
Çağımızın değişen koşulları ve ideolojilerine karşı kapalı toplum özelliğiyle etkin olarak kendisini koruyan bir toplulukta Êzîdî dini inancına sahip Kürtlerdir. Ancak hal böyle olsa da onlar da değişen dünya karşısında gittikçe bir değişim yaşamaktadırlar. Yine de halen söz konusu kapalı toplum özellikleriyle geleneksel inanç ve kültürlerini koruyan bu topluluk günümüzde Avrupa, Rusya, Ermenistan ve kimi Türki cumhuriyetler gibi dünyanın çok farklı yerlerine dağılarak modern dünya karşısında dini ve kültürel düzeyde kısmi değişim geçirmektedirler.
Özellikle Kürdistan’da yaşamaya devam eden Êzîdîler, seküler dünyanın modernist kültürüne karşı önemli düzeyde inanç ve geleneklerini de korumaya devam etmektedirler.
Kürdistan’daki dini azınlık olan Êzîdîler, halen büyük oranda dışa kapalı olduğundan geleneksel, otantik kültürel ve inançlarını büyük oranda korumaktadır. Bu inanç topluluğu hakkında, bütün yönleriyle aydınlatıcı tarihi belgelere rastlamak oldukça güçtür. Mezopotamya ve Kürdistan’da Êzîdî dini topluluğu gibi halen birçok yönüyle incelenmeyi ve tanınmayı bekleyen farklı inanç toplulukları da vardır. Coğrafyamızın inançlar mozaiği birçok yönüyle bilinemezse de, bu farklılıklar akışkan bir nehir gibi günümüze kadar varlığını sürdürmektedirler. Bu süreğenliğin çarptığı, çarpıştığı amansız engeller tarihte olduğu gibi bugünde halen var olmaya devam etmektedir. Bölge gerçeğini tanımak, insanlık tarihine kattıklarıyla tanışmak, onun bilincine varmak belki de insanlığın köklerine varmak, anlamak kadar derin manaya sahiptir.
73 ferman ve direniş
Êzîdîler etnik olarak Kürt olsalar bile, çoğunluğu halen kendilerini ulus kimliği yerine din kimliği ile tanımlamaktadırlar. Tarih boyunca inanç kimliklerinden dolayı Müslüman Kürtler dahil diğer inanç sahiplerinden gördükleri baskı ve katliamların etkisiyle dini kimliklerine sarılmayı bir direniş kaynağı olarak görmüşler ve bu halen dışa açılmalarına, kendilerini etnik kimlikleriyle tanımlamalarına büyük oranda engeldir.
Burada bir gerçeğin daha altını özenle çizmekte yarar var. Êzîdîler tarih boyunca bölgede yaşayan diğer dini topluluklar tarafından hep dışlanmış, hor görülmüş ve ötekileştirilmişler. “Ş. tapan” halk nitelemesiyle özellikle Müslümanlar tarafından hiçbir şekilde kabul görmemişler. Dip not olarak şunu belirtmekte yarar var. Onlar Ş. kelimesini kesinlikle kullanmazlar, kullanılmasına da müsaade etmezler. Êzîdî dininde Melek Tawis olarak isimlendirilir. Bizde bu onlara saygımızdan bu kavramın zorunlu olarak geçeceği yerde ‘Ş’ ile ifade edeceğiz.
Peki gerçekten Êzîdîler Ş. tapan bir halk mı? İnanç esasları neye dayanıyor? Yoğun düzeyde kapalı toplum özelliğine sahip bu inanç topluluğu kendisini nasıl tanımlıyor? Kendi içlerinde nasıl bir sosyokültürel gerçekliğe sahipler?
Bu dosyamızda kendi tabirleriyle 73 (aslında tarih kitaplarında hep 72 ferman geçer. Ancak 2007’de Şengal’in Siba Şêx Xidir ve Til Izer köylerinde yaşanan ve yaklaşık 450 kişinin yaşamını yitirdiği katliamla birlikte Êzidiler 73 ferman derler.) fermandan geçen ancak halen büyük oranda kendi inançlarına bağlı yaşayan bu topluluğu ele alıp incelemeye çalışacağız. Kuşkusuz Êzîdîler ve Êzîdîlik hakkında bütün boyutlarıyla bir araştırma inceleme yapmak ciltler dolusu araştırmayı gerektirmektedir. Burada yapmaya çalışacağımız, aynı coğrafyada yaşadığımız halde bu inanç grubu hakkında kısa da olsa bilgilenmeye çalışmak olacaktır.
