Moria Avrupa düşüncesinin sonu değil, kendisi!

Toplum/Yaşam Haberleri —

20 Eylül 2020 Pazar - 22:26

  • Moria, Avrupa yönetilenleri arasında bir uzlaşma üretiyor: Hep birlikte, içerisi ve dışarıdaki arasındaki sınırın, aynı anda aşağısı ve yukarısı arasında bir sınır olarak kalmasını sağlıyorlar. Moria’da “Avrupa değerlerinin” köpeklerin önüne atıldığını düşünmek, en büyük saçmalık. Moria, Avrupa düşüncesinin kendisidir: Bir kâbus!

 

Jan Ole Arps*

Lesbos adasındaki Moria ürkütme kampı, artık tarih oldu. Kampta yaşayanların, koronavirüsün ulaşması ardından kampın tahliyesine zorlamak için çıkardığı olası yangın, kampın büyük bölümünü harabeye çevirdi. Orada, insanlık dışı koşullarda yaşayan insanlara ne olacağı halen belirsizliğini koruyor ama Avrupalı politikacılar, bu insanların güvenli bir yaşama kavuşmasını ne pahasına olursa olsun engelleyeceklerini çoktan açık ettiler. Bu insanları adada tutmaya devam etmek, en öncelikli ödev! Peki ama bütün Avrupa ülkelerinin politikacıları, berbat koşullardaki 12 bin insana yardım edilmesine neden bu denli kararlı biçimde direniyor? Bu insanların, mahkum edildikleri sefaleti artlarında bırakmaları, kime ne zarar verebilir ki?

Bu sorunun yanıtı açık: Mesele, 12 bin insanın kendisi ya da onların ne yaşadığı değil. Moria, caydırma politikasının ve Avrupalı bir kimlik inşasının anıtıydı ve öyle olmaya devam ediyor. Avrupalı kimliği için en azından ortak para birimi ve Avrupa Birliği bayrağı kadar önemli rol oynayan bir mekân. Moria, Avrupa kıtası çevresindeki sınırlara bir anlam atfetmenin mekânı ve Avrupalı hayatların Avrupa duvarları ardındaki diğer insanlarınkine kıyasla daha kıymetli olduğunun gösterisi.

Avrupa düşüncesi, savaş, açlık ve sefaletin artık “Avrupa’daki ‘biz’in” sorunları olmadığı, Avrupa dışındaki insanların sorunu olduğu iddiasına yaslanır. Moria ve benzeri mekânlarda da bu iddiayı destekleyen fotoğraflar üretiliyor: Bir tehdit unsuru olarak kaçış yolundaki, etrafları çöp dağlarıyla sarılı “ötekiler”, Avrupalı olmayanlar, son tahlilde “insan olmayanlar”. Bu anlamda, “caydırma kampındaki” insanların şaşkınlık ve panik içinde sürekli kendilerinin de insan olduklarını söyleyip durmaları da bir tesadüfün ürünü değil. Bahsettikleri insanlık, böylesi mekânların içinde ve çevresinde ellerinden alınan insanlık. Bu zaten, böyle mekânların hedefi. AB sınırlarının, yüzbinlerce insanın savaş ve sürgünler nedeniyle Avrupa’ya doğru hareket etmesi dolayısıyla sarsıldığı günlerde Moria, daha da önemli hâle geldi. Moria, “2015’in bir daha tekrar etmesine izin veremeyiz”in görüntüsü. İçerisi ve dışarısı ayrımının hala geçerli olduğunun garantisi, “biz” ve “onlar”ın aynı düzeyde insan olmadığının gösterisi.

Bu Avrupa iddiası, ekonomik ve ekolojik krizlerin yükselişte olduğu bu dönemin kapitalist egemenlik biçimine yaslanıyor. Moria gibi mekânlar, Avrupa’nın yönetilenleri arasında da bir uzlaşma üretiyor: Hep birlikte, içerisi ve dışarıdaki arasındaki sınırın, aynı anda aşağısı ve yukarısı arasında bir sınır olarak kalmasını sağlıyorlar. Bundan dolayıdır ki Moria’da “Avrupa düşüncesinin” ya da “Avrupa değerlerinin” köpeklerin önüne atıldığını düşünmek, en büyük saçmalıktır. Moria, Avrupa düşüncesinin kendisidir: Bir kâbus!

Dolayısıyla Moria’nın kapatılması, böylesi bütün kampların ve sınırların ortadan kalkması için mücadele etmek, insanlığın emri değildir: Bu, farklı mekânlarda ve farklı şartlar altında sömürülen insanların aynı sınıfın üyeleri olarak birlikte mücadele edebilmesinin koşuludur.

Çeviren: Osman Oğuz

* Analyse & Kritik, Eylül 2020, 663. sayı

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.