Babası insan hakları profesörü, annesi savaş karşıtı olan Kristina Briit Reed’in kendisi de bir insan hakları aktivisti. Avrupa mültecilere sınırlarını kapattığında Sırbistan’a giderek mültecilere yardım eden Kristina, sınırları protesto için 3.5 ay yol katetmiş.

Uluslararası ilişkiler okuyan Kristina,diplomat olmak yerine tiyatrocu olmayı tercih etmiş. Kristina „Diplomat olmam gerekiyordu. Ancak sınırlara karşı biri olarak diplomat olup bir devleti savunmak gibi hataya girmek istemedim“ diyor.

Kürtlerle de yolu keşisen Kristina, Öcalan’ın düşüncelerinden, özellikle de jineolojiden etkilendiğinin altını çiziyor. Açlık grevleriyle de yakından ilgili: “Leyla Güven’e saygım sonsuz. Başaracağına inanıyorum.“

ERKAN GÜLBAHÇE / PERVİN YERLİKAYA

Kristina Briit Reed, bir insan hakları aktivisti. Annesi Alman, babası Amerikalı, Fransa’da doğup büyümüş. Fransa, Amerika, İsviçre’nin yanısıra birkaç yıl Brezilya ve Küba’da da yaşamış. Şu anda ise Almanya’nın başkenti Berlin’de yaşıyor. “Kendimi bir ırk ya da coğrafyaya bağlı görmüyorum” diyor ve ekliyor: “Bana göre herkes Dünya vatandaşıdır. Tüm insanları eşit görüyorum. Herkes dünyanın her yerinde yaşama hakkına sahiptir. Sınırları kesinlikle kabul etmiyorum. Sınırların olmadığı bir dünya için mücadele ediyorum ve etmeye devam edeceğim.”

Kristina ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a özgürlük talebiyle Şubat ayında gerçekleştirilen Uzun Yürüyüş’te tanıştık. Enternasyonalist kolun en önünde güleç yüzüyle dikkatimizi çeken Kristina, sadece yürümekle yetinmiyor, açlık grevleri için hazırlanan bildirileri de dağıtarak, eylemin amacını anlatmaya çalışıyordu. Kürtlerin mücadelesiyle yeni tanışsa da kısa zamanda çok şey öğrenmiş. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kitaplarını okuduğunu ve çok etkilendiğini anlatan Kristina, en çok da Demokratik Konfederalizm sisteminden ve Jineoloji’den etkilendiğini belirtiyor.

Babama borçluyum

Uluslararası ilişkiler okumuş. Diplomat olma seçeneğini ideallerine ters düştüğü için reddetmiş. Sanatla ilgileniyor ve mülteciler başta olmak üzere haksızlığa, adaletsizliğe uğrayan tüm çevreler için mücadele ediyor. Dünya görüşünün şekillenmesinde ise ailesinin büyük katkısı olmuş. Sözü Kiristina’ya bırakıyoruz: “Babam insan hakları profesörü. 2005 yılına kadar Amerika’da bir üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışıyordu. Şu anda Amerika’da bir kuruluşta çalışıyor. Amerika’nın dış politikasına ve insan hakları politikalarına karşı duruş sergileyen bir insan. Kitapları ve birçok makalesi var. Benim de bir insan hakları savunucusu olarak yetişmemi sağladı. Babamdan hem insan hakları konusunda ders aldım hem de uluslararası ilişkiler, uluslararası kanunlar ve devletler arası ilişkiler konusunda beni eğitti. Şu anki karakterimi babama borçluyum diyebilirim. Babamın yol göstericiliği üzerine ben de üniversitede insan hakları, sosyal politika, uluslararası hukuk ve uluslararası ilişkiler dallarında eğitim aldım.

Annesi savaş karşıtı

Annem ise kendisini pasif bir direnişçi olarak tanımlıyor. Kendini savaşlara karşı konumlandırmış bir insan. Örneğin; Amerika’nın Vietnam savaşına karşı mücadele etmiş, sürekli alanlarda olmuş. 1960’larda çok aktifmiş. Hem annem hem de babam için insan hakları her zaman esastır. Böylesi bir ailede büyüdüm.“

İlk eylemi Irak işgaline karşı

Kristina liseyi İsviçre’de okumuş. “Birçok önemli anlaşma ve barış görüşmeler burada imzalansa da halkı çok politik değil” diyen Kristina, lise yıllarında politikleşmeye başlamış. 2003 yılında ABD’nin Irak işgaline karşı gerçekleştirilen eylemler onun katıldığı ilk sokak gösterileri olmuş.

