İngiltere Gündemi



Cumartesi günü başkent Londra’da mültecilerin haklarını savunmak adına büyük bir yürüyüş gerçekleştirildi. Mülteciler ile Dayanışma, Af Örgütü ve Oxfam gibi insan hakları ve yardım kuruluşları tarafından düzenlenen yürüyüşte çok sayıda sosyalist politikacı ve sanatçı da katıldı. 

Bu yürüyüşün sebebi bugün New York’ta Barack Obama’nın ev sahipliğini yaptığı ve Britanya Başbakanı Theresa May’in de katılacağı ve göçmen ve mültecilerin konuşulacağı BM zirvesine dikkatleri çekmek. Yürüyüşte atılan sloganlar ve taşınan pankartlar ilgi çekici ve çarpıcıydı. ‘Hiç kimse illegal değil’, ‘boğulmaları durdurun’, ‘insan olun’ gibi sloganlar öne çıkıyor? 

BM’nin kayıtlarına göre bu sene 3,200’den fazla sığınmacı Avrupa’ya gelmeye çalışırken ya kayboldu ya da hayatını kaybetti. 300 binden fazlası da Avrupa’ya doğru yola çıkarken bir şekilde engellendi ve İtalya ve Yunanistan’da çok kötü şartlar altında bekliyorlar. Türkiye’de bulunanların hali de içler acısı. 

Theresa May, Başbakan olduğundan beri ile defa global düzeyde Britanya’yı temsil edecek. Eyleme katılan 10 bin kişi, May’in kendilerini iyi temsil etmelerini gerektiğini ve daha fazla mülteci kabul etmelerinin yanı sıra mültecilere daha iyi yaşam koşulları sunması gerektiğini hep bir ağızdan haykırdılar. Ancak nafile. İngiliz hükümeti oralı değil. 

Geçen sene yine başkent Londra’da yapılan ve 100,000’den fazla kişinin katıldığı ve Bodrum sahilinde boğularak can veren Kürt çocuk Alan Kurdî’nin resimlerinin elde taşındığı yürüyüşün ardından İngiliz hükümeti 20 bin Suriyeli mülteciyi kabul edeceği sözünü vermişti. Ancak geçen seneden bu yana verilen söz tutulmadı. 

Bırakın Suriyeli mültecileri AB referandumu ile birlikte Britanya’da yaşayan Avrupa vatandaşlarına bile ırkçılık vakalarında bir artış var. Sokakta göçmenlere sözlü ve fiziksel saldırıların yanı sıra göçmenler istihdam alanında da daha fazla ayrımcılığa maruz kalmaya başladılar. Örneğin işverenlerin iş başvurularında İngiliz vatandaşlarını tercih etme oranlarında ciddi bir artış tespit edildi. Yani Britanya, AB’den çıkmadı ama Britanya’da yaşayan Avrupalılara AB’den çıkılmış gibi muamele yapılıyor. 

Mülteci krizi Avrupa’yı endişelendiren konular arasında başta geliyor. Buna şüphe yok. Geçtiğimiz günlerde Slovakya’nın başkenti Bratislava’da AB ülkeleri toplandı ve mülteci krizini tartıştılar. Kriz tartışmaları mültecileri nasıl koruruz değil, ülkemizi mültecilerden nasıl koruruz şeklinde ilerledi. Başta Bulgaristan olmak üzere Avrupa’ya giriş yapılan sınırlarda koruma görevlileri artırılacak. Kısacası mülteci meselesi bir insanlık değil güvenlik meselesine indirgeniyor. 

Özellikle İtalya ve Macaristan ülkelerine gelen mültecilerden çok şikayetçi. AB’nin göçmenlik politikasını onaylamadıklarını doğrudan ifade ettiler. Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’da kendilerine dikte edilen mülteci kotasından memnun değiller. Yani AB  ülkeleri arasında kriz daha da büyüyecek. 

Londra’da yapılan gösteri pozitif bir eylem ama Başbakan May’in umurunda değil. Mülteciler, Akdeniz sularında boğuluyormuş; kamplarda kötü şartlar altında yaşıyorlarmış umurunda mı ki! 

Başbakan May, BM toplantısında havaalanlarında güvenlik önlemlerinin artırılmasını ve sınırların daha iyi kontrol edilmesini talep edecek. Onca yıl İçişleri Bakanı'yken mülteci karşıtı olan bir siyasetçi Başbakan oldu mu değişecek!