Êzîdî inancının kökeni hakkında
Êzîdîlik, Yezîdîlik ya da Yezdanizm denildiğinde yoğun benzerlikler içerdiğinden akla hemen Zerdüştlük ve onun inanç esasları üzerine kurulmuş dinler gelmektedir. Ancak bunlar arasında benzerlikler çok olsa da, bu yönlü yapılan araştırmalarla elde edilen belgelere dayanarak bunların birbirlerinin devamı dinler olduğunu söylemek halen oldukça güçtür.
Êzîdîler evrenin ve varlıkların Ezda adlı tanrıları tarafından ve görevlendirmiş olduğu Melek Tavus ile yaratılmış olduğuna inanırlar. Êzîdî, Ezdai, Kürtçenin Kurmancî lehçesinde “ez” ben, “dai” veren anlamındadır. Beni veren, beni yaratan anlamını taşır. “Ezda’dan olan”, “Ezda tarafından yaratılmış olan” demektir. Kirmançkî (Zazakî) karşılığı Mazda’dır. Köken olarak Zerdüşt dininin kutsal kitabı Avesta’daki Yazata, Yazdan, Yezdan kelimelerinden gelmektedir.
Ezidîliğin kökeni çok eskilere dayanmaktadır. Mezopotamya’nın en eski dinlerinden biri olduğu söylenir. (kimisi Ezda yerine Azda yazar. Bence bu Kürtçe dil gramerine aykırı bir kullanımdır. Zira Kürtçede Azda denilmez, Ezda denilir. ‘Ez’-’ben’, ‘dai’-’veren’ anlamlarına gelir. Kürtçede ben tabiri ‘az’ değil ‘ez’dir.) Zamanımızda bu dine mensup olanlar sadece Kürtlerdir. Ezidîler evrenin yaratılışında tanrıdan sonra meleklerin de görev aldıklarına inanmakta ve bu 7 melekten en büyüğü; yani baş melek olarak da Ezazil’i (Tawisi Melek-Melek Tawis) kabul görmektedir. Ezidîliğin ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmemekle birlikte Mitraizm, Mazdaizm ve Zerdüştlükle ortak yanlarının oldukça fazla olduğu bilinmektedir. Kimi araştırmacılar Ezidîliğin zamanla bu dinlerden ayrıldığını, kimisi ise bu dinlerden etkilenerek oluşturulduğunu söylerler.
Kimilerinin Êzîdîlik, kimilerinin Yezidilik, kimilerinin ise Ezdailik diye isimlendirdiği bu inanç hakkında ne zaman ve nerede ortaya çıktığı hakkında görüşler çeşitli olduğu kadar tek bir isimde ortaklaşma sağlanamamıştır.
Bu çeşitlilik Êzîdî dini hakkında tarihsel belge ve araştırmaların kendileri tarafından yapılamamış olmasından da kaynaklıdır. Çünkü Êzîdîler din ve geleneklerini yazılı belgelere aktarmak yerine sözlü gelenekle sürdüregelmişler. Bunda sürekli soykırım ve sürgünlere uğramaları sonucunda bu belgelerin tahrif edilme kaygısının da etkisi oldukça fazladır.
Êzîdîliğin kökenini Zerdüşlüğe, Mitraizme, Yezid Bin Muaviye’ye dayandıranlar olsa da, Êzîdîler içerisinde bu görüşler çok fazla rağbet görmemekte, hatta tepkiyle karşılanmaktadır. Onlar kendi yaratılış efsanelerini dünyanın ilk yaratılış anına kadar götürmektedirler. Ve kendilerini diğer dinlerin kabul ettiği 72 milletin dışında bir millet olarak görmekteler.
Êzîdîlikte Yaradılış efsanesi
Tüm tek tanrılı dinlerin birer yaradılış efsanesi vardır. Aslında tüm inançlarda ve yine ideolojilerde evrenin yaradılışı, insanın nasıl insan olduğuna dair tezler geliştirilmiştir. Êzîdîlik inancı da kimi yönleriyle tek tanrılı dinlere benzer özellikler taşısa da kendisine özgü yaradılış efsanesi mevcuttur.
Êzîdîlik inancına göre tanrı Ezda’nın ilk önce kendi özünden Beyaz İnci’yi yarattığı daha sonra Anfar adında bir kuş yaratarak, Beyaz inciyi kırk bin yıl Anfar’ın sırtında beklettiği, kırk bin yıl sonra tanrının haykırmasıyla incinin dörde bölündüğü, dünyanın sulara boğulduğu, tanrının gemiyle otuz bin yıl boyunca dolaştığı ve daha sonra gelip Laleş’e indiği anlatılır.
Başlangıçta Tanrı, kendi ateşinden Ezazil’i yani Melek Tawis’ı yaratır ve ona evreni ve insanı yaratma görevini verir. Bununla birlikte yaratılış işinde Tawıs’a yardımcı olacak altı melek daha yaratır. Bunun üzerine Melek Tawis, Ezda’nın verdiği buyruk doğrultusunda ve yine Ezda’dan aldığı bir toz ile Erkek ile Kadın’ı, ve evreni yaratır. Ayrıca ayak işlerini görmesi için de dört tane de cin yaratır.
Daha sonra yarattığı bu iki insanı takdim etmek üzere Ezda’nın yanına gider ve Ezda Melek Tawis’a “Bundan sonra bu iki insana tabi olacaksın” der. Bunun üzerine Melek Tawis “Bu iki insanı yaratan, yoktan var eden benim, niçin onlara tabi olayım, ben sadece beni yaratan sana tabi olur, sana ibadet ederim” der.
Bu ilk iki insandan toplam 80 çocuk dünyaya gelir. Daha sonra bu ilk iki insan, ideal insan konusunda anlaşmazlığa düşerek kavgaya tutuşurlar ve sınavdan geçirilmelerine karar verilir. Her ikisi de ruhlarını, düşüncelerini bir küpe doldururlar ve ağzını kapatırlar. 40 gün sonra Erkek olanın küpünden Sahid bin Car adında güzel bir genç çıkar. Kadınınkinden ise sürüngenler, akrepler, çıyanlar peydahlanır.
Adam Şahid bin Car’ı o kadar sever ki diğer 80 çocuğuyla artık ilgilenmez olur. Bu da kadın ve 80 çocuğu arasında kıskançlık ve nefrete neden olur. Karar verirler, Şahid bin Car bir suikastla öldürülecektir. Kadın bir parola belirler ve suikastın yapılacağını bu parolayla bildireceğini söyler. Ancak her şeyi bilen ve duyan Melek Tawis’ı hesaba katmazlar. Melek Tawis, yarattığı dört cine emir verir ve cinler gece olunca bu 80 çocuğun ağızlarına üflerler. Uyandıklarında 80′i de farklı dil konuşmaktadırlar. Bu sebeple annelerinin söylediği parolayı da anlayamazlar Şahid bin Car böylelikle Melek Tawis’ın sayesinde kurtulur.
Daha sonra Şahid bin Car’a dişi bir melek gönderilir ve bundan olan çocuklar Êzîdîlerin atalarını oluşturur, diğer 80 çocuktan dünyaya gelenlerse diğer insanları oluştururlar.
Adem’in Cennetten çıkarılış öyküsü
Tanrının görevlendirmesiyle Melek Tawis’ın Ademi cennetten çıkararak yeryüzüne getirdiği, sol koltuk altından Havva’yı yarattığı daha sonra insanların bunlardan çoğaldığı belirtilir. Bu yönüyle bakıldığında Êzîdîliğin de diğer tek tanrılı dinler gibi ataerkil bir yapıya sahip olduğu rahatlıkla görülebilir.
Yukarıda sözünü ettiğimiz Tanrı Ezda’nın meleklere secde etmesi buyruğuna karşı çıkan Melek Tawis, İslam dinine göre tanrı tarafından lanetlenerek Ş.’leştirilir. Ancak Êzîdîlik aynı durumu farklı yorumlar ve Tanrı Ezda’nın meleklere daha önce “siz sadece bana secde etmekle görevlisiniz, benim dışımda kimseye secde etmeyeceksiniz” şeklinde buyurduğunu, Adem’e secde edin derken de daha önce verdiği buyruktan dolayı melekleri sınava tabi tuttuğu, diğer meleklerin aksine daha önceki buyruğa dayanarak ona secde etmeyeceğini söyleyen Melek Tawis’ın tanrı tarafından en kutsal melek seçildiğini belirtir. Müslümanların toka Ş. dediği şey ise Êzîdîlerdeki karşılığı ödüldür. Ondan dolayı bugün Êzîdîler giyilen entari şeklindeki giysi Araplarınkinin aksine önü kapalı ve sıfır yakadır.
