Muhattapsız yüzleşme başlığı bana ait değildir. Geçenlerde sevgili Hasret Birsel bu başlıkla, içinde oldukça önemli tespitleri olan, bir inceleme yazısı yazmıştı. Okumayanlara tavsiyem bu yazıyı okumalarıdır. Kısaca özeti şu; Devlet uzun süredir tasarladığı bir proje dahilinde, vatandaşına karşı işlediği suçlarla yüzleşme adı altında, Devletin mağdurları arasındaki Kürtleri yok sayarak  yüzleşme işini yürütmeye çalışıyor. mağdur olan Kürtler tekrar mağdur ediliyor.
Kısacası devletin genetik kodu olan inkar politikası, bu en masumane, güya hiç bir çıkarın olmadığı, kendine karşı samimi ve açık duygu ve düşüncelerin olması gerektiği bir durumda bile devlet (ırkçı) refleksinin devreye girdiği bir biçimde yürütülüyor. Devletler yüzleşmeyi iki nedenden dolayı yapar. Birinci neden kendini temizleyerek, farklı ve iyi olan bir gelecek kurmak için. İkincisi yönettikleri toplumun bozulan ruh durumunu regule ederek, yöneten-yönetilen ilişkisinde yokedilmiş olan güven ilişkisini yeniden tesis etmek.
Adı çete ile anılacak kadar katliam ve cinayetlerle kirlenmiş Türkiye cumhuriyeti  devleti, anlaşılan bundan kurtulmanın çabası içinde. Sorunun çözümünde ki çarpık olan gelişmelerin önemli nedenlerinden birisi, şu anda devleti yönetenlerin, devletin kanlı geçmişinden aslında rahatsız olmamalarıdır. Değişim isteği, yürütmenin tıkanmasından kaynaklı zorunlu bir  durum. Mesela, artık kanun hükmündeki kararnameler ile kalbura dönmüş, var olan cunta artığı anayasa ile devlet yürümuyor,.. yürüyemiyor… Kalbura dönmüş bir anayas ile yönetilen devlet te olsa olsa korsan bir devlet olur. Bunun değişmesi lazım. Bu değişim zorunlu… Var olan, yöneten-yönetilen ilişkisindeki eşitliği ve demokrasi anlayışını içsellestirmiş bir yönetim mentalitesi ve ruh hali değil.
Devletlerin yüzleşme sürecinde, iki tarafı vardır. Biri devlet, diğeri de mağdurlar. Hem sürecin içeriğini hem de sınırını iki taraf belirler. Mağdur tarafın sürece eşit oranda dahil edilmesinin ortamını devlet hazırlar. Oysa Türkiye de bu süreç doğal mecrasında işlemiyor. Tek taraflı olarak devlet tarafından yönetiliyor. Ve en çarpıcı olanı da mağdurların bir kısmı inkar edilerek, yok sayılarak, muhatap alınmayarak, ve hatta katliama devam ederek, mağdur olanlarla dalga geçilerek bu süreç yürütülüyor.
Temel olarak sayabileceğimiz bu iki nedenden dolayı süreç çarpık işliyor ve kafalar sulandırılıp, düşünceler bunadırılıyor. AKP değişimin öncüsü ve yüzleşmenin yürütücüsü olarak görülüyor. Doğru, AKP bu süreci yönetiyor. Ancak önemle altını çizmek gerekirse AKP bu süreci devlet adına yürütüyor. Ve alışılmış devlet refleksi ile yönetiyor. Amacı da devleti aklamak ve devamlılığını sağlamak. Ve hatta, devletin şimdiki yürütücüsü olan AKP kendi adına doğru olanı yapıyor. Sorun mağdurların ne yaptığıdır. İstesekte istemesek de Kürtler olarak bu süreçte yer alacağız. Mağdurlar olarak, mağdurun safında…yer alacağız. İkinci bir alternatif yoktur. Oysa bugün kendileri de mağdur olan bazı Kürt yazar-aydın ve Kürt büyüklerinin, bu sürece dahil olurken, Devleti temsil eden AKP’nin tarafında sürece katılmaları Kürtler açısından ve kendileri açısından büyük bir talihsizliktir. Ve izahı zordur. Bunu gelecek çocuklarımıza nasıl izah edecekler…
Neyse…bu konuya iler ki günler de devam edeceğim. Ben dinmeyen çığlık, sürekli kanayan yara Dersim soykırımına gelmek istiyorum. AKP’nin bir biçimi ile Dersim katliamını gündeme getireceği, “Dersim’in kayıp kızları“ ön çalışmasından belli idi. Yarım yamalak yapılan bir özür ile Dersim katliamı gündeme geldi.
Ve katliam mağduru Kürtler hiç bir önlem alınmadan, kendi travmaları ile baş başa bırakıldılar. Önlemsiz ve kurallarına uygun yapılmayan ve kanayan yaraya basmak olan bu davranış biçiminin, aslında Kürtler için de TC için de tahmin edeceğimizden daha fazla yıkıcı sonuçları vardır ve olacaktır.
Dün BDP’nin Ankara’da gerçekleştirdiği “Dinmeyen Çığlık Dersim konferansı”, gecikmiş ve içinde bir sürü eksikleri taşımış olsa bile oldukça önemlidir. Gecikmiş diyorum, çünkü BDP’den beklenen, devletten önce bu adımı atması idi. İlk Dersim katliamı Erdoğan’ın ağzından yarım yamalak döküldüğünde, ilk aklıma gelen, gazetemizin değerli yazarlarından, Dersim’in dinmeyen çığlığı olan, Sayın Haydar Işık’tı. Dersim katliamını- soykırımını yaygın bir biçimde dünyaya duyuran, Avrupa parlamentosunda konferanslar düzenlenmesinde büyük kişisel çabalar haracayan Haydar Işık, ‘Dersimi Yeniden İnşa Cemiyeti’nin ve diğerlerinin çabaları sayesinde sürecin startı mazlumlar tarafından verilmişti. Doğru olan buydu.
İkinci önemli nokta da bundan sonra nelerin yapılacağı ve nelere dikkat edilmesidir.
Devamı haftaya.