellikle suçunu örtme çabalarıyla inşa ettiği yalanlar buna en çarpıcı örnek. Zamanla vicdan yalan ile yalancının arasından çekilip yalan ve aklı birbaşına bırakınca, akıl da teslim oluyor bu yalana. Ve kişi artık kendine yakmaya başlıyor yalandan türkülerini. Akıl bir yalana inanmak için, yani vicdanı biraz daha itebilmek için olay yerinden yeni yalanlar inşa ediyor. Ve bu yüzden mitomani hastası için en belirgin belirti yalan söylemesi değil, yalanından dolayı suçluluk psikolojisi hissetmemesiymiş.   

Doktorlara göre mitomanik kişiler sessizliğe tahammül edemezmiş. Bulundukları bir ortamda ilgisi ve bilgisi olmadığı halde sessizce oturmak onlar için zormuş. “Herkes konuşurken sen niye konuşmuyorsun” düşüncesiyle konuşmaya çalışır ve yalanlarla, abartılarla konuşmaya dahil olurmuş. Ve hiçbir zaman gerçek anlamda mutlu olamazlarmış.

Neymiş? Bu yalancı AKP güruhu mutsuz ve vicdansızmış!

Şimdi gelelim yukarıdaki Victor HUGO’nun sözüne! Yalan zeka işidir, dürüstlük cesaret… Eğer zekan yetmiyorsa yalan söylemeye, cesaretini kullanıp dürüst olmayı dene! 

Güzel söylemiş. Yalan gerçekten zeka işi. Olmayınca olmuyor yani. Olmayınca geriye yalan yerine saçmalık birikiyor. Son dönemlerde PKK ile mücadele adı altında biriken saçmalıklar gibi. Akıl almıyor bu yalanları. Gerilla kayıplarına ilişkin söylenen yalanlar, hava saldırılarının sonuçlarına ilişkin yalanlar, sözde PKK saflarından kaçanların yalanları, PKK’nin öldürdüğü sivillere dair yalanlar, PKK’nin hain planlarına ilişkin yalanlar... Çok çıtayı yüseltmeye bile gerek yok. Asgari bir aklın ürettiği matematiğin, fiziğin, kimyanın, biyolojinin her şeyin, bilimin hiçbir denklemine ve formülüne vurulamayan bu yalanlar akıl olmayınca ortada koca bir saçmalık yığını gibi kalıyor. 

Şimdi yeni bir saçmalık türetiyor bu akıl. Dün konuşmuş yine Ahmet, hem de inana inana. PKK’nin Kandil, şehir ve kırsalla olan bütün irtibatlarını kopardık demiş. Yüksek sesle okudum bu haberi. Kime? Yanımda Dersim’den, Amanoslardan, Karadeniz’den gelen gerillalara... Güldüler. Sanırım basit ama en anlamlı tepki bu. Gülmek. Karadenizden, Amanostan, Dersimden Türkiye’nin bir başka ucundan daha dün Medya Savunma Alanları’na ayak basmış bu gerilalar sadece güldüler. Tabi ya gelene kadar kaç sınır, kaç şehir, kaç Kandil arkasında bıraka bıraka gelmişler… Vedalaşırken de bana okuduğum habere hatırlatma yaparak “irtibatı koparmayalım” dediler. Sonra yine güldüler.

Mutsuz ve vicdansız oldukları yetmezmiş gibi Victor Hugo’nun dediği gibi zeka ve cesaretten de yoksun bu güruh. Mutsuz, vicdansız, akılsız ve korkak…

Yazımı hızla yazdım. Aşağıda özel bir haber için bir araba dolusu gerillayla Kandil alanına geçeceğim. Beni bekliyorlar. Davutoğlu’nun açıklamalarından haberleri yok. Dur bi anlatayım onlara bakalım nasıl gülecekler.