Yerleşik bütün devletlerin yüz yıllar içinde biriktirdiği bir hafızası var; kimileri buna devlet aklı da diyorlar. Karşılaştığı, henüz cevabını bulamadığı, nasıl davranacağını kestiremediği durumlarda devletler hemen kollektif hafızaya müracat ederler...

Devletler, örgütler veya daha genel anlamda politik organizasyonlar strateji oluştururken, geçmişe dönerler, geçmişte yaşanmış olaylardan elde ettikleri tecrübelerle güncel meselelerin çözümüne dair yaklaşımlar geliştirmeye çalışırlar.

Bu yaklaşım sadece devletler arasındaki ilişkiler için geçerli de değildir; tam aksine birçok devlet özellikle içerde kendi halkına karşı politika geliştirirken özellikle ‘devlet aklı’nı devreye sokar. Geçmişte halkları nasıl birbirine karşı kışkırtarak kandırdıysa, şimdi de aynı metodlarla kendi vatandaşını bir birine kırdırarak varlığını devam ettirebileceğini düşünür...

Bu mümkün mü?

Evet, eğer toplumun ezilenleri geçmişte yaşadıkları tecrübeleri doğru okuyup, muhatabı oldukları devletin niteliğini ortaya koyan bir hafıza oluşturamamış ve her defasında en baştan başlıyorlarsa; birçok şey sanki ilk defa yaşanıyormuşçasına kendini tekrar eder.

“Osmanlı’da oyun çok” ifadesi bu coğrafyanın halklarının her defasında devletin oyunlarıyla başa çıkamamasının neden olduğu bir tür iç çekiştir aslında. Devlet her defasında halk arasında var olan çelişkilerden yararlanmış, insanları bir birine düşman ederek kendi iktidarını sürdürmeyi başarmıştır.

Binlerce yıllık devlet geleneğinin bizzati kendisi iktidar olabilmenin ve iktidarını sürdürebilmenin en temel dayanaklarından bir tanesi olarak; gerektiğinde halkları yanıltabilmeyi, yanlış yönlendirmeyi, insanları birbirine düşman etmeyi görür.

Türk devlet geleneği bu yaklaşımı kendi tarihsel ve sosyolojik arka planını da esas alarak yüz yıllarca uygulamıştır. Fakat bu coğrafyada bir türlü bunun panzehirini bulunamamış devlet aklına karşı bir türlü, muhalefet aklı, devrimci akıl geliştirilememişti.

Fakat yıllar sonra Kürt Özgürlük Hareketi ile güçlü bir muhalefet aklı gelişti. İnsanlar yaşadıkları tecrübeleri, muhatabı oldukları devleti tanıdılar, onu akıllarında, yüreklerinde kayıt altına aldılar. Artık sıradan taktiklerle bu halk ve onun öncülerini kimse, yanıltamaz, kandıramaz...

Geride neredeyse yarım yüzyılı aşan bir mücadele geçmişi ve onun yarattığı bir akıl ve gelenek var. Kürtler neyle muhattap olurlarsa olsunlar; kollektif davranmayı, bireysellikten uzak durmayı, başta Diyanet olmak üzere devletin ideoloji üreten kurumlarına güvenmemeyi, örgütlü gücü esas almayı, bunun kazandıran bir şey olduğunu tecrübe ederek öğrendiler.

Eskiden muazzam asimetrik yürüyen mücadele artık simetri kazanmaya başladı. Teknoloji ve sahip olunan maddi olanakları kast etmiyorum; ama artık güçlü bir muhalefet aklının olduğu ve bu aklın bu coğrafyada gelişmelere yön verdiği gerçeğini kimse yadsıyamaz.

Daha düne kadar Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan hakkında ağza alınmayacak sözler söylemekten çekinmeyen iktidar ve muhalefet çevreleri, bir süredir açlık grevlerinin haklılığından, Sayın Öcalan’la avukatlarının götürülmesinin yasal hak olduğundan bahsetmeye başladılar.

Bütün bu gelişmeleri dışardan gözleyen bu halkın öncüleri ve hatta bu halkın sıradan bireyleri oynanan tiyatroya bakıp bir yandan gülüyor, bir yandan da birlikte davranır ve kendilerine güvenirlerse neleri başarabileceklerini görüyorlar.

Devlet aklı “Yönetmek istiyorsan parçala böl!” diyor. Biz ise bunun bize büyük kaybettirdiğini kerelerce tecrübe ettik. Öyleyse biz de bunun tam tersini yapmalıyız. Farklılıklarımızı bir zenginlik olarak yaşamaya devem etmeli, ulaşamadığımız çevrelere de ulaşmaya çalışmalıyız.

Özellikle AKP/MHP faşizminin geliştirmeye çalıştığı kafa karışıklığı ile doğru mücadele etmeli ve 31 Mart’ta ortaya koyduğumuz muhteşem taktikle; Türkiye’de demokrasi ve özgülüklerin önünün açılması ve geliştirilmesi sürecine katkı sunmaya kaldığımız yerden hiç bir tereddüte düşmeden devam etmeliyiz.

Bu döneminde öne çıkan en önemli politik görev AKP/MHP faşizminin yenilmesidir; çünkü içerde seçim kazanan AKP/MHP faşizmi bunu bütün Kürdistan’da savaş iradesine dönüştürecektir. Buna ne pahasına olursa olsun izin vermemeliyiz.