Dünya turu hayatını şekillendirdi

Alman, Amerikan, Fransa ve İsviçre vatandaşı olduğunu bu nedenle birçok insana göre ‘şanslı‘ olduğunu ifade eden Kristina, annesi havayolları şirketinde çalıştığı için de birçok ülkeyi seyahat etme şansına ulaşmış. “Bazılarının çok hakkı var bazılarının ise yaşam hakkı bile ellerinden alınıyor. Mesela ben onların deyimiyle ‘çok değerli bir pasaporta sahibim.’ Bu pasaport beni otomatikman hak sahibi yapıyor. Bunu anlamıyorum, bu büyük bir adaletsizlik” diyerek, devletler tarafından oluşturulan sınırlara tepki gösteriyor. Yaptığı gezilerin de kendisine çok şey kattığını ifade eden Kristina, “Bu durum hayatımı da şekillendirdi. İnsanlar arasındaki adaletsizliği bizzat kendim gördüm” diye belirtiyor.

Sırbistan’da mülteci kamplarında kaldı

2013 yılında Dresden Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler okuyan Kristina, İslam ve göçmen karşıtı Pegida’ya karşı çalışmalar yürütmüş. Suriye savaşından kaçan ve Almanya’ya gelen mültecilerden bir kısmının kaldığı üniversitenin kampüsüne yerleştirildiğini aktaran Kristina, aktif olarak o dönem Almanya’ya gelen mültecilerle ilgilenmiş. “Almanya’nın mültecilere karşı tutumunu kabul edilemez bulan ve Avrupa’nın sınırlarını göçmenlere kapatmasına tepki gösteren Kristina, “bu suça ortak olmak istemediği” için mültecilere yardım için Sırbistan ve Makedonya’ya gitmiş. Kristina o günleri şöyle anlatıyor: “Sınırda mülteci kamplarında kaldım, onlara yardım ettim. Burada Arap, Afgan ve Kürt mültecilerle tanıştım. Bazıları şimdi Avrupa’da. Bu insanlara yardım ederken, ‘Bu insanlar sırf doğdukları topraklar, ait oldukları uyrukları nedeniyle mi kriminalize ediliyorlar? Neden her insan dünyadaki devletler ve sınırlar arasında özgürce hareket edemiyor?’ sorularını da kendime sordum.

Sınırlara karşı 3.5 ay yürüdü

O insanlar yaşadıkları yerlere dönemiyorlardı. Dönseler öleceklerdi. Ama birileri de sınırı kapatarak ‘bu tarafa geçemezsiniz’ diyordu. Ve o anda bu sınırlara karşı mücadele edilmesi gerektiği bilincine vardım. Buna karşı mücadele ettim.

Geçen yıl, 3.5 ay boyunca günde 25 kilometre Doğu Almanya’dan Fransa’ya kadar sınırlara, sınırların yarattığı ayrımcılığa karşı yürüyüş yaptık.“ Sınırlara karşı gerçekleştirilen yürüyüş Almanya’nın Dresden kentinden başlarken, Fransa’nın Kalle kentinde son bulmuş.

Diplomat olmayı reddetti

Bu mücadele Kristina’nın hayat rotasını da değiştirmiş. Şöyle devam ediyor anlatmaya: “Üniversitede uluslararası ilişkiler okudum. Diplomat olmam gerekiyordu. Ancak diplomat olmayı kabul edemezdim, devletlere ve sınırlara karşı biri olarak. Bir diplomat olarak gidip bir devleti savunmak gibi bir hataya girmek istemedim. Bundan dolayı da şu anda bir tiyatroda çalışıyorum. Hem yazıyor hem de oynuyorum. Tiyatrolarımızı alanlara taşıyoruz. Oyunlar aracılığıyla istediğim politik mesajı vermek beni çok daha mutlu ediyor.”

Uzun Yürüyüş’te nasıl yer aldı?

Kristina’nın Kürtlerle tanışıklığı var ancak mücadelelerine ortak olması ise yeni sayılır. Kristina’nın babasının Kürt bir arkadaşı 2013’te Güney Kürdistan ziyaretinde hayatını kaybetmiş. “Bu olayla Kürtlerle ilk kez tanıştım” diyen Kristina, gerçek anlamda tanıma ve anlamlandırmanın ise geçtiğimiz yıl olduğunu aktarıyor. Ağustos 2018’de gerçekleşen 8. Berlin Kürt Film Festivali’nde Rojava üzerine izlediği filmlerden etkilendiğini anlatan Kristina, “Demokratik Konfederalizmi anlamak için Abdullah Öcalan’ın kitaplarını okudum. Berlin’deki Kürtlerle, Êzîdî Kadın Meclisi’yle iletişime geçtim. Daha sonra Kürt Kültür Derneği çalışanlarıyla tanıştım. Ve Lüksemburg’dan Strasbourg’a gerçekleşen Uzun Yürüyüş’te yer almaya karar verdim. Bu Kürtlerle ilk eylemim oldu” diye anlatıyor.

