Pulur’un (Ovacık) binbir güzelliği vardır. Munzur Dağları’ndan, buz gibi soğuk Munzur suyundan, sanayi kirliliğinden uzak, oksijeni yüksek ve tertemiz havasından tutun, Mayıs aylarında dağları kaplayan yüzlerce bitki çeşidine kadar...
Sarımsakçılık, Pulur halkı için en önemli geçim kaynaklarından biri. Sarımsakçılar, her gün çantaları sırtlarında dağa tırmanıyor; toz, toprak yolları, kızgın güneş altında kilometrelerce yürümek zorunda kalıyor. Ailelerini geçindirmek için her gün bu ağır işe merhaba diyorlar.
Sarımsakçıların bu günlük çilesini, Harami Deresi civarındaki Havuzlu Köyü’nde karşılaştığımız üç emektarla konuştuk. 40 yaşındaki Özkan Toz, 39 yaşındaki Kenan Az ve 48 yaşındaki Süleyman Çakır, bize mesleklerinin ve sarımsağın sırlarını anlattılar.

Pulur sarımsağının özelliği nedir?

Özkan Toz: Pulur sarımsağı tek dişlidir ve Munzur Dağları’nda yetişiyor. Sadece Munzur Dağları’nda değil bugün Erzincan tarafında da var. Pülümür tarafında, Mercan Deresi’nde, Havacur tarafında ve Kırk Gözeler tarafında var. Fakat genel olarak Munzur Vadisi üzerinde bulunan bir sarımsaktır. Bu sarımsak türü özeldir ve başka yerlerde fazla yetişmiyor. Bu konuda Dêrsim toprağı, suyu ve havası çok önemli bir yaşam kaynağı oluşturmaktadır. Bu sarımsağın diğer bir özelliği ise uzun zaman dışarıda bekleyemiyor. Kendi kendine hızlı bir şekilde çürüyen bir sebzedir. Yani Ağustos ayında topladığın bir sarımsağı en geç Şubat ayına kadar tüketmelisin. Diğer sarımsakların ömrü 1 veya 2 yıldır. Dağ sarımsağı daha keskindir ve organik olduğu için birçok hastalığa iyi gelmektedir.

Hangi hastalıklar bunlar?

Kenan Az: Örneğin saç dökülmesinden tutun, bağırsak ve şeker hastalıkları, tansiyon hastalığı başta olmak üzere günümüzdeki yaygın hastalıklara karşı iyi gelen bir sarımsaktır.

Ne zaman toplanır dağ sarımsağı?

Özkan Toz: Genelde dağlarda karların kalkması ile birlikte başlıyor. Sarımsağın hasat zamanının normalde Ağustos ayı olması gerekmektedir. Ama bizim insanlarımızın maddi durumları iyi olmadığı için daha erken topluyorlar, daha erken çıkarıyorlar ve satıyorlar. Bu erken çıkarma da aslında sarımsağa zarar vermektedir. İnsanlarımızın başka gelir kaynakları olmadığı için dağlara, taşlara, yükseklik korkularına rağmen tırmanıp dağlardan sarımsakları topluyorlar. Köylerin boşaltılmasından dolayı ciddi bir gelir problemi oluştu. İşsizliğin verdiği çaresizlik de böyle özensiz davranılmasına neden oluyor. Dağ sarımsağı, yeni bir gelir kapısı olarak görülüyor.

Günde ortalama kaç kilo sarımsak çıkarılıyor ve ne kadar kazandırıyor bu iş?

Süleyman Çakır: Bir insan günde ortalama yirmi beş kilo sarımsak getirebilirse bu da yaklaşık olarak üç yüz ile beş yüz lira arası para yapıyor. En iyi sarımsakçı günde 30-40 kilo çıkarabilir. Bu da günde 700 lira civarında para yapıyor. İyi bir sarımsakçı ayda 7-8 bin lira kazanabilir.

Peki tüketim nasıl? Yeterince ilgi var mı?
Kenan Az: Şu an ilgi oldukça fazla. Dolayısıyla bu durum satışlara da yansıyor. Yerlisi de yabancısı da ilgi gösteriyor. Duyduğumuza göre bu durum basına da yansımış. Hatta doktorlar bizim bu dağ sarımsağı üzerinden bir takım analizler bile yapmışlar. Az önce saydığımız hastalıklara karşı da iyi geldiğini tespit etmişler. Dolayısıyla insanlar bunları okuduğu zaman ilgi göstermeye başlıyorlar.

Son toplama dönemi zaman?

Süleyman Çakır: Sarımsağın Ağustos ayının son haftasında toplanması gerekirken bizim insanlarımız maalesef çok daha erken toplamaya, çıkarmaya başlıyorlar. Bu bölgedeki köy muhtarları bir araya gelerek sarımsağın Ağustos ayının son haftasında çıkarılmasına ilişkin dilekçe vermemize rağmen insanlar buna aldırış etmedi. Ve bu sorumsuz toplama, devletin de işine geliyor.

Nasıl yani? Devlet niye engellemiyor, niçin erken toplamayı yasaklamıyor?

Kenan Az: Bu yılki Temmuz ayına kadar yasak vardı, ama bu yasağı bilinçli bir şekilde kaldırdılar. Devlet diyor ki, “Sarımsağın kökünü getirsinler ki bunlar aç kalsın.” Buna karşın yasak olmasına rağmen karışmıyor, gidip yasaklarda, yani Haziran ve Temmuz aylarında toplayanları da engellemiyor. Niye? Her şeyi yasaklamasını bilen devlet, her türlü lüzumsuz olayı yasaklarken bunu neden yasaklamıyor? Gerisini siz düşünün.

Bu erken toplama durumu, sarımsağın yeniden yetişmesi için sorun yaratmıyor mu?

Süleyman Çakır: Sarımsağın yetişme dönemi Haziran ve Temmuz. Ama buna aldırış etmiyorlar. Sarımsak, çıkardığınız yerde tohumunu bırakmıştır. O aynı yerde gelecek döneme de tekrar dağ sarımsağı çıkıyor.

Sarımsakçılık tehlikeli bir iş değil mi?
Özkan Toz: Sarımsak genelde hava alacak. Çakıllı yerde olması çok verimli ürün alınması demektir. Kolay bir iş değil elbette. Tehlikeli ve çok zahmetlidir. Saatlerce kızgın güneşin altında dağları, tepeleri gezeceksin gün boyu. Bir taraftan yürüdüğün yere iyi basmayı ve tehlikesiz dolaşmayı bileceksin. Tüm bunları yaparken de dağ sarımsağını aramayı bileceksin. Beden işidir ve tehlikelidir, ağırdır. Dağlarımızda ne iyidir ki, belli yerlerde akan Munzur suyumuz, nehirlerimiz, ırmaklarımız var. Onların birbirlerine olan mesafelerini ölçerek yolumuzu belirliyoruz ve sırtımızda erzak çantası, bir elimizde sarımsak çuvalı, diğer elimizde kazma ile geziyoruz. Buradaki dağ sarımsağının patentini alıp yurtdışına yollamışlar ama onun yurdu burasıdır.

Pulur’da dağ sarımsağının dışında buraya özgü neler yetişir?

Kenan Az: Çok fazla tüketilen bir bitki olan ışkın vardır, meşhur mantarımız var, gulik (çiriş) dediğimiz yeşillik var.
Mart sonlarında, nisan başlarında dağlarda büyüyen mantarımız, mayıs ayı sonuna doğru kurumaya başlar, kurt girer. Yani mayıs başlarında toplanması gerekmektedir. Çok büyük ve tek beden bir mantara sahibiz, bu da ülkede tekdir. Mantarımız çok lezzetlidir. Etten bile daha lezzetlidir. Koparılmadıkça günden güne büyüyen mantarımız daha güzel ve lezzetli bir hal alır. Mantar kavurması çok yapılır buralarda. Mantarımız genelde Munzur dağlarında çıkar. Kilosu 45-50 ile arasındadır; fakat yoğun ilgiden dolayı yetiştiremiyoruz. Işkın ekşidir ve denildiğine göre zayıflatma için iyi geliyormuş. Sade veya tuzlanarak yenir. Bazıları ışkın ile yumurtalı yemek yapıyorlar.
Gulik (çiriş) dediğimiz ise ıspanağa benzer bir yeşilliktir. Onun da tavada kavurması çok lezzetlidir. İçine genelde bir iki yumurta  kırarlar. Gulik, şeker hastalığına karşı iyi geliyormuş. Yani şeker hastaları onun köklerini genelde ezerek, kaynatarak suyunu içmekteler. Gulik ticareti yapılmıyor. Şeker hastası olanlar, gelenlere, “Bana bir iki kök gulik getirir misin” diye ricada bulunuyor. Biz de iyilik olsun diye getiriyoruz. Yani öyle ticareti falan yoktur.


NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU/DÊRSİM