Yıllarca iltica yurtlarında kalmak, dıştalanmak, memurların küçümseyici tavırlarıyla karşılaşmak, bir sabah vaktinde polis baskınına maruz kalıp bir sınırdışı cezaevine düşmek veya apar topar havaalanına götürülmek artık mültecilikte rutin işlerdendir.  

Çoğu zaman bu kadar olumsuzluklarla yüz yüze gelen ilticacılara yardım için çaba gösteren kişiler ya da sivil toplum örgütleri de yok değil.
Kendisine bu misyonu seçen bazı sivil toplum örgütleri, ilticacıların sesi olmaya çalışıyor, onlar için çeşitli eylemler ve programlar hazırlıyor.
‘The Voice Baden-Württemberg’, ‘Mülteciler için Mülteciler -Flüchtlinge für Flüchtlinde’ ve ‘Die Anstifter’ adlı sivil toplum örgütleri, birlikte yaptıkları etkinlikte mültecilerin sorunlarını bir kez daha masaya yatırdı.

Bir geminin hikayesi

5 Haziran saat 17:30’da başlayan programa konuşmacı olarak, ‘Cap Anamur’ gemisinin eski kaptanı, 72 yaşındaki Stefan Schmidt ve ‘The Voice Baden-Württemberg’ Temsilcisi Rex Osa katıldı.
‘Cap Anamur’ bir grup Alman doktorun mülteciler yararına kurduğu bir dernektir. 1979’da kurulan ve ‘Deutche Not- Artze e.V’ adını taşıyan bu dernek, daha çok savaşın büyük yıkımlarıyla karşılaşmış olan Vietnamlılara yardım etmeyi amaçlıyordu. Örgüt daha sonra Somali, Uganda, Etiyopya, Sudan, Afganistan Vietnam ve Kuzey Kore’de düzenlenen kurtarma operasyonlarına katıldı. Yıllar içinde, gemilerle kaçmak zorunda kalan toplam 10 bin 375 kişi kurtarıldı, 35 bin kişiye sağlık yardımı verildi. ‘Anamur’ adı da bu doktorlar örgütünün kullanmış olduğu gemidir.

Politik çalışmalara daha sonra ilgi

Kaptan Schmidt, 2004 yılında Akdeniz’de kaçak yollardan gelen insanların denizde boğulmasını önlemek amacıyla faaliyet yürüttükleri ve bundan dolayı da ‘kaçakçılıkla’ suçlanıp yargılandığını söyledi. Bu suçlama nedeniyle Cap Anamur gemisine İtalya, 8 ay boyunca el koymuştu.
Kaptan Stefan Schmidt, “Maksadımız Akdeniz’in Afrika’ya yakın sularında insanların ölmelerini önlemekti. Küçük botlarla onlara ulaşıp kurtarmayı amaçlıyorduk. Küçük botlarla son anda boğulmaktan kurtardığımız 37 mülteci için kaçakçılık yaptığımız öne sürüldü. Ben, Elias Bierdel ve diğer personelimle birlikte 5 sene boyunca, her ay açılan davalara katılmak üzere İtalya’ya gidip, geldik. 5 yıl sonra suçsuzluğumuz kanıtlandı. Bütün mahkeme masraflarımız 800 bin Euro’yu buldu. Ama ben hiçbir zaman bundan pişmanlık duymadım. İmkanım olsa ve bugün genç olsam aynı şekilde mültecileri denizde boğulmaktan kurtarmak için çalışırdım. O zamana kadar politikayla hiç ilgilenmemiş, sadece bazı mültecilerin hayatını kurtarmayı insani bir görev olarak bilmiştim. Bir kaptanın yapmakta mükellef olduğu harekette bulunmuştum. Ama bu olaydan sonra siyasi çalışmalara başladım. Şimdi Schleswig-Holstein bölgesinde Mülteciler Yüksek Komiserliği görevini yapıyorum. Evrensel düzeyde mülteci haklarını savunmaya, bölgemizdeki mültecilerin yaşam koşullarını daha olumlu şekilde geliştirmek için çalışıyorum” diye konuştu.

Yaklaşım değişmiyor

Avrupa sınırlarında mültecilere yaklaşımın halen değişmediğini sözlerine ekleyen Kaptan Schmidt, “Daha geçen sene Lampedusa Adası önünde batan gemide yaklaşık 500 kişi öldü. Şimdi de Suriye’den gelen mültecilerin durumu aynı. Türkiye Yunanistan arasında batan küçük botlardaki insanlar, denizlerde kayboluyorlar. Onun için mülteci konusunda çok çalışarak, bu durumu değiştirmemiz gerekiyor. Almanya’nın daha çok Suriyeli mülteci alması gerekiyor. Senelerce süren geçici oturum (duldung) durumu kaldırılmalı. Mültecilerin bölge dışına çıkmama yasağı kaldırılmalı ve kendilerine çalışma müsadesi verilmelidir. Fron-Tex gibi yardım örgütleri, gerçekten mülteciler için çaba sarf etmeli, yaşamlarını kolaylaştırmak için uğraşmalıdır” dedi.

‘Seslerini duyurmaya çalışıyoruz’

Schmidt’in ardından söz alan ‘The Voice Baden-Württemberg’ Temsilcisi Rex Osa ise “Mülteciler binbir zahmetle girdikleri Almanya sınırlarının içinde de dışlanarak, hakir görülerek, küçük odalarda kalabalık bir şekilde kalarak, çok ağır şartlar altında yaşıyor. Bazen iki-üç sene yollarda geçirerek geldiği Almanya’da hem toplumun dışlamasına maruz kalınıyor, hem de yine bir gece kaldığı iltica yurdundan alınarak, yurtdışı ediliyorlar. Afrika’nın çeşitli ülkelerinden gelmelerine rağmen çoğu Nijerya’ya gönderiliyor. Oradan kendi ülkelerine gidebilmek için, haftalarca yine yollarda kalıyorlar. Biz tüm bu haksız ve hakir tutuma karşı mücadele etmek için örgütlenmeye karar verdik. Onun için başta Berlin’de olmak üzere bir çok şehirde çeşitli süreklileşen açlık grevi ve benzeri eylemlerle sesimizi kamuoyuna duyurmaya çalışıyoruz. Eğer Avrupalılar, bizim ülkelerimizi talan edip, sömürmeseler, bizim buralara gelmemize gerek kalmaz” şeklinde değerlendirmede bulundu. Daha sonra panele katılan Alman vatandaşı ve Afrikalı mültecilerden oluşan katılımcılar tarafından her iki konuşmacıya sorular yönetildi.

İnsanlar gemilerde intihar etti
Katılımcılardan Nijeryalı bir kadın ise “Ülkemizdeki çatışmalarda ailelerimiz öldürüldü. Benim gibi çoğu kadın olan 400 kişi, Avrupa’ya sığınmak için gemilere bindik. Günlerce süren deniz yolculuğunda içecek suyumuz olmadığı için çoğu insan dayanamayarak, denize atlayıp, intihar etti. Avrupa kıyılarına yetiştiğimizde 200 kişi bile kalmamıştık. Ama karaya ayak basmamızla kötü muamele de başladı. İtalyan görevliler, bize hayvandan daha kötü davranıyorlardı. Yatacak yer, giyecek elbise ve doğru-dürüst yemek yoktu. Sonra bize biraz para vererek, ‘Nereye gidiyorsanız gidin’ dediler. Bilmediğimiz Avrupa yollarından Almanya’ya gelene kadar aç-susuzluk çekmemiz yanında mecburi olarak seks işçiliği yapmak zorunda dahi bırakıldık” dedikten sonra ağladı ve sözlerine devam edemedi.


GÜL GÜZEL/STUTTGART