
AKP hükümetinin farklılığı psikolojik savaşa PKK’ye karşı savaşan diğer hükümetlerden daha fazla ağırlık vermesidir. Bir taraftan Kürt halkının dini duygularını istismar ederek, diğer taraftan hakkında kuşkular yaratarak PKK ile Kürt halkı arasındaki bağı koparma stratejisi izlemektedir. Bu konsept önemli oranda çökse de hala Nasrettin Hoca’nın göle maya çalması gibi “ya tutarsa” anlayışıyla hareket etmektedirler. Başbakan her kürsüye çıktığında inançlı insanlara seslenerek PKK hakkında olumsuz yargı yaratmaya çalışıyor. Yeminli PKK ve Apo düşmanları ve müflis bazı siyasetçiler ise Erdoğan’dan aşağı kalmayarak PKK’nin Ergenekon’la ilişkili olduğu yalanını her yerde atıyorlar. Şimdinin Anadolu’dan Görünüm programı haline gelmiş Samanyolu Televizyonunun sürekli tekrarladığı “PKK Ergenekon ilişkisi” nakaratını şimdi bunlar ağzına sakız yapmışlar. “Kara çal tutmazsa izi kalır” deyişine umutlarını bağlamışlar.
O kadar utanmazlar ki PKK lideri Öcalan’ın ve PKK’nin 1978’den beri söylediği Pilot Necati Kaya’nın bir sızdırma olduğu tespitini şimdi PKK’ye karşı kullanmaya çalışıyorlar. PKK belgelerinde ve Abdullah Öcalan’ın konuşmalarından biliyoruz ki Pilot Necati’den kuşkulanmış ve daha sonra adım adım PKK’yle ilişkisi kesilmiştir. Kaldı ki Pilot ne bu hareketin kurucusudur ne kadrosudur. Hatta aktif bir sempatizan bile olmamıştır. İşi ve gücü olan, biraz parası ve ayrı evi olan biridir. Zaten PKK kadro profiliyle uzaktan yakından ilişkisi yoktur. Şimdiki ölçülere göre bir taraftar veya bir dosttur. Ama PKK tarihinde bir sempatizan olarak tanımlanıyor.
PKK lideri “onu devleti uyutmada kullandık” diyor. Yine Apocular grubunun hiç parası olmadığı dönemde onun maaşının bir kısmını zaman zaman kendilerine verdiği söylenmektedir. Zaten Kürt Halk Önderi esas kuşku nedenlerinden birinin de bu olduğunu söylemektedir. Kaldı ki verilen miktar o günkü koşullarda bile çok önemsizdir. PKK lideri son görüşme notlarından birinde, “eğer ajan değilse itibarı bile iade edilebilir” demiştir. Çünkü ajan olduğu konusu da esas olarak kuşkulara dayandırılmıştır. Şimdi bu adama dayanılarak “PKK’yi MİT kurdu” demek ya bir psikolojik savaş söylemidir ya da kötü niyetli olmaktan kaynaklanır. Yeminli PKK ve Apo düşmanları yalanlarını desteksiz atıyorlar. Türk devletinin politikaları karşısında beceriksiz kaldıklarını, ayakta kalamadıklarını itiraf edeceklerine, “PKK bizi vurarak bitirdi” yalanına başvuruyorlar. Halbuki 12 Eylül öncesi bu iftira atanlar tarafından PKK’ye karşı kutsal bir ittifak kurulmuş, onlarca PKK’li katledilmiştir. Bunlar 12 Eylül iddianameleriyle belgelidir.
Aklı başında her insan da biliyor ki 12 Eylül zaten solu ve Kürt hareketlerini bitirmek için gelmişti. Bu konuda önemli bir oranda amacına ulaşmıştır. PKK ise bitirilememiştir. Neden bitirilemediğinin en somut ifadesi MİT tarafından kurulduğunu iddia ettikleri PKK’nin kurucularının Amed zindanındaki direnişidir. AKP’nin psikolojik savaşının malzemesi olan bu tükenmiş kişilikler Kemal Pir ölüm orucunda şehit düşene kadar “Kemal Pir Türk’tür, ajan olarak PKK’nin içine sokulmuştur” iftirasını rahatlıkla yapıyorlardı. Kemal Pir’in, son nefesini vermeden önce PKK’ye karşı kutsal ittifak yapan örgüt liderlerinden biri olan Ömer Çetin’in Lübnan’da kendisi hakkında Filistinlilere yönelik ajandır kampanyası yürüttüğünü, bu nedenle yakasına yapışılmasını istediği bile söylenir. Herhalde Ömer Çetin Kemal Pir’in ölümünden sonra vicdan azabı çekmiştir.
Elindeki örgütü güçsüz hale getiren ve bitiren bu siyasi müflis itiraf edip biz başaramadık, 12 Eylül darbesi ortamında mücadele edecek bir örgüt olamadık diyeceğine, kendilerinin bitmesinden PKK’yi sorumlu tutuyor. Öyle ki, 12 Eylül darbesini PKK yaptı diyecek! Zaten PKK 12 Eylül darbesine yol açtı diyerek PKK’yi suçlayıp darbecileri bile temize çıkarıyor. Bu, faşist darbeleri meşrulaştırmanın yoludur.
PKK ilk kapsamlı derin devlet çözümlemeleri yapan Harekettir. PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın birçok çözümlemesi derin devlet ve kontrgerilla üzerinedir. Hiçbir hareket ve hiçbir siyasi lider PKK ve Önderliği kadar derin devlet, Gladio ve kontrgerilla çözümlemesi yapmamıştır. Özal’ın Gladio tarafından öldürüldüğünü ilk söyleyen de PKK lideri Öcalan’dır. Çünkü bu güçler en fazla da PKK’ye karşı savaşmışlardır. Bu nedenle PKK liderliği hangi eylem ve tutumun derin devlete ait olduğunu bilecek tecrübeye sahiptir.
1990’lı yıllardaki kirli savaş PKK’nin mücadelesi tasfiye edilmek için yürütülmüştür. Ancak PKK bunların saldırılarına rağmen ayakta kaldığı için şu anda beyaz Gladio ya da beyaz Ergenekon ele ayağa düşmüştür. Aslında PKK’ye karşı yenildiği için suçlanmaktadırlar. Zaten bu zatlara AKP yanlısı basının moderatörleri sürekli PKK’yi Ergenekon’la ilişkilendiren sorular soruyorlar ve bunlara onaylatmaya çalışıyorlar. Eğer PKK’nin bunların iddia ettiği gibi bir durumu olsaydı sadece bu devlet ve AKP değil, ABD ve Avrupa bile yüz defa belge ve bilgilerini ortaya koyardı. Artık bu tür şeylerle Kürt halkının kafasını karıştırmak mümkün değildir. 40 yıllık mücadelesi, on binlerce şehidi, binlerce gazisi olan ve en zor koşullarda NATO’nun ikinci büyük ordusuna karşı ayakta kalan bir hareket söz konusudur. Hiç kimse kırk yıldır Türk devletinin bütün enerjisini tüketen, devletin tüm ekonomik, sosyal ve kültürel politikalarının bu hareketin tasfiye edilmesine göre düzenlenmesini zorunlu kılan bir hareketi kendini devletin asıl sahibi görenlerle ilişkilendiremez.
Bu müflis tüccar utanmadan 1992 yılında KDP ve YNK’nin PKK’ye saldırmasını da tersyüz etmektedir. Saldırıya uğrayan ve yüzlerce savaşçısı katledilen PKK’dir. Türk devletinin ve uluslar arası güçlerin federe Kürt parlamentosunu tanıması karşılığında KDP ve YNK PKK’ye saldırmıştır. PKK’ye saldırıyla bu Kürt parlamentosu ilan edilmişken bu saldırıyı PKK yapmış gibi göstermek siyasi ahlaksızlığın nasıl bir çirkinlikte ortaya konulduğunu gösterir.
Kürt Halk Önderinin İmralı’ya gelen bazı subaylarının konuşmasını bile PKK’ye karşı kullanmak bu siyasi ahlaksızlığın başka boyutudur. PKK, 1999’dan 2004 yazına kadar tek taraflı eylemsizlik kararı almıştır ve yüzlerce gerillanın kaybına rağmen bu konuda da tutarlı davranmıştır. Buna rağmen PKK’nin bu dönemdeki tutumu konusunda kuşkular uyandırmak da bu siyasi ahlaksızlığın düzeyini göstermektedir. Bunlar Kürt sorununun çözümünde adım atılmadığı için gerilla direnişe geçtiğinde bu direniş kararının arkasında Türk devletinin olduğunu, bu direniş bahane edilerek Güney Kürdistan’daki federasyonun ortadan kaldırılacağını söylemişlerdir. Ancak yaşanan gelişmeler kanıtlamıştır ki eğer gerillanın direnişi olmasaydı şu anda Güney federasyonu Türkiye ve İran’ın kıskacı altında ortadan kaldırılırdı. Dolayısıyla gerilla bir yönüyle de duruşu ve direnişiyle Güney federasyonunun meşru savunma gücü haline gelmiştir.
Kürt Özgürlük Hareketi ve Önderliği hakkında iftirada bulunan şerefsizler PKK yöneticilerinin yaşadığı dervişçe yaşama bir ay bile katlanamazlar. Hemen sıcak mekanlarına ve ailelerinin yanına kaçarlar. PKK yöneticileri başka konularda eleştirilebilir, ama psikolojik savaş merkezlerinin yaptığı gibi şurayla, burayla ilişkilendirilemezler. Bu iddialarda bulunanlar o kadar düşkünler ki, yarın bu yöneticilerden birine bir şey olsa bu defa da devletle ilişkileri açığa çıkmasın diye öldürüldüler diyeceklerdir. İşte böyle bir ucube PKK ve Apo düşmanlarıyla karşı karşıyayız.
Bu müflis siyasetçiler ne yapsalar da ömürlerinde bir baltaya sap olamayacaklarını görmüşlerdir. Herhalde PKK’ye küfredersek devlet vicdana gelir, Kürtlere bir şey verir, bunu da biz sağlatmış oluruz gibi hasta ruh hali içindeler. Bu devleti tanımayanlar tabii ki siyasette iflas ederler. Bu devlet onlara bırakalım zırnık vermeyi, bugün olduğu gibi Kürt halkının kutsal mücadelesine karşı kullanır. Mecliste yapıldığı gibi Kürdistan kelimesini kullandıklarında ağzına tıkarlar.
Milletvekillerine bile Kürdistan kelimesini kullandırmayan bir devlet ve hükümetin psikolojik savaş aracı haline gelmek bu kişiliklerin nasıl bir düşkünlük içinde olduğunu gösterir. 13 yıldır hiçbir tutukluya yapılmayan kısıtlamalar içinde yaşayan bir Önderliğe ağzına gelen iftiralar yapmak halkın deyimiyle insanı çarpar. Siyasi düşünceleri varmış! Siyasi düşüncelerinizi söylemek için özel savaş kanallarında PKK’ye küfür etmek zorunda değilsiniz. PKK’nin düşüncelerini kabul etmemek ve beğenmemek ayrı bir şeydir, ama devletin psikolojik savaşçıların kullanacağı iftiralar atmak ayrı bir şeydir. Bunlar düşünce özgürlüğü değildir. PKK ve lideri hakkında bu tür iddialar içinde olmak Kürt halkının özgürlük mücadelesine karşı savaş açmaktır. Bu tür iftiraların, yalanların ne anlama geldiğini herhalde bu zatlar da bilebilecek durumdadır.
Bu durumda olanlara da PKK haklı olarak devletin psikolojik savaş malzemesi adamları, kirli savaşın ajanları olarak bakacaktır. Ben her türlü iftirayı atarım, ama kimse bana bir şey söyleyemez demek de en hafif deyimle hakkaniyetli değildir.