Burada çark tam işliyor

Organizasyondan çok etkinlendiğini ifade eden Kristina, “Açıkçası şok oldum. Kürtlerin misafirperverliği, organizasyonun muazzam işleyişi, yürüyüş boyunca Kürt gençlerin disiplinleri beni tam anlamıyla mest etti. İnsanlar arasındaki uyumu ve dayanışmayı görünce çok şaşırdım. Yemekten içeceğe, yatma yerinden dinlenmeye kadar her ayrıntı düşünülmüştü” diyerek memnuniyetini dile getiriyor. Uzun Yürüyüşü, sınırlara karşı gerçekleştirdikleri yürüyüşle karşılaştırdığında ise şunların altını çiziyor: “İkisini karşılaştırdığımızda organizasyonunda dağlar kadar fark var. Bizde kaotik bir durum vardı. Bu yürüyüşte ise çark tam işliyor.”

Öcalan’ın fikirlerinin hayranıyım

Kristina, Rojava Devrimi ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fikirlerinden de etkilendiğini özellikle vurguluyor. Rojava’da ekolojiye, kadın-erkek eşitliğine, tüm halkların ortak yaşamına dayalı bir sistem oluşturulduğunu ve bunun için büyük bedeller ödendiğinin farkında olduğunu ifade eden Kristina, “Ben bir pasifistim. Silahlı mücadeleyi tasvip etmiyorum. Ama bir saldırı varsa kendini savunmak da gerekiyor” diye ekliyor.

Abdullah Öcalan’ın fikirleri için ise “Aradığımız alternatif projenin nüvelerini bize gösteriyor. Jineoloji projesi çok hoşuma gitti. Kadının günlük hayata katma çabası takdire değer. Öcalan’ın ortaya attığı fikirlerin demokrasinin gelişimine önemli katkı sağlayacağına inanıyorum. Ekoloji konusundaki düşüncelerine de çok değer veriyorum. Süper, gerçekten süper fikirler. Beni kendisine hayran bırakıyor” diyor.

Kürtleri yalnız bırakmayacağım

   

Öcalan’a yönelik tecride de tepki göstererek, “Dileğim, Öcalan’ı bir gün aramızda görmek. Onun özgürlüğü insanlığa çok şey katacaktır” diyen Kristina, sözlerine şöyle devam ediyor: “Kürtlerin direnişine büyük saygı duyuyorum. Bu büyük direnişleri önünde eğiliyorum. Mücadelelerinde Kürtleri yalnız bırakmayacağım. Kürtlerle birlikteyim. İnsanların, dinleri, dilleri, milliyetleri ve düşünceleri yüzünden sınırlarla ayrılmasına karşıyım. Umarım bir gün sınırların olmadığı, her şeyin kardeşçe paylaşıldığı bir dünyada yaşarız.”

 
 

Jineoloji gerçek bir devrim

 

Kısa bir süredir Kürt kadın hareketiyle tanıştım ve verdikleri mücadele benim için bir umut oldu. Sayın Öcalan ve Kürt kadın özgürlük hareketi, eril zihniyetin değişmesi gerektiğini jineoloji ile beraber net bir biçimde ifade etti. Şimdi Kürt erkekleri binyıllardır kendilerine öğretilen yanlışları aşmak için uğraşıyor. Ne kadar zor olsa da doğru olanın bu olduğunu kabul ediyorlar. Kürt kadınlar sadece kendileri için değil bütün dünya kadınları için mücadele ediyor. Bu mücadeleyi büyütmeliyiz. Ben ve Rojavalı bir arkadaşım birlikte Almanya ve İsviçre’de Jineoloji seminerleri vermeye başladık.  Bu fikrin en güzel yanı kapitalizmin bir parçası olmamasıdır. Bu fikrin sadece teoride değil de pratik hayata geçirilişini insanlara göstermeli ve anlatmalıyız.

 
 

Leyla Güven’e saygım sonsuz

Açlık grevi eylemini sürdüren Leyla Güven’e olan saygım sonsuz. Bir insanın kendi hayatını adaması kadar büyük bir fedakarlık olamaz. İnsanların daha güzel bir gelecek inşa edebilmek için kendilerini bu uğurda feda etmesi karşısında üzülüyorum ancak cesaretlerinden dolayı gurur duyuyorum. Böyle bir eylem cesaret, inanç ister. Bir onur mücadelesidir. Başaracağına inanıyorum.