Bunun için öyle bir şiddet uyguluyorlar ki Saddam’ı, Hafız Esad’ı ve Kenan Evren’i bile geride bıraktılar. Gittikleri heryeri tekleştirip kuraklaştırıyorlar.
Şark’ın İran molla yönetimi de, Türk yönetimi de, Esad da tekçilik sevdalısı. Onlar ancak buyurursa başka bir dil, başka bir din var olabilir onların hüküm sürdükleri topraklarda. Zihinleri IŞİD emirlerinkine çok benziyor bu bakımdan. İran mollaları hala özgürlük çabası içindeki Kürtleri “kafir” olarak görüyor ve idam sehpalarında öldürüyor. Esad hüküm sürdüğü topraklarının büyük kısmını kaybetmesine ve iktidarı sallantıda olmasına rağmen hala Kürtlerin temel haklarını anayasa ile güvenceye kavuşturmuş değil. Fiilen hiçbir hükmü kalmamasına rağmen yasakçı tekçi mevzuatını koruyor. Türk yönetimi ise Kürtler ile barış müzakereleri yapmasına ve adına çözüm çöreci denilen sürece sahip çıkmasına rağmen açılan üç Kürtçe okulun kapısına mevzuatını gerekçe göstererek mühür vurdu.
Bu tekçilik uğruna Şark kuraklaşıyor.
Ve bu kuraklaşmış coğrafyada Êzîdîler, Türkmenler ve Kürtler boğazlanarak, yok edilerek bir cehennem hayatı inşa ediliyor. Bakın IŞİD çetesinin yaptıklarına ve utanmadan bu çetenin vahşetini besleyenlere... Bu vahşeti İslam, demokrasi ve özgürlük adına sahiplenenlere bakın...
Sadece kuraklaşmıyoruz aynı zamanda çirkinleşiyoruz! Düşünün işte bu çeteye hala arka çıkan bir AKP Hükümeti var.
Düşünün bu çete ve vahşete hala ortak olmak için, el vermek için bu sokaktan, şu evden, bu köyden, o şehirden silah kuşanıp giden gençler var. Bu bitişimizin, çirkefliğimizin son kertesi.
Hiç doğmasak, yok olsak ve yer üstünden silinsek belki bu kadim zengin yaşamların at sürdüğü, aşklar yaşadığı coğrafya güzelliği ile yeniden doğardı.
Bu tekçilik ve zulüm ortamında Ömer Hayyam’ın, Şeyh Bedreddin’in, Mevlana’nın, Ehmedê Xanî’nin toprakları, halkları kadın ve erkeği ile birlikte daha çok çirkinleşiyorlar.
Bütün bu vahşet ve zorbalık tek dil için, tek millet için ve tek din için! Bunun için Şengal’de Êzîdîler öldürüldü ve oradan sürüldüler. Amaç oraya Êzîdîsizleştirmek.
Bu tekliçiliğe karşı çokluğu savunmak lazım. Bunun için Şengal Êzîdîlerin özgür yaşadığı bir alan yapılmalıdır. Ve bunun için asimilasyon politikaları ile yok edilmek istenen Kürtçenin eğitim dili olarak çocuklara öğretilmesi hayatidir.
Bu yapılamazsa tekçilik kazanacak! Canını verirken bile tekçiliğe karşı çokluğu, sevgi, adalet ve özgürlük duygusunu yitirmeyenler var. Bunlardan biri de Ferzad Kamanger.
Ferzad Kamanger 9 Mayıs 2010 tarihinde İran molla rejimi tarafından yoldaşları Şirin Elemhuli, Ferhad Wekili, Ali Haydarhiyan ile birlikte “Allah’a karşı savaş ve rejim karşıtı siyasi bir partiye üye olmak” suçlamasıyla idam edildi.
Ferzad Kamanger idam edilmeden önce yazdığı mektupta; “İşkence görmüş bir neslin son kişisi olacağımı umarak, yoluma çıkan bütün aşağılama, hakaret ve zulmü kalbimde kucaklarım (…) Ve kalbimin, ondaki bütün sevgi ve tutkuyla birlikte bir çocuğa bağışlanmasına izin verin” demişti.
Kamanger’in kalbinin bir başkasında atmasına izin verilmedi. Ve Kamanger, işkence görmüş bir neslin son kişisi olmadı.
Ferzad’ın kardeşleri Onun isminde ve onun dilinde Türkiye’de üç okul kurdular. O okullarda idam ipinde susturulamayan kalbinin dilini çocuklarına öğretecekler. Orada Şark’ın zengin bir kültürlerini yeniden yeşertmeyi arzuluyorlar. Çok dilliliği yeniden inşa ederek Şark’ın hümanizmini yeniden yeşertmek istiyorlar.
Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık tersyüz edilmiş durumda ve onlar adına tekleştiriyorlar.
Susuzluktan Şengal’de başı Sincan Dağı’nın taşlarına düşen o çocuğun kirpiklerine Kuran, Zebur ve İncil’in ayetleri idam ipine geçirilmiş durumda.
Oysa insanların ve canlıların böyle farklı ve çok olması bir Kuran, İncil ve Zebur müjdesidir. Farklı ve çok olmanın iyi bir örneği bugün Rojava’da oluşturuluyor.
Bunun için muktedirlerce dayatılan tek dilliliğe karşı anadilinde eğitim okulları oluşturuldu. Bunun için Türkiye Kürdistan’ında da anadilinde eğitim kurumları açılıyor. Bunun ilk örneği Amed’de açılan Ferzad Kamanger Okulu. Cizre ve Gever’de (Yükselova) de okullar açıldı.
Türk muktedirler bundan rahatsızlar. Çünkü muktedir onun dilediğince görmemizi ve onun dilinde konuşmamızı istiyor. Muktedire ve onun gazeteci trollerine bakacak olursak beklemek ve kulak kabartmak gerekiyor. “Uç eylem”lerden kaçının, “Çerçeve yasa”, “Taahhüt” ve “Paket”leri bekleyin ve “Hareket etmeyin” diyorlar.
Hareket ettiğinizde; okul mu açıyorsunuz, heykel mi dikiyorsunuz veya gasp edilmiş herhangi bir hak mı talep ediyorsunuz; “provokasyon” diyorlar.
Böyle ters yüz ediyorlar.
Ters yüz edenler işte Şark barışına ve halkların bir arada yaşamasına karşı IŞİD’in yaptıkları için tek bir sefer “provokasyon” dediklerini duymazsınız.
Muktedir tekleştirerek hep kuraklaştırdı. Yeniden yeşermek için mağdurun ve yasaklanmış olanın zamanı. Mağdur ve yasaklı olan; muktedirin algısını kırarak özgür, adil ve çoklu bir yaşamı inşa etmek yolunda küçük ama kıymetli adımlar atıyor.
Muktedirin kuraklığı
Nereye baksan bir tekçilik arzusu ve özlemi. Bu tekçiliğin son örneği IŞİD. Şark’ın tümü sünni selefi olsun ve İslam ile yönetilsin istiyorlar. “Olmayanlar ve olmak istemeyenler ölsün” diyorlar.