Êzîdîlikte Tanrı inancı
Êzîdîlik tek tanrı inancına dayanan bir dindir. Tanrının yani Ezda’nın eşi benzeri yoktur. O her şeyi yaratmıştır. O her şeyi insan için yapmıştır. İnsanı özgür irade sahibi kılmıştır. Zerdüştlükte olduğu gibi düalist tanrı inancı yerine, tek Tanrı inancına sahiptir. Tanrı’nın bin bir ismi vardır. Ancak Êzîdîlerin kitap sahibi olan dinlerden farklı olarak bir peygamberleri yoktur. Onlar Melek Tawisa inanırlar. Melek Tawis meleklerin en büyüğüdür. Tanrı ilkin onu yaratmıştır. Diğer ismiyle Azazildir.
Fakat burada bir not düşmek gerekir. Zerdüştlük gibi iyilik ve kötülük tanrıları olmazsa da Êzîdîlikte iyilik meleği olarak Melek Tawis, kötülük meleği olarak da Ehriman’ın varlığına inanılmaktadır.
Bu açıdan bakıldığında Êzîdîliğin zerdüştlüğün bir devamı olduğu kanıtlanamazsa da ondan etkilendiği, zaten Misefa Reş’in de Zerdüştün elde kalan Gata’larından oluşturulduğu gerçeği bu iki inancın Bir’liği hakkında soru işaretleri bırakmaktadır.
Êzîdî inanç felsefesi
Kimi araştırmacılar Êzîdîliği zerdüştlükle bir tutarlar. Ancak tarihsel belgeler bize bu konuda net bir veri sunmamaktadır. Bütün dinlerde görülen karşılıklı etkileşimin Êzîdîlik ve Zerdüştlük arasında da olduğu inkar edilemez. Êzîdîlik ile Zerdüştlü’ğün aynı din olduğu söylenemezse de birçok ayrıntıda aynı kurallar taşıdıkları yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde yüzyıllardır Araplarla yine farklı etnik kökendeki Müslümanlarla iç içe yaşamalarından dolayı Êzîdî dininin Müslümanlıktan da büyük etkilenme yaşadığı gerçeği de inkar edilemez. Örneğin dinin kültürel şekillenişte önemli bir etkisinin olduğu, Êzîdîlerin de bugün birçok bakımda Arap kültürünü benimsediği gerçeği yadsınamaz.
Bu dosyayı hazırlarken, Êzîdîlerin yoğunlukta yaşadığı Musul’a bağlı Şengal ve Şexan alanlarında Êzîdî kültürü üzerindeki Arap kültürünün etkisine bizzat şahitlik yaptım. Fakat buna rağmen Êzîdîliğin nasıl ki Zerdüştlüğün bir devamı olduğu söylenemeyecekse, sonradan İslamiyet’ten koptuğu yönündeki tezlere de kesin demek mümkün değildir.
Zerdüşt dini inancı iyilik ve kötülük tanrısı düalizmi gerçekliğiyle Êzîdîlikten farklıdır. Êzîdî inancında tanrı tektir. Tanrı insanı irade sahibi kılmış ve iyilik ile kötülüğe karar verecek olan insandır. Dolayısıyla cennet ve cehennemde bu dünyadadır, der. İnsanın sevabı ve günahına karşılık tanrı Ezda ceza ya da mükafatı bu dünyada verir. Fakat bu husus Zerdüştlükte tam tersidir. Birçok yerde insan iradesinin tanrıya tabi olması çağrısı yapılır, tanrının öbür dünyada cezalandırma tehlikesinden insanların tanrının buyruklarını yerine getirmesi istenir.
Zerdüştlükteki öbür dünya gerçeğine karşın Êzîdîlik inancında dünya sonsuzdur. Çünkü dünyayı yaratan tanrı Ezda’nın dünyayı yıkmasına her hangi bir neden yoktur. Zira tanrı Ezda bu dünyayı insanların mutluluğu için yaratmıştır.
Ayrıca Êzîdîlikte diğer benzer dinlerde olduğu gibi Reenkarnasyon inancı da mevcuttur. Bu dünyada iyi ve dinin kurallarına göre yaşayan bir insan öbür yaşamında daha üst bir dereceyle dünyaya gelir. Tersi durumda ya dünyaya gelinmeyecektir ya da daha alt bir derecede dünyaya gelinecektir.
