Kendi ülkesi dışında yaşayan mültecilerin veya genel olarak göçmenlerin korkulu rüyasıdır ırkçılık. Bazen bir bakış, bazen de sözlü ve fiziki bir saldırıya dönüşen tüm çağların en korkunç hastalığı olan ırçılık son yıllarda Avrupa’da yeniden hortlamış durumda.
Irkçılıktan kaynaklı tarihi acılarla dolu olan Kürt toplumu, mülteci olarak yaşadığı Avrupa ülkelerinde de ayrımcılığa büyük oranda maruz kalmaktadır. Buna girmeden önce bu konuya ele almama neden olan olay üzerinden yazıya giriş yapmak daha faydalı olacaktır.
Dünyanın çok kültürlü kentlerinin başında gelen Londra’da, Türk devletinin Kürt halkına yönelik saldırılarını protesto etmek için yapılan eylemde, bir polisin eylemcilere; ‘burası benim ülkem, bana kendi ülkemde ne yapacağımı söyleyemezsiniz’ sözü ülkede ırkçılık tartışmasını yeniden gündeme soktu. Birçok ulusal medya organında, bu sözlerin ırkçılığa girip girmediği tartışıldı. Sözün sahibi polisin soruşturma sonuçlanıncaya kadar kamusal alanda görev yapmaması kararı birçok İngiliz yayın kuruluşu ve ırkçı gruplar tarafından eleştirilirken, polisin tavrının ırkçılık olarak değerlendirilmeyeceği algısı yaratılmaya çalışıldı.
Polisin hareketi elbette ki tartışmaya yer olmaksızın tamamen ırkçı bir yaklaşımdı. Benim ülkem, en doğrusunu ben bilirim, bana ne yapacağımı söyleyemezsin... Bunlar Kürt halkının yabancısı olmadığı sözler. O gün o eylemde olan Kürtlerin hepsi, Britanya vatandaşı statüsüne sahiplerdi. Vatandaşlık, bir kişi ile bir devlet arasındaki hukuki bağdır, kişinin etnik kökeniyle ilgili değildir. Bu anlamda polisin hareketi, vatandaşlığı etnik kimlik üzerinden değerlendiren, hukuki boyutunu hiçe sayan ırkçı bir yaklaşımdı.
Haziran ayında Birleşik Krallık’ta yapılan referandumda halkın yüzde 52’si Avrupa Birliği’nden çıkma yönünde oy kullandı. Brexit olarak bilinen ayrılık kararı sonrasında ülke genelinde ırkçı olaylarda çok ciddi düzeyde artış yaşandı. İçişleri bakanlığı verilerine göre Brexit kararından sonra bir ay içinde 5500 nefret suçu işlendi. Elbette bu sadece polise yansıyan rakamlar, bunun iki katından fazlası da kayıt dışıdır. Irkçı partilerin aldığı oy oranlarında da mevcut atmosfere denk bir artış yaşanmaktadır. Ülkede yaşanan tüm sorunların kaynağı olarak göçmenler gösterilmektedir. Ukip genel başkanı Nigel Farage katılacağı bir televizyon programına geç kalmayı bile göçmenlere bağlayarak, aslında o cenahtaki Irkçılığın ne derece korkunç ve aptalca bir boyuta geldiğini göstermiştir.
Aptal demişken, geçtiğimiz yıl Kanada’nın Ontario eyaletinde bulunan Brock Üniversitesi tarafından yapılan bilimsel bir araştırmada; düşük zekalı insanların, ırkçı ve önyargılarla beslenen ideolojileri daha kolay benimsediği sonucunu çıkarmıştı. Gerçekten de biraz yakından baktığımızda bu insanların en önemli ortak özelliğinin aptallık olduğunu hemen görebiliriz. Mesela yukarıda anlattığım olayın ardından Londra’da bulunan Kürt kurumuna gelen Irkçı-tehdit mektupların birisinde, İngiltere için ‘burası beyazların ülkesi, Afrika’ya defolun’ diyordu. Kürtlerin Afrikalı olmadığını, veya beyaz olduğunu bilmeyecek kadar aptal insanlar bunlar. Araştırma, öğrenme, düşünme, yoğunlaşma, doğruyu bulmaya çalışma gibi bir dertleri yok.
64 Milyonluk nüfusa sahip Birleşik Krallıkta 15 Milyondan fazla siyahi, Asyalı ve diğer etnik gruplardan insanlar yaşamaktadır. Ama buna rağmen Emniyet birimlerine bağlı polis güçlerinin 94.5’i beyaz İngiliz’dir. Yine aynı şekilde mevcut 2,686 yargıçtan sadece 159 tanesi beyaz İngiliz değildir. Parlamentonun da sadece yüzde 6.3’ü Siyahi, Asyalı veya farklı etnik halklardandır. Bu rakamlara rağmen cam materyalinin olmadığı bir dünya ne anlam ifade ediyorsa, göçmensiz bir Birleşik Krallıkta aynı şeyi ifade ediyor. Kısacası göçmenlerin tümden ayrıldığı bir Birleşik Krallık’ta yargı, emniyet ve yönetim dışındaki tüm sektörler çökecektir. Çünkü hizmet sektörünü ayakta tutan göçmenlerdir.
Dünyada yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak tüm savaşların altında ırkçılık virüsünün rehin aldığı beyinler yatmaktadır. Şuan Erdoğan’ın da yaptığı tam da o İngiliz polisinin zihniyeti ve pratiğidir. Benim ülkem, Musul benim, Halep benim, sen kimsin, dengim değilsin, tek dil, tek vatan, milli, herkes düşman... Sonuç; büyük yıkımlar...