Rojava semalarında “Allah-u Ekber” sesleri, kafaları kesilen çocuk ve yetişkin insanların Allaha yalvaran çığlıkları arasında devam ediyor. Mazlum ve günahsızların bu çığlığını Allah duymuyor. Çünkü ona inanların duymasını istiyor. Ama onlarda duymuyor. Cellatlar boyunlarına astıkları “cennetin anahtarı”yla allah adına katliam yapmaya devam ediyor. Onlar görevlerini yapıyor. Bu konuda kararlı ve inançlılar. Peki ya kendilerine “müslüman” diyen kültürel islamın savunucuları ne yapıyor?

Nerede o Cuma namazlarını sokaklarda kılan müminler? Kendilerine “Kürdistan İslami Hareket” adını veren özgürlükçü kültürel islamcılar nerede? Bu durumdan kendilerine Allahın bir emri olarak vazife çıkartamıyorlar mı? Cellatlar kendi vazifelerinin bir gereği olarak, Alevi gençlerine bile el atıp cennet ve para vaadiyle Rojava’ya baş kesmeye gönderirken, bizim kültürel islamcılar Allahtan bir ayet mi bekliyor? Onları yeterli ve gerekli tepkiyi göstermekten alıkoyan bu vurdum duymazlığın sebebi nedir acaba? Neden Cuma namazlarını (Muaviye döneminde Hz.Ali ve ehlibeyte küfür edildiği için mescitlere gitmeyi reddedenler gibi) bu katliamı kınamak için sokaklara taşır(a)mıyorlar? Neden Tv kanallarında kültürel İslamla siyasal İslam arasındaki farkları ortaya koyan, islamı, iktidarları için araç olarak kullanan zalimleri teşhir eden programlar, paneller, seminer, yürüyüş  ve mitingler  yapmıyorlar? TV’lerimiz neden buna ağırlık veren programlar yerine magazin tarzı haberlerle Rojava’yı geçiştiriyorlar…?
Rojava direnişini dini açıdan ele aldığımızda günümüzün bir yönüyle Kerbela’sıdır. Hz. Hüseyin 680 yılında Kerbela’da dostlarından yardım beklerken yalnız bırakılmıştı. Bugün de Rojava direnişçilerinin komutanı ekmek yerine direnişe destek isterken, Hz. Hüseyin’in durumuna nasıl düştüklerini anlatmak istiyordu aslında. Bu çığlığı yeterince duyabildik mi? Yazıklar olsun bizlere! Kelle avcıları kadar cesaret ve öngörüden yoksun olunmadığı açıktır. Ama bunun pratikleştirilmesindeki pasiflikte bir o kadar daha açıktır. Şükürler olsun ki, Rojava kendi küllerinden kendini yaratmasını becerebildi. Gün gelecek Rojava başı sıkışan mazlumlara yardım edecek ve kucak açacak.
Kültürel islamın savunucularının da bildiği gibi, kültürel İslam özünde İslamiyet tarihi içindeki bir aydınlanmayı da temsil ediyordu ve hala da öyledir. Rojava buna da ışık tutuyor. Saçtığı bu ışıkla Rojava kültürel islamcılara çok açık bir mesaj veriyor: “Biz siyasal islamcı cellatları burada yenilgiye uğratıyor ve gerçek yüzlerini savaşarak açığa çıkartıyoruz. Sizler de bu fırsatı ve ortaya çıkarttığımız bu gerçekleri bulunduğunuz her yerde teşhir edin.” Evet Rojava’nın bize mesajı budur. Yüzyılın fırsatını kullanamıyorsak yazıklar olsun bize!
Rojava devrimi ve devam eden direnişi, demokratik uygarlık tarihinin komünal değerlerini korumayı da içeren bir devrimci mücadeledir. Bu anlamıyla tarihsel bir direniş verilmektedir ve bu direnişin kazanımları önümüzdeki yüzyılları etkileyecek kadar perspektif ve proje yüklüdür. Rojava şahsında Ortadoğu’nun uyandığının farkında olarak yaklaşılması gerekmektedir. Yani SAVAŞAN ROJAVA UYANAN ORTADOÐU’dur. DİRENEN ROJAVA, KIRILAN KÖLECİ DEVLETLERİN ZİNCİRİ VE SIRTINI DAYADIKLARI BARBAR SOYLULARIN, EZİLENLERİN AYAKLARI ALTINDA ÇİÐNENMESİDİR. İNŞA EDİLEN DEMOKRATİK SİSTEM, ÇÜRÜYEN İKTİDARLARIN CAN ÇEKİŞMESİDİR! ROJAVA ORTADOÐU‘NUN DEVRİMCİ AYDINLANMASIDIR! İşte Rojava Devrimi bu kadar derin, bu kadar tarihsel değeri olan bir  önemdedir. Bunu göremeyen ve buna uygun tavır geliştiremeyenlerin devrimci söylemleri, beş para etmez demagojilerdir.
Bu tarihsel önemiyledir ki, herkesten önce Rojava Devrimi’nden yana olanların kendi tarihsel görevlerini hatırlaması ve kolları sıvaması gerekir. “ROJAVA YALNIZ DEÐİLDİR” DEMEK, ARTIK YETMİYOR! ROJAVA’nın yiğitleri  DOSTLARINI YANINDA GÖRMEK İSTİYOR…