Kurulu düzene kazandıran yanlışlarla kimse kendi doğrusunu inşa edebilir mi?
11 senelik AKP iktidarının muhafazakarlaştırdığı Türkiye’nin toplumsal gerçeği içerisinde hemen hemen tüm siyasal hareketler muhafazakarlara, dini hassasiyetleri derin olan kesimlere göz kırpıyor. Türkiye siyaseti içerisinde muhafazakarlara açık bir şekilde direnen hareketlere artık yer olmadığını düşünenler çoğunlukta.
Dikkatimizi çeken konu ise, demokrat muhalif hareketlerin muhafazakar kesimlere olan ilgisi. Biri ile hem siyasal hem de sosyal zeminde çatışma halinde olan siyasal ideolojiler, yaşam tarzlarını aynı çatı altında ortak bir amaçla örgütlemenin mümkün olduğu savunanlarımız var.
Herşeyden önce Türkiye genelindeki bu tür örgütlenmelerin Kürt hareketinin Kürdistan’daki başarısıyla kıyaslanması çok gerçekçi değil. Sosyalist bir hareket olarak kendini ifade eden PKK’nin nasıl olup da Kürt toplumundaki en uç kesimleri dahi etkileyip siyasal çatısı altına alabildiği Türkiye’nin 30 senedir cevabını arayıp bulamadığı bir soru.
PKK’nin üzerine kendisini örgütlediği toplumsal gerçekler ile Türkiye genelindeki bir siyasal hareketin kendisini örgütleyeceği gerçekler arasında çok büyük farklar var. PKK Kürdistani bir hareket. Kürdistan coğrafyasındaki tüm etnisite, dini grup, azınlıklar, farklı kimlikleri ulusal ve kültürel paydada buluşturup onları temsil etme iddiasında. Ezilmişlik, geri bırakılmışlık PKK’nin Kürdistan’da örgütlediği kesimlerin en güçlü ortak noktası.
Bu yüzden PKK, Kürdistan’daki muhafazakar kesimlerden de, Alevilerden de, Süryanilerden de, komünistlerden de destek alıyor. Çünkü PKK bir siyasal hareketin ötesinde bir kimlik haline gelmiş durumda.
Türkiye genelindeki bir örgütlenme iddiasında olan bir siyasal hareketin ise, bu modelle başarıya ulaşması oldukça zor. Türkiye tarafındaki muhafazakar kesimler sistemin üzerine kendini 80 yıldır bina ettiği yapılar. Kürdistan’daki gibi dinamizm kazanacak yapılar olmaktan da uzak.
Batıda AKP’nin, MHP’nin temsil ettiği muhafazakar kesimlere karşı çok keskin bir mücadele vermek gerekli. Türkiye’de örgütlenen demokrat bir hareket muhafazakarlıktan beslenemez. Ötekilerin hareketi olmak zorunda. Aksi halde başta öngörülen kimliği, kendini tanımladığı siyasal argümanlar kendisine ne olduğunu anlamadan çok farklı bir hale gelir.
***
Belki darlıkla, siyasal öngörüsüzlükle değerlendirilebilir ancak şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Güçlü bir düşünce özgürlüğü kültüründen beslenmeyen hiçbir muhafazakar toplum gelişemez. Bunun ne tarihte, ne günümüzde bir örneği vardır, ne de gelecekte olacaktır.
Muhafazakar kesimlerin haklarını, bir arada yaşam felsefesini savunmak, muhafazakar politikalara yatmak demek değildir. Özgür düşünceyi, ifade özgürlüğünü değişik toplum kesimlerinin hassasiyetleri ne olursa olsun sonuna kadar savunmak gerekiyor.
Aksi halde ancak geri kalmaya mahkum bir ülkede siyasal iktidara sahip olma amacı dışında hiçbir hedefi olmayan bir yapılanma olunur. Şu kesindir ki toplumsal muhalefetin iktidar dışında çok büyük ve çok hayati sorumlulukları vardır.