Êzîdîlik felsefesindeki diğer önemli bir husus ise, tıpkı zerdüştlükte olduğu gibi “Baweriya rast, peyva xweş, kare baş” sözlerinde dile gelmektedir. Bu üçleme düşünce söz ve eylem birliğinin, yaşamı doğru yaşamak isteyen bir insan ve bir dahaki yaşamında daha üst derecede dünyaya gelmek isteyen için olmazsa olmazdır.
Êzîdîlikte Kutsal kitaplar
Êzîdî dininin kutsal kitabından söz edildiğinden hemen herkesin aklına Mishaf-ı Reş (Mıshefa Reş) gelmektedir. Böyle olsa da Êzîdî inancının iki dini kitabı vardır. Bunlar Mishaf-ı Reş ve Kitap-El Celvedir. Şengal ve Şexan alanında bulunan birçok din adamı bu kitapları hiç görmediklerini, Êzîdîlerin bu kitapların nerede olduğu konusunda kesin bir bilgilerinin olmadığını söylediler.
Bu kitapların nasıl yazıldığı, kimler tarafından kaleme alındıkları konusunda da tarihçiler herhangi bir kanıt ortaya koyamamışlardır. Yine başvurduğumuz birçok Êzîdî din adamı da bu konuda farklı görüşlere sahiptirler. Dolayısıyla ilgili konuda söylenen şeyler de birer yorumdan öteye geçememektedir. Yine de bazı kaynaklarda bu kitapların Şex Adi Bin Musafır tarafından Zend Avesta’nın elde kalan bölümlerinin derlenerek ve genişletilerek yazıldığı söylense de, kimi kaynaklarda bu kitaplarda da Şex Adi’nin öğrencileri tarafından daha sonra kaleme alındıklarını iddia edilmektedir. Ancak belirttiğimiz gibi bu söylemler birer iddia, yorum olmaktan öteye geçememiştir.
Mishaf-ı Reş
Mishaf-ı Reş, Êzîdî dininin bilinen kutsal kitabıdır. Fakat bu kitap mevcut durumda elde bulunmamaktadır. Yine de söylenceler üzerinden Êzîdî din alimleri tarafından dilden dile aktarılarak bugüne kadar etkisini sürdürmüştür.
Mishaf-ı Reş araştırmacıların belirttiğine göre 152 satır ve şifreli olarak Kürtçe yazılmıştır. İçerik bakımından kainatın yaradılışı, Melek Tawis, Adem ile Havva’ ve Êzîdîler hakkında bilgiler ve uyulması gereken kuralları içerir. Yukarıda bu dosyada belirttiğimiz Êzîdîlikte yaradılış efsanesi, meleklerin yaradılışı, Adem ile Havva’nın yaradılışı bu kitapta anlatılır.
Yine Êzîdî dinindeki yasaklarda bu Mishaf-ı Reş’te ortaya konulur. Örneğin, marul-xas (bir peygamberin ismini çağrıştırdığından), ceylan bir peygamberin sürüsü olduğundan, balık, yunus peygambere saygınlıktan yenilmeleri yasaktır. Ayrıca hem tavus kuşuna benzediğinden hem de güneşin doğuşunu müjdelediğinden -ki güneş Êzîdîlikte kutsaldır, dualar yön güneşe gelecek şekilde yapılır- eti yenilmez.
Mishaf-ı Reş’te tanrının kendi nurundan altı ışık yarattığı birincisinin, yedi kat göğü yarattığı, bir lambanın yanan bir başka lambadan yakılması gibi diğerinin de güneşi, ayı, sabah yıldızlarını ve diğer yıldızları yaratıp harekete geçirdiklerine inanılır.
Yine aynı şekilde insanın dört temel elementten; hava, su, ateş ve topraktan olduğu da bu kitapta yazılmıştır. İnanılır ki tanrı Ezda siyah dağa indiğinde bu kitap yazılmış ve bundan dolayı Mishaf-ı Reş ismi verilmiştir.
Kitap-el Celve
Araştırmacılar bu kitap hakkında da çeşitli görüşler ortaya koymaktadırlar. Ancak hemen hemen herkes açısından ortak kabul gören bazı esasları burada belirtmekle yetineceğim.
Altını bir kez daha özenle çizmekte yarar görmekteyiz ki, bu dosya da amacım Êzîdî dini hakkında kendi yorumlarımı ortaya koymaktan ziyade, iç içe yaşadığımız bu dini topluluk hakkında yapılan araştırmaların bu dine ilişkin verilerini kısmi olarak paylaşmaktır.
Araştırmalara göre, kitap-el Celve 109 satırdan ve 8 sayfadan oluşmaktadır. Kitap-el Celve Tawıs Melek’in tüm yaratılmışlardan önce var olduğu cümlesiyle başlar.
Kitap-el Celve 5 bölümde oluşmaktadır. Burada bütün bölümlerini uzun uzadıya yazmamız mümkün olmadığı gibi gerekli de değildir. Ancak yine de her bölümde kısaca bazı şeyleri aktarmakta yarar vardır.
Birinci bölüm, tanrının ebed ve ezelliği üzerine şöyle denir, “ben ki vardım, varım, sonsuza dek var olacağım, tüm yaratılmışlara hükmüm geçer, tüm olaylar ve benim erkim altındaki varlıklarla ilgili her şey benim buyruğumla olur. Kim bana inanır da gerektiğinde beni çağırırsa ben hemen yanındayım. Benim var olmadığım hiçbir şey düşünülemez” demektedir.
İkinci bölümde; tanrı Ezda’nın yer yüzü ve gök yüzünü tek hakimi olduğu, insanların Tanrı Ezda’nın buyruklarına itaat etmesi gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca ölenlerin ruhlarının tekrar dünyaya geleceği, yani Êzîdîlikteki reenkarnasyon inancı da bu bölümde dile gelmektedir.
Üçüncü bölümde; Êzîdîlikte kuralların niteliği ve neden kitap göndermediğine dikkat çekilerek şöyle denilir, “ben kitap göndermeksizin yönlendiririm, dostlarıma ve benim öğretilerimi benimseyenlere doğru yolu gizli araçlarla gösteririm, uyulmasını istediğim kurallar bunaltıcı değildir. Zamana ve koşullara uyarlanmıştır.” Denir.
Dördüncü bölümde ise; “yabancıların kutsal kitapları ancak benim yasalarıma uygun oldukları, karşı çıkmadıkları ölçüde tarafımdan kabul görür. Yine de bunlar çoğunlukla saptırılmışlardır. Üç tanesi bana karşıdır ve ben üç şeyden nefret ederim” denmektedir.
Aynı bölümde, “benim yolumda gidenler kendilerine düşman olanlara ve yabancılara karşı cemaat halinde yaşasınlar” denmektedir. Êzîdîlerin sürekli saldırı ve katliamlara maruz kaldığı düşünüldüğünde “cemaat halinde yaşasınlar” söylemi oldukça anlamlı olmaktadır.
Kitabın son bölümünde de; “yardımcılarımın buyruklarına uyun, sözlerine kulak verin ki, benden aldıkları öte dünya bilgilerini size iletsinler” denilerek halkın bunlar etrafında birleşmelerine ve koydukları kurallara uyulması çağrısı vardır.
Sonuç olarak; Êzîdîlik oldukça farklı sosyal katmanlardan oluşur. İnancın oluşturduğu bu katmanlar arası geçiş kesinlikle yasaktır. Bir kast dini demek belki de aşırı bir nitelendirme olmayacaktır. Bu sınıflar arası evlilik tamamen yasaktır. Yine Êzîdîlikte dini günler, bayram, ziyaret sayısı sayılamayacak kadar boldur. Aşiretçilik çok canlı işleyen bir toplumsal form halindedir. Dua şekilleri kendisine hastır. Diğer semavi dinlerin aksine bir kutsal ibadet yerleri yoktur. Laleş sadece bu dinin Kâbesidir. Şex Adi bin Musafır’ın tekrar geleceğine inanılmaktadır.
Bunlarla birlikte detaylara inildiğinde ciltler dolusu kitap halini alacak bu din hakkında bu dosyamızda kısaca bu hususları şimdilik belirtmekle yetindik. Ancak bugün Êzîdîlerin bugün yaşadığı sosyokültürel yapı, ekonomik durum, siyasal durumları gibi konular kendi başına ayrı inceleme konuları olduğundan bu dosyamızda yer vermedik. Yapmaya çalıştığımız sadece halen bölgedeki diğer toplumlar açısından birçok yönüyle bir sır dini ve toplumu olmaya devam eden bu inanç topluluğu hakkında kısaca bazı bilgileri ortaya koymaktı.
HALİT ERMİŞ