Her yıl binlerce işçi, emekçi çalışmadan kaynaklanan nedenlerle hastalanıyor, sakat kalıyor ya da yaşamını yitiriyor. İşin garibi bütün bunlar normalmiş gibi, olağanmış gibi karşılanabiliyor. Bırakalım yaşananlara "iş kazası" deyip dememeyi -şaka gibi ama- iktidarın, devlet yetkililerinin ve patronların; "fıtratında var", "takdir-i ilahi" gibi resmi açıklamalarına laf yetiştirmeye çalışıyoruz. Mesela şöyle şeyler demek zorunda kalıyoruz: "Kaza, kader, fıtrat değil iş cinayeti!"
Açıkçası mevcut şartlarda sınıf meselesinde kurulan savunma hattının seviyesi çoğu zaman buralarda. O yüzden bu alanda ne kadar çaba içinde olsak azdır.
İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında son yıllarda yapılan güzel işlerden biri İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin kurulması olmuştur. Meclis; emekçinin perspektifinden işçi sağlığı ve iş güvenliği politikası oluşturulması için çalışıyor. Her ay tespit ettiği iş cinayetlerini raporlamak ve kamuoyu ile paylaşmak kıymetli çalışmalarından biri. İşte bu meclisin web sitesi http://guvenlicalisma.org/ 9 Ekim’de sitesinde göçmen ev işçileri ile ilgili sarsıcı bir haber yayınladı. BBC’den alınan haber; "Tacizden kaçan ev işçisinin kolunu kestiler" başlığıyla verilmiş. Devamında şöyle deniyor; "Suudi Arabistan'da bir ev sahibi, taciz ve işkence nedeniyle evi terk etmek isteyen Hintli ev işçisinin kolunu kesti."
"Ev işçisi ne?" sorusu pek sık sorulduğundan biraz açayım. Ev işçileri bir iş akti ile evde temizlik, ütü, yemek yapan; çocuk, hasta, bakıma muhtaç kişilere bakım hizmeti veren işçiler. ILO tanımına göre işin kapsamı, ev çevresi genişletilmiş. Güvenlikçileri, bahçıvanları, şoförleri, evde ders verenleri vb. kapsıyor. Yine ILO’nun verilerine göre dünyada 52,6 milyon insan ev işçisi olarak çalışıyor. 43.6 milyonu (yüzde 83) kadın ev işçisi. Neoliberal sistemin bir sonucu olarak daha da yaygınlaşan, kadınlar için önemli bir istihdam alanı. Özellikle de sosyal devletin zayıf olduğu ya da olmadığı yerlerde. Yine ILO verilerinde dünyada kadın çalışanların yüzde 7,5’inin bu işte olduğu görülüyor. Buna rağmen "ev işi iş, ev işçisi işçi" sayılmıyor. Çoğu göçmen işçilerin doldurduğu ev hizmetleri alanı Allah'a emanet. Pek çok ülkede onları koruyan bir yasaları bile yok. Bizde de 1 milyonu aşkın gündelikçi, aylıkçı ya da yatılı ev işçisi var. Batı’nın ve ABD’nin aksine Türkiye’de göçmen ev işçisi az, çoğunluk Türkiyeli.
Birkaç istisna dışındaki pek çok ülkede ev hizmetlerinde çalışanlar ne iş yasası kapsamındalar ne de işçi sağlığı ve güvenliği yasaları ile korunuyorlar.
Bunlar buz dağının sadece görünen yüzü. Pek çok nedenle ev hizmetlerinde çalışanların sorunlarının temeli çok daha derinlerde. Cinsiyetçi toplumsal ilişkilerde (ve bu erkek egemen ideolojinin yeniden üretimiyle de) ev içi alanın kadına mahsus kılınması sürüyor. Hala ev işlerinin kadının doğuştan gelen görevi olduğu topluma empoze ediliyor. Ev hizmetleri alanı gözlerden ırak, çalışma sayılmayan bir çalışma alanı olarak tutulmaya çalışılıyor.
Güvencesiz kadın emeği sömürüsünün altında yatan temellere dokunmasa da ILO, konuya dair 2011 yılında 189 nolu "Ev işçilerine insanca iş" olarak bilinen sözleşmesini ve 201 sayılı tavsiye kararını çıkardı. ILO'nun ilgili sözleşmesi ev hizmetlerinde çalışanlara ev işçileri de diğer bütün işçilerin sahip oldukları asgari ücret hakkı, sosyal güvenlik hakkı, azami çalışma sınırı ve zorunlu dinlenme günleri gibi haklara sahip olduklarını söylüyor. ILO C189 sözleşmesini ilk imzalayan Avrupa ülkesi İtalya oldu. İtalya’daki ev işçileri bunu sendikal örgütlenmeye ve sendikaların hükümet üstünde kurduğu baskıya borçlu. Almanya, Finlandiya, İsviçre, İrlanda, Güney Afrika, Uruguay, Paraguay, Nikaragua, Ekvador gibi yaklaşık 30 ülkenin imzaladığı sözleşmeyi Türkiye ise hala imzalamadı.
Gelelim Kasturi Munirathinam’a. O milyonlarca göçmen ev işçilerinden sadece biri. 58 yaşında bir ev işçisi olarak çalışırken sanki işe değil esaret altına alınmış aslında. Taciz, şiddet ve baskılardan kaçarken ev işvereninin saldırısına maruz kalarak sağ kolunu kaybetmiş. Saldırıda omuriliğinin de zarar gördüğü ve hastanede tedavisinin sürdüğü belirtiliyor. Uğradığı cinsel saldırıların, psikolojik ve fiziki şiddetin bıraktığı çalışma acısı da cabası. Kasturi Munirathinam çalıştığı evde bu saldırıya maruz kalırken yalnızdı. Muhtemelen milyonlarca ev işçisi gibi sigorta, sendika gibi hiçbir güvenceye de sahip değildi. Göçmen işçilere yönelik başvuracağı bir merci de bulamamıştı. BBC’ye yansıyan bu haber karşısında Suudi Arabistan Devleti kılını bile kıpırdatmamış. Yetkililerden hiçbir haber yok. Çok sayıda işçinin çalışmak için Suudi Arabistan’a gittiği Hindistan’ın Dışişleri Bakanı ise şimdi artık moda olduğu üzere twitter hesabından konuyla ilgilendiğini duyurmuş. Umarım ilgilenmeye devam ediyordur. İlginç olan ne sendikalardan, ne kadın örgütlerinden ne de insan hakları örgütlerinden bu işyeri kaynaklı şiddetle ilgili henüz kayda değer bir ses yükselmemiş olması. Ev işçilerinin örgütü Uluslararası Ev İşçileri Dayanışma Ağı (IDWF) gibi oluşumlar da henüz böyle bir dayanışmayı nasıl öreceğine dair işaret verebilmiş değil.