
9 Haziran’da “Göçmenler için hassas bölgeler” adı altında gerçekleşen ve yüzde 78 oranında kabul edilerek yasallaşan halk oylamasının ardında siyasetin şişirdiği ırkçılık, milliyetçilik, mültecilik ve yabancılar bir kez daha İsviçre’nin gündemine oturdu.
İsviçre’nin bazı kentlerinde sığınma hakkı için başvuru yapmış mültecilerin, okul bahçesi, yüzme havuzu, çocuk parkı, eğlence merkezleri ve kütüphane gibi 33 kamusal alanlardan uzak tutulmasını öngören yasakların yürürlüğe girmesiy le birlikte milliyetçi ve ırkçı söylemler yeniden zirve yapmaya başladı.
Kışlalara doldurulacak
9 Haziran’daki halk oylamasının yüzde 78 çoğunlukla kabul edilmesi sağ, milliyetçi, ırkçı parti ve insiyatiflerin yeni planlarını güçlendirdi. Özellikle sğınmacılar için getirilen ‘hassas bölgeler’e ilişkin yapılan açıklamalar ise bir zamanlar ırkçı Güney Afrika rejiminin uyguladığı Apartheid zamanları hatırlatır nitelikte olması dikkat çekiyor. Mültecilere tecrit uygulamasını savunan yetkililer, mülteciler ve kent sakinleri arasında yaşanabilecek gerilimleri önlemek için böyle bir uygulamaya ihtiyaç duyduklarını suvundular. Sağ, milliyetçi, ırkçı parti ve inisiyatifler halk oylamasında çıkan sonuçları işaret ederek mültecilerin barınması için bir an önce eski askeri kışlaların açılarak yaygınlaştırılmasını önermeye başladı. Oluşturulacak kampların gözden uzak olması, basın ve insan hakları örgütlerine kapalı olmasınında yasayla garanti altına alındığı da hatırlatılarak, “kamplar ancak meclis araştırmasının komisyonlarına açık olabilir” denildi. Konuyla ilgili hazırlıklar sürerken söz konusu merkezlerin ilki Aarau kentine bağlı Bremgarten kasabasında açıldı. Açılışla birlikte Bremgarten’deki bir kilise de sığınmacıların girişini yasakladı. Bremgarten Belediye Başkanı Raymond Tellenbach, “Güvenlik kaygılarına dayalı olarak çatışmayı ve uyuşturucu kullanımını engellemek için bu kararı aldık” sözleriyle kriminalize etmeye çalışıyor. Kanton Zug Menzingen Belediye Başkanı Romlan Staub ise kısıtlamaları yetersiz bulduğunu, sığınmacıların okulların etrafından da uzak tutulması gerektiğini savundu: “Buralar kesinlikle hassas bölgeler. Çünkü mülteciler buralarda genç kız ve erkeklerimizle karşılaşabilir” diyebilecek kadar ileri gidip ayrımcılığı normalleştirmeye çalışıyor.
Köle olmasını istiyorlar
Adının açıklamasını istemeyen bir başka yerel yönetici ise “Adımı açıklarsanız yabancıların hedefi olabilirim” diyerek devam ediyor; “Ülkemize gelen mülteciler uzun bir süre kendileri için inşa edilen kamplarda çok iyi bir şekilde ağırlanıyorlar ve bu insanlar çalışmıyor. Bunu anlamak mümkün değil. Ormanlarda ve askeri kışlalarda yedikleri yemekler karşılığında temizlik yapmalılar” diyerek bir beyaz adam siyahi köle tarifini yapmaktan geri durmuyor.
Yasaklar devam edecek
İsviçre’nin yüksek trajlı Blick gezetesinin geçtiğimiz günlerde konuya ilişkin açtığı okur mektup köşesi ise, yukarıda açıklanan görüşleri destekler nitelikte. Basler Zeitung gazetesi ise İsviçre’de dengesini yitiren üç önemli şeyin “ucuz salam, az köpek çok yabancı” başlığıyla manşet atmaktan geri durmadı. İsviçre’de son bir aydır tavan yapan ırkçı söylem ve açıklamalarla birlikte, özerk olan yerel yönetimleri de harekete geçirdi. Ülkede, burkanın yasaklanması için halk oylamasına gidilmesi, mescitlerin yasaklanması, sigorta primlerinin yabancılar için yükseltilmesi, mültecilerin çöp ayıklamalarında çalıştırılması, İsviçrelilerle yapılan evliliklerin şart ve koşullara bağlanması gibi bir takım görüş ve öneriler de ısıtılmaya başlandı.
Kısa geçen bir haber
Öte yandan önceki dün İsviçre’de basınında kısa geçen bir haberi hatırlatmakta fayda var. İsviçre’de oturumu olan 250 Nijeryalı’nın ülkedeki akrabalarını İsviçre’ye getirmemesi için onlardan DNA testi istendiği belirtiliyor. Bu haber İsviçre basınında kısa bir yer tuttu.
Partiler körüklüyor
Yerel ve genel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte mültecileri ve yabancıları bir kez daha seçim malzemesi yapan milliyetçi partiler şimdiden seçmenlerine milliyetçilik pompalamaya başladı. İsviçre’de Mart ve Nisan aylarında birçok kantonda yapılacak olan yerel parlamento seçimlerinde sağcı partiler seçim propagandasını yine ırkçılık üzerinde kurdu. İsviçreli Demokratlar Partisi’nin (SD) 140 bin adet bastırıp seçmen adreslere gönderdiği seçim broşürlerinde bir bulmaca yer alıyor. Bulmacanın çözümünün doğru çıkması için ise “Kendi ülkelerinde kalmaları bizim için daha iyi olacak olanlar” sorusuna ise “Neger” yani “Zenci”cevabı konmuş. İsviçre Halk Parti (SVP) ise, şimdiden “Ev sahibi misafir istemiyor” parolasıyla seçim çalışmalarına hazırlanıyor.
Asıl tehdit ırkçılık
İsviçre Irkçılığa Karşı Federal Komisyon üyesi Martine Brunschwig, yaklaşık yirmi yıl öncesinde başlayan siyasi partilerin mülteci ve yabancıları seçim malzemesi olarak kullanıldığı gerçeğinin artık ortadan olduğunu belirterek, “Son yıllarda getirilen yeni uygulamalarla birlikte konu artık siyaset alanında ve kontrolünde çıkıyor. Eğilimin sokakta yer bulması beni endişendirir” sözleriyle kaygılarını dile getiriyor. Irkçılığa Karşı İsviçre Komisyonu ise, ırkçılığın artık siyasetinde kontrol edemeyeceği bir düzeye ulaşması ve sokağa inmesinde siyasetin sorumlu olacağını açıklayarak, “Bu tehlikeli gidişatın önü bir an önce alınmalıdır” açıklamasında bulundu. Federal Göçmenlik Ofisi Başkanı Mario Gattiker ise yapılan tüm eleştiri ve uyarılara rağmen “Kent sakinleri ile sığınmacıların birlikte barışçıl ve düzenli yaşamını temin için bazı düzenlemelere ihtiyacımız var” diyerek, uygulamaları savunan bir eğilim içinde oldu. Değişik insan hakları örgütleri ve şirketlerin yaptığı kamoyu araştırma sonuçları ise yaşanan sorunun ciddiyetini gösterir nitelikte. Her on İsviçreli’den altısı mültecileri tehlikeli görürken yine her on kişiden sekizi mültecilerin kesinlikle bir suça bulaşacağını ve kriminal olduklarını söylüyor.
Irkçı saldırılar arttı
Sığınma talebiyle İsviçre’ye gelen mültecilere ve ülkede yaşayan yabancı kökenlilere karşı ırkçı saldırılarda artış gözlendi. Son bir yıl da Zürih, St.Galen, Aarau ve Schwyz kantonlarında altı mülteci kampına yönelik yakma girişimleri başta olmak üzere, çeşitli düzeylerde saldırılar düzenlendi. İsviçre İçişleri Bakanlığı Basın bürosunun açıklamasına göre ise 2012’yılında yabancılara yönelik şiddet içerikli 296 saldırı düzenlenirken 2013 yılının ilk altı ayında ise toplam 137 saldırının düzenlendiği açıklandı. Özellikle ırkçı organizasyonların başında gelen Helvetia gençleri, Neo Schwiss, Jung David ve ulusal odaklılar organizasyonların içinde yer alanların yüzde 15 artarak 4 bine ulaştıkları belirtiliyor.
Kamp koşullarına ilk tepki Kürtlerden
İsviçre’nin Solothurn Kantonu’na bağlı Selzach mülteci kampından Solothurn’a bağlı Oensingen Mülteci Kampı‘na transfer olan 10 mülteci, gittikleri kampın yer altında ve sığınak tarzında olması nedeniyle kampa girmeyi reddederek oturma eylemine başladı. Geçtiğimiz günlerde İsviçre medyasında da manşet olan mülteciler kamp koşullarını reddederek Solothurn İstasyonu’nda oturma eylemi gerçekleştiren Kürt, Afgan, Mısırlı ve Filistinli 10 mülteci, kendilerine kalacak bir ev verilmediği sürece eylemlerine devam edeceklerini ve açlık grevine başlayacaklarını açıkladı. 3 gün süren oturma eylemine polisin müdahale etmesiyle mülteciler dağıtılarak ismi açıklanmayan kamplara sürgün edildi. Solothurn Kürt Halk Meclisi ve üyelerinin destek verdiği eylemin polis müdahalesiyle sonuçlanması, Kürdistanlıların protestolarına neden oldu. Mültecilerin kamp koşulları ve polisin uyguladığı şiddeti yüzlerce kişinin katıldığı bir yürüyüşle protesto eden Kürdistanlıların eylemi dikkatleri İsviçre’deki mülteci kamplarına ve koşullarına çekti. İsviçre basını Kürdistanlıların eylemini de manşetlere çıkararak, “Kürtler değişik halkların yaşadığı mülteci kamp koşullarını protesto etti” diye duyurdu.
Konuyla ilgili Salzch ve Oensingen mülteci kamplarına ulaşarak bilgi istememize rağmen konu hakkında bilgi verilmemesi ve adını açıklamayan bir kamp yetkilisi bize, “Bunları beş yıldızlı otellere gönderemeyiz. Kaldıkları yer geldikleri ülkelerden lüks” şeklinde cevap vermesi dikkat çekti.
Polis müdahalesi öncesinde eylemleri hakkında gazetemize açıklamada bulunan mülteciler, gönderildikleri kampın koşullarının çok kötü olması nedeniyle kampa girmeyi reddederek oturma eylemine başladıklarını, kendilerine sadece Kürtlerin sahip çıktığını belirterek, “Kamp koşulları adeta birer hücreye benziyor. Buralarda sağlıklı bir yaşam sürmek mümkün değil. Bize adeta ‘İsviçre’desiniz işte daha ne istiyorsunuz?’ muamelesi yapıldı” dedi.
Mülteci kampı değil esir kampı
Yılda ortalama 50 bin mültecinin sığınma talebinde bulunduğu İsviçre’de, mülteci kampları adeta esir kampları görünümünde. Buralarda oldukça sağlıksız koşullar altında yaşayan mülteciler tam anlamıyla esir muamelesi görüyorlar. Kampların sıkı bir şekilde denetlenmesine rağmen kamplarda yaşayan bir çok mültecide tüberküloz, alerji, baş ağrıları, bağırsak rahatsızlıkları, kalp spazmı ve çeşitli psikolojik rahatsızlara rastlanılması kamp yönetimi tarafında görmezden geliniyor. Zürih Kantonu’nda bulunan bir mülteci kampında yaşayan Kürdistanlı H.S, dört aydır yaşadığı kampta kalp spazmı sorunuyla karşılaştığını belirterek, “rahatsız olmama rağmen beni doktora göndermediler. ‘Mültecisin, masraflarını karşılayamayız’ diyerek oturumumun gelmesini beklememi söylediler” diye konuştu.
Yaklaşık bir yıldır St.Galen Mülteci Kampı’nda yaşayan Nijeryalı Aalif R. ise, kampın oldukça sağlıksız olduğunu belirterek, “Tüberküloz oldum. Doktor tedavi için hastaneye göndermek istedi. Ama kamp yönetimi kabul etmedi. Hastalığım kimseye bulaşmasın diye yemekhanede faydalanamıyorum. Tek başıma yemek yiyorum. Kapıma tüberküloz olduğum yazıldığı için kimse benimle iletişime geçmiyor” dedi. Tamil kökenli Thillayampalam ise, sürekli aynı yemeklerin verildiğini artık midesinin bulandığını belirterek, “itiraz edince bana, ‘Git Sri Lanka’da kendine yemek yap’ dediler. Sürekli başım ağrıyor. Artık hiç bir şeyi şikayet etmiyorum” diyerek çaresizliğini dile getiriyor.
‘Suç’lu kim?
İsviçre’de sağcı partilerin sıkça kullandığı “Yabancılar suç işliyor” argümanı da İstatistik Kurumu’nun verilerine göre çürüyor. Kurumun 2011-2012 verilerine göre ülkede 127 bin 561 suç davası görülmüş. Bu suç davalarının yüzde 47’sı İsviçreliler, yüzde 53’i ise “yabancılar” tarafından işlenmiş. Sadece göçmenler için geçerli olan “Yabancı Yasası”nın bu istatistiklere girmesi doğal olarak yabancıların daha çok suç işlediği gibi bir yanılsamayı ortaya çıkarıyor. Yabancıların işlediği ‘suç’ların medyada büyük başlıklar altında yer alması, suç işleyenin kimliğinin açıklanması ve konu üzerinde tartışmalar yaratılması doğal olarak yabancılara karşı ön yargıları da bera- berinde getiriyor. Konu hakkında araştırmalar yapan Psikolog Heidi Wandel, medyanın bilinçli bir şekilde konuyu şişirdiğini belirterek, “Trafik kazası yapan bir İsviçreli’nin kimliği açıklanmazken bir yabancının hangi millete ait olduğu büyük puntolar biçiminde yer buluyor” dedi. Wandel, bunun bilinçli bir yönlendirme olduğunu belirterek, “Birey üzerinde bir toplum kriminalize ediliyor. Bu ve benzeri yaklaşımlar yarın geriye dönülmez sorunlar açabilir” belirlemesinde bulundu.
ALİ ONGAN/BASEL