Şu anda, egemen olduğu toprakları bombalayan iki devlet var:
Suriye ve Türkiye…
Egemen olduğu toprakları tanklarıyla, toplarıyla, uçaklarıyla bombalatan iki parti var:
BAAS ve AKP.
Egemen olduğu topraklarda sivil, çocuk, yaşlı demeden insanların kitlesel ölümüne emir veren iki “lider” var:
Beşar Esad ve Tayyip Erdoğan…
Mevcut durumun özeti böyledir.
Biz böyle bir “özet” durum değerlendirmesi yaptığımız zaman, Hükümet yanlısı medya bağırıyor:
“Ama biz, yani Türkiye, yani AKP, yani Erdoğan olarak biz terörle savaşıyoruz.”
Ben Suriye’deki medyaya soruyorum.
“Ya siz?”
“Biz de, yani Suriye, yani BAAS, yani Esad olarak biz de terörle savaşıyoruz.”
Durum yeteri kadar açık.
Hatta Suriye açısından daha da “açık”. Çünkü Türk devleti, AKP ve Tayyip Erdoğan, egemen olduğu sınırlar içindeki “iç düşmanlarını”, “dış düşmanlar”ın kışkırttığını söylese de, hem bu “dış düşmanların” kim olduğu sorusunu yanıtlayamamakta, hem de böyle bir “dış desteği” kanıtlayamamakta.
Buna karşılık, Suriye devleti, BAAS ve Beşar Esad, egemen olduğu sınırlar içindeki “iç düşmanlarını” “dış düşmanlar”ın desteklediğini hem iddia etmekte, hem bu “dış düşmanların” kim olduğunu açıklamakta, hem de onların “dış desteğini” kanıtlamakta…
Suriye’deki “iç düşmanları” destekleyen bu “dış gücün” adı ne? Soyadı ne? Desteği ne? Ve bu durumun anlamı ne?
Her şey açık. Net. Şeffaf. Ortada gizli saklı hiçbir şey yok.
Suriye’nin “iç düşmanlarını” destekleyen çok sayıda “dış güç” var. Bu “dış güçlerin” başında, artık kendi “yandaşlarının” bile, “Suriye’ye karşı bu kadar öne çıkmamalıydık” diye eleştirdikleri Türkiye, onun Hükümeti, AKP ve Tayyip Erdoğan geliyor. Şu anda Suriye rejimi, Türkiye’nin, AKP’nin, Erdoğan’ın desteklediği, lojistik yardım yaptığı, İstanbul’da karargah, Hatay’da, Siirt’te “üs” verdiği ve silahlandırdığı “iç düşmanlarına” karşı savaşıyor.
Yani Türkiye’nin, AKP’nin, Erdoğan’ın “iç düşmanı”, gerçekten de “iç” güç. Yüzde yüz yerli. Dış destekten yoksun. Kendi yağıyla kavruluyor. Kimseden kuruş almıyor. Kimseden silah almıyor. Kimse ona hiçbir yerde ne “destek” veriyor, ne “lojistik” yardım yapıyor, ne her hangi bir kentinde resmen “karargah” ve “üs” veriyor, ne de başkaları tarafından “silahlandırılıyor.”
Nereden biliyorum?
Türk devletinin, hükümetinin ve medyasının söylediklerinden biliyorum. Bunların hiç biri, “şu devlet, o devletin bu hükümeti, o hükümetin oradaki Başbakanı PKK’yi resmen destekliyor, resmen lojistik yardım yapıyor, PKK’ye ikinci büyük şehrinde resmen karargah ve resmen üs veriyor, PKK’yi resmen silahlandırıyor” demiyor. Durum böyle olsa demezler mi? Ortalığı ayağa kaldırmazlar mı? “Van minıt” falan diye acayiplikler yapmazlar mı? Yaparlar elbette. Ama yapmıyorlar. Neden? Çünkü PKK’ye, yani Türkiye’nin, AKP’nin, Erdoğan’ın “iç düşman” dediği PKK’ye, hiçbir “dış düşman” yardım etmiyor. PKK, Türkiye’nin “iç düşmanı” deseniz de, o aynı zamanda Türkiye’nin yüzde yüz “iç gücü”…
Bu durumda Türkiye, AKP, Erdoğan, egemen olduğu sınırların içindeki “iç” güçlere, yani bu ülkenin AKP’ye ve Türk rejimine muhalif güçlerine karşı “savaşıyor. Onları, onların topraklarını, köylerini bombalıyor.
Suriye ise şu anda, hem kendi “yurttaşlarına”, ama hem de kendi “yurttaşlarını” iç savaşa kışkırtan, onları destekleyen, silahlandıran “dış güçlere” karşı savaşıyor… O “dış güçlerin” de “dolaylı savaş“ doktrinlerinin dediği anlamda savaşa katıldığı yerleri bombalıyor.
Bu çok, hem de çok ve bin kere daha çok büyük bir farktır Sayın Baylar ve Bayanlar…
Bazılarının anlayabilmesi için şöyle bir durumun meydana geldiğini farzedelim: Herhangi bir devlet, diyelim ki Rusya ya da İran ya da Yunanistan, Türkiye’nin Suriye’de yaptığının aynısını Türkiye’de yapsa… PKK’yi resmen silahlandırsa…
Nasıl olurdu acaba?..
Çok acayip bir şey olurdu değil mi?
İşte o çok acayip iş, şu anda Suriye’de olmakta. Türk devleti bu acayip işi yapan devletlerin başında geldiğini, hiç gizlemeden, saklamadan, lafı dolandırmadan ilan etmekte…
Eh, artık Suriye ile Türkiye arasındaki “mukayeseli diplomatik analiz” dersimizin sonuna gelmiş oluyoruz.
Yaptığımız mukayese gösteriyor ki, Türk devletinin egemen olduğu sınırlar içinde kendisine “silahla muhalefet eden” güçlere karşı yürüttüğü savaşla kıyaslandığında, Suriye devletinin egemen olduğu sınırlar içinde kendisine “silahla muhalefet eden” güçlere karşı yürüttüğü savaş “eşit derecede haksız” bir savaş değildir.
Türk devleti, AKP ve Erdoğan, istedikleri anda savaşı durdurabilirler. Hatta şu anda Öcalan’ın özgürlüğünü sağlasalar, temel bir kaç reform yapsalar ve diyelim ki, Batı Kürdistan’ı “tanıyacaklarını” açıklasalar, savaş, her iki taraf açısından da sona erer.
Ama Suriye devleti, BAAS ve Esad, istedikleri anda savaşı durduramazlar. Çünkü “dış güçler” Esad’ın Suriye’de “reform” yapmasını değil, onun ve tüm BAAS’ın “kellesini” istemekte…
Bizde Erdoğan’ın “kellesini” isteyen her hangi bir “iç ve dış güç” var mı?
Yok. O halde Suriye’de Esad’ın neden savaştığı, asla onaylanmamakla birlikte ve her şeye rağmen “izah” edilebilir, ama Erdoğan’ın neden “savaştığı” izah edilemez…Sanırım anlaşıldı…
Mukayeseli diplomasi dersi ‘Stratejik derin benzerlik’