"Bu daha başlangıç, mücadeleye devam" Gezi Parkı direnişinin en tutulan sloganlarından biriydi. Ve geçen zaman, bunun sadece bir slogan değil bir yaklaşım, bir perspektif olarak da kabul ve hayat bulduğunu gösterdi.

Bu yaklaşımın ve gelişen toplumsal bilincin demokrasiye ve özgürlüklere karşı devletin yasakçı ve baskıcı tutumunu geriletme, "demokratik çözüm ve barış" sürecini de olumlu etkileme potansiyeli var, eğer doğru değerlendirilebilirse tabi ki…
Mücadeleye devam anlayışı çerçevesinde halihazırda, bir yandan pek çok kentte ve İstanbul’da değişik eylemler devam ederken, öte yandan Gezi Parkı’nın polis şiddeti kullanılarak boşaltılmasına karşı, bir araya gelmek ve taleplerinin takipçisi olmak adına yeni eylem biçimleri geliştirdi, yeni eylem alanları yarattı halk.
Örneğin, İstanbul’un merkezi parklarını kendisine eylem alanı olarak belirledi. Bu parklarda her akşam özgür katılımlı buluşmalar organize ediliyor. Bu buluşmalar sadece eğlence ya da protesto değil, aynı zamanda toplumun sorunlarına çözüm yollarının da tartışıldığı forumlara sahne oluyor. Bu forumlarda aklınıza gelen bütün sorunlara yer var. Örgüt sözcüğünün halkın kafasında öcüye dönüştürülmüş olmasına rağmen, halk bu parklarda örgütlenmek gerektiği üzerinde görüş büyütüyor, partileşme önerileri tartışılıyor.
Gezi Parkı’nın polis işgalinde olması, gözaltılar, ölümlere yol açan polis şiddeti, direnişin haklılığının kanıtı olarak kabul ediliyor. Bu nedenle bir yenilgi psikolojisi yok bu alanlarda.
"Duran insanlar" eyleminin yaygınlaşarak devam etmesi de bir sürpriz değil. Tek başına yada birkaç kişi, kadın ya da erkek, genç ya da yaşlı insanlar mücadeleye devam ruhuyla protestolarını sürdürüyorlar. Özgürlük yolunda azken çok olmanın, bütün olmanın, birbirine güvenmenin sihrini keşfediyorlar buralarda da…
Bu isyan "batıda" başladı evet ve batıdaki halkın toplumsal duyarlılığını, toplumsal sorunlara müdahale edebilme gücünü, birey olmaktan toplum olmaya, toplumsallaşmaya geçişini gerçekleştiriyor.
Toplumsal bilinçte yaratılan bu gelişmenin, "demokratik çözüm ve barış" sürecine de olumlu etkide bulunacağını, yine İstanbul’un değişik parklarında devam etmekte olan forumlarda ve Gezi Parkı forumlarında ortaya konan düşüncelere ve pratiğe bakarak söylüyorum.
Halkın bu uyanışını, bu aydınlanmayı her koşulda desteklemek gerekir. Aynı zamanda Kürtlerin tüm çabalarına rağmen, çözüm sürecinin ikinci aşamasına geçilememiş olması,  beklenen yasal değişikliklerin, yeni anayasa’nın, Kürt tutsakların serbest bırakılmalarının sağlanamaması ve çözüm sürecinde iktidarın ayağındaki topu taca atma ihtimalinin kaygısı yaşanırken, toplumun tamamında savaşa karşı bir bilinç ve tutum geliştirilmesi, çözüm sürecinin devamını sağlayacak önemli bir dinamik olduğu için, ayrıca önemsenmeli.
Velhasıl, aynı zamanda halkın kendini, gücünü, sınırlarını keşfi olan ve daha yeni başlamış bu kalkışmayı, amaçlarının darlığı (ki toplumun tamamını tatmin eden taleplere sahip hareket var mı?), bileşenlerinin yetersizliği, o olursa ben olmam dar yaklaşımlarını da bir kenara bırakıp, eylemlere ve her akşam park buluşmalarına katılarak desteklemek, gelişen toplumsal bilince hak ettiği değeri vermek, etkide ve katkıda bulunmak gerek, eğer bu toplumun dinamik bir parçası olmaktan vazgeçmediysek elbette.