Uluslararası bazda yapılan bir araştırmaya göre; modernizm, yani modern hayat, insanlığın duygu dünyasını da değiştirmiş. İnsanın duygusal yapısı üzerine araştırma yapan bir grup bilim insanına göre altı temel duygumuza yeni duygular eklenmiş. Evet… "Neşe, üzüntü, öfke, korku, şaşkınlık ve tiksinti" olarak bilinen altı temel duygumuza; "yüceltme, gurur, bencillik ve kafa karışıklığı, vicdan yitimi" gibi durumlar da eklenmiş.

Artık devir değişti, modern hayat kimi insani duyguları duyguları köreltirken kimi insanlık dışı davranışlara yöneltiyor. İş, para ve çıkar eksenli oluşmuş bu dünya insan ruhunu sıkmakta, yalnızlaştırmaktadır. İnsan ruhu acımasız bir kıskacın pençesinde inlemekte, yüreğini kanatmaktadır.
Yakınıp duruyoruz, hazır bulduğumuz kurallara dayalı bu oyunun dışına çıkamıyor, oyunu bozamıyoruz. Vahşi sistem çok yönlü bombardımanlarıyla beynimizin ve yüreğimizin son kalelerini de bir bir ele geçiriyor. İlginçtir bunu yaparken de o bildik yöntemini kullanıyor, yine bizi kullanıyor. Bizi bize kırdırıyor.
***
Sosyologlar tarafından itaat ve güce yönelme davranışını ortaya çıkarmak için bir deney yapılıyor. Deney için gazete ilanıyla ücret karşılığı toplanan denekler, üniversitenin bodrum katında kurulan yapay bir hapishane ortamında rastgele mahkum ve gardiyan olmak üzere iki gruba ayrılıyorlar. Fakat deney 6. gününde kesilmek zorunda kalıyor. Çünkü gardiyan olarak kullanılan denekler rollerini aşırı şekilde benimsiyorlar ve mahkum deneklere şiddet uygulamaya başlıyorlar. Mahkumlarda da bunun bir deney olduğunu bilmelerine rağmen duygu durum değişikliği yaşanıyor ve vicdan devreden çıkıyor bir bakıma.
Bir modern zaman hastalığına dönüştü vicdan yitimi. Oysa bizi insan kılan, insansallığımızın sınırını tayin eden en önemli  değerimizdir vicdan. 'Sessiz mahkemenin tek yargıcı...' İçimizin adalet terazisi. Bütün yasaların, mahkemelerin temyiz mercii. İnsanın hayatla olan saf ilişkisidir vicdan.
İnsanlar vicdanlarını inandıkları öğreti çerçevesinde kurmaktadırlar. İnsanlar savaşlardan, zulümlerden, haksızlıklardan vs. dem vurup konuşmasını becerir, ama kimse bu istenmeyen durumların aslında kendilerinden çıkan bir 'dürüst olmamadan' kaynaklandığını kabul etmek istemez. Mesela savaş görüntülerini izleyip üzülürler 'vicdanlarına sığmaz bu olanlar' ama takkelerini alıp önlerine koyup üzerine düşünmezler, çünkü o zaman hiç de 'vicdanlı' olmadıklarını, sorumluluk taşımayan birer sosyopat olduklarını göreceklerdir.
Çünkü vicdan bireyin kendi içindeki adalet ölçüsüdür. Vicdan her zaman aktiftir, bilinci sürekli uyarır. Sürekli doğru olanı yapma dürtüsü üreten bu mekanizma kişisel hesaplaşmalarda huzursuzluk yaratabilir. Hata ettiğini düşünen birey vicdanın sesini dinlemeye katlanamadığı zamanlarda kendini kandırma yöntemleri geliştirir. Sizden bazı şeylerin cevabı beklenirken elinizi üzerine koymanız talep edilendir vicdan. El koyup yoklarsınız yerinde duruyor mu diye, pek çoğundan ses gelmez, çıt çıkmaz...
İnsanı asıl da rahatsız eden şey; zalimlerin güce dayalı iktidarlarının ortaya çıkarttığı olumsuzluklardan, sorunlardan daha önemlisi, adaletten, barıştan ve sevgiden dem vuran insanların da zalimlerin uygulamalarını benimser bir tutum içinde olmalarıdır.
Oysa ister geçmişte, ister şimdide yaşansın, her türlü haksızlığın karşısına 'insani olan'ı koymak zorundayız. Şairin dediği gibi; 'Sap olmamak baltanın kanlı oyunlarına.'