Saraylar inşa edildi, Muaviye sofrası kuruldu. Tüm haksızlıklar, iktidar zulmü, baskı ve soygun ürünleri yemek haline getirilip saray sofrasına kondu. Muaviye sofrasının Ramazan’da kurulması tam da karşı İslamcılara göre bir adım. Muaviye zihniyeti, meydan savaşına tutuşup ardından Kuran’ı eline alıp meydanlarda dolaşmaktır. Muaviye zihniyeti, Ramazan’da soygunla, hırsızlıkla, sömürüyle, mazlum kanıyla, fakir lokmasıyla kurulan sofralar kurmaktır. Muaviye zihniyeti, bu sofrayı her gün milyonların gözleri önüne çıkarmak ve bu muaviye sofrasından toplumu zehirlemek için birilerini bu sofraya çağırmaktır. Ve tüm bunlar karşı İslamdır.
Karşı islamın islamdan daha fazla görünür olduğu, daha fazla dillendirildiği, daha fazla yaşandığı ve daha fazla hüküm sürdüğü bir zamandayız. Bu zamanda karşı islamın gerçek yüzünü açığa çıkarmak ve inancını özgürce, toplum hakikatine göre yaşamak zordur ve bunun mücadelesini vermek, karşı islama direnmek de inancın gereğidir.
Oruç tutmak nefs terbiyesiyle alakalıdır. Azla yetinmeyi ve yoksulu anlamayı, aynı zamanda kendi bedenini dinlendirmeyi amaçlar. Bir bütün dünya malına tamah etmemenin insanı temizleyeceğine inanılır. İnancın gereğinin tam tersine bu ayda en büyük açgözlülüğün yaşanması, oy toplanan halkın masallarda okuyup hayal dahi edemeyeceği saraylarda, aynı halkın rüyasında bile göremeyeceği sofraları kurmak tam bir nefis terbiyesizliği örneğidir. Sarayda iftar sofrası, saray erkânı başta olmak üzere, muaviye sofrasına oturan herkesi kirletmektedir.
Cihad-ı ekber denen nefs mücadelesi sarayda kaybedilmiştir. Saraylılar nefsine yenilmiş, nefsinin kölesi olmuştur. Sarayda açgözlülük zafer kazanmış ve iktidarını kurmuş, mala tamah son sınırına gelmiştir. Egolar milyonların aç sofraları karşısında muaviye sofralarını büyütmekle doymamaktadır. Bugünün saraylısı, içindeki aç gözlü canavarı doyurmaya nafile uğraşmaktadır. Çünkü nefs mücadelesine yenilenin içindeki canavar doymayı bilmez.
Ramazan başlar başlamaz habire ordan buradan insanlar, muhtarlar, falan kuruluşların başkanları, sözcüleri iftar yemeği adı altında muaviye sofrasına çağrılarak biat ettirilmekte, muaviye yoluna çekilmektedir. Müslüman bir insandan öte, insan olan bir insan için Muaviye sofrasından bir lokma dahi yemek kendi inancına küfürdür. Muaviye sofrasından bir lokma yemek islama hakarettir. Kafir olmak tam da budur. Bunca yolsuzluk, çalıp çırpma, kutsal aylarda bunca hakaretin, bunca kötü sözün, bunca mazlum insanın kanının sindiği muaviye sofrası tüm Türkiye toplumunu muaviye yoluna sokmanın, tüm topluma biat ettirmenin bir yöntemidir.
Karşı İslam, başkası açken tok yatmaktır. Başkası açken tok yatmanın ne olduğunu karşı İslamcılar bilemez. Karşı İslam, başkasını aç bırakır ve kendisi tok yatar. Hatta doymaz, hiçbir zaman doymaz. Açgözlülük böyle bir şeydir. Dünyayı midesine indirecek bir büyük lokma gibi görür. Seslendiği milyonların büyük çoğunluğu asgari bir sofra kurmak için her an hayati tehlike yaşarken bugünün saraylısı, kanla kurduğu sofraları milyonlara sergilemekten utanmaz, vicdan azabı yaşamaz. Muaviye’de ve tüm karşı İslamcılarda, insani olan utanç ve vicdan duygusunu aramak nafile bir çabadır.
Saray fantezilerinin sayısız odalarla, Türkiye toplumunun değil alım hayal gücüyle bile kıyaslanamayacak kullanım malzemeleriyle sınırlı kalmadığını gördük. Sarayda iftar fantezisinin bu derece toplum dışı, insanlık dışı olması ancak açgözlülüğüne, kendi egolarına, nefsine hiçbir söz geçiremeyenin fiili olabilir.
Sarayda Muaviye sofrası kurulurken sınır ötesindeki insanları öldürmek için silahlar taşınıyordu.
Sarayda Muaviye sofrası kurulurken zindanda bir çocuğa tecavüz ediliyordu.
Sarayda Muaviye sofrası kurulurken bir kadın yasalar gölgesinde ölüme gidiyordu.
Sarayda Muaviye sofrası kurulurken bir hasta tutsak zindanda son nefesini veriyordu.
Sarayda Muaviye sofrası kurulurken milyonlarca insan her gün Ramazan’dan öte oruç hali yaşıyordu.
Sarayda Muaviye sofrası kurulurken helal bir lokma kazanmak için bir işçi inşaattan düşüp can veriyordu.
Eşitlik, özgürlük, ortaklık, insanlık, birliktelik kavramlarının giderek anlam kaybettiği saray zihniyeti hakimiyeti karşısında durmak, susmak biat etmektir.
Muaviye sofralarını Muaviyelerin başına yıkmak, o sofraları Muaviyelere haram etmek inancın gereğidir.
Muaviye sofrasına oturmayın!
Karşı islama biat etmeyin!
Tevfik Fikret gibi “yiyin efendiler yiyin, aksırıncaya kadar yiyin, tıksırıncaya kadar yiyin demeyeceğiz!” demeyeceğiz. Haram olsun diyeceğiz, çünkü haramdır.