Kovancılar’dan Dersim merkeze kadar yaklaşık beş yüz metrede bir yol kenarlarına güvenlik kamerası konulmuş. Yolculuğumuzun her anı kayıt altında. Bazı direklerin üstünde leylek yuvaları var. Kameralar metal bir aksla yola doğru eğim gösteriyor. George Orwell’dan esinlenen ”Big Brother”in gözleri bu yola düşenlerin üzerinde. Sistem dışına çıkmak isteyenler cezalandırılacaktır.

 

Nesimi ADAY

Tunceli Valiliği geçen yıl Munzur Festivali’ne izin vermemişti. Bu yıl ne olacaktı bilen yoktu. HDP, EMEP ve DEDEF’in de içinde olduğu Tertip Komitesi gerekli başvuruyu yapmış, bekliyordu.

Festivale yasal izin verecek olan merci Tunceli Valiliği’ydi ama o da ‘renk’ vermiyordu. Geçen sene olduğu gibi kendisine tanınan ‘ekstra’ yetkilere dayanarak kamusal alanı halkın eziyet alanına çeviriyordu. Bu davranış, Dersimliler tarafından iyi niyete yorulmuyordu. Festival komitesinin geçmiş tecrübesi vardı. Hem daha geçen yıl Ovacık Belediyesi’ne ‘izin vereceğiz’ deyip son dakika izin vermeyip belediyenin 60 bin lirası ‘hiç’ edilmemiş miydi?

İşte bütün bu bilinmezlikler içinde, Festival Komitesi, sosyal medya hesaplarından, festivale izin verilip verilmemesini çok da dert etmeden ”Özgürlüğün ve mücadelenin kadim topraklarında, Munzur’un coşkusuyla buluşuyoruz” çağrısıyla yollara düşmüştü bile.

Biz de Dersim Araştırmaları Merkezi ve Dersim Gazetesi’nden arkadaşlarla Dersim’de buluşmak umuduyla düştük yollara.

Söyleşiler, şiir dinletileri, geziler, konserler yapmak isteyen Dersimliler’in hevesi kısa süre sonra resmi bir yazıyla kırılmıştı. Gerçi bu sonucu bekliyorlardı. Ama yine de bu masum isteklerinin yasak mührü altında ezilmelerine gönülleri el vermiyordu.

Dersim’in valisi ve belediyenin kayyumu olan ‘makam’ sahibi, Kültür ve Doğa Festivali’ni tebessümle karşılanacak gerekçeler göstererek izin vermedi. Tunceli Valiliği, 18. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ne resmen ‘yasak’ koydu. Tunceli Emniyet Müdürlüğü, Tertip Komitesi’nin ‘halkın sağlığı ve esenliğini’ koruyacak tedbirler almadığını gerekçe gösterdi! Emniyetin bu gerekçeleri haliyle şaşkınlık yarattı!

Big Brother sizi izliyor...

Elazığ il sınırından çıkıp yönünüzü Peri Suyu’na çevirdiğinizde, Munzur’un heybetli dağlarıyla karşılaşırsınız. Munzur Suyu’nun, Peri Suyu’yla ikrar aldığı Peri nahiyesinin (Şimdi Akpazar) güneyi sivrisineklerin cenneti bir bataklık olmuş. Dersim il sınırına vardığınızın işaretini her ne kadar dağlar ve nehirler vermiş olsa da artık devlet de coğrafyaya işaretler koymuş. Navigasyon ve haritalarda göremeyeceğiniz bu işaretler devletin bekasını temsil ediyor. Doğrusu öyle sanıyorlar.

Kovancılar’dan Dersim merkeze kadar yol kenarlarına yaklaşık beş yüz metrede bir güvenlik kamerası konulmuş. Yolculuğumuzun her anı kayıt altında. Bazı direklerin üstünde leylek yuvaları var. Neyse ki devletin kameraları bu hayvanların mahremini görmüyor. Kameralar metal bir aksla yola doğru eğim gösteriyor. George Orwell’dan esinlenen ”Big Brother”in gözleri bu yola düşenlerin üzerinde. Sistem dışına çıkmak isteyenler cezalandırılacaktır.

Bindiğim minibüste benim dışımda kimsenin ilgisini çekmiyor bu kameralar. Big Brother (Büyük Abi) normalleşmiş. Yol boyunca dizili bu kameranın takıldığı direklerden birkaçının fotoğrafını çekmekle yetinip bu israfçı güvenlik (!) önleminin ihalesinin hangi yandaşa verildiğini, toplam maliyetinin ne olduğunu merak edip durdum. Dersim’de gazetecilik yapan bir arkadaş her bir kameranın yedi bin liraya mal olduğunu söylüyor. Kameralarla izlenen yolun yaklaşık 100 km olduğunu düşünürsek israfın maliyeti de aklımızda şekillenecektir.

‘Farları söndür, bagajı aç!’

Kimlik kontrolleri rutin bir uygulama olarak kanıksanmış buralarda. Kutu Deresi üzeri kente giriş yaptığınız güvenlik noktasında, beton blokların arasında kontrole tabi oluyorsunuz. Araçlar bilinmeyen bir noktadan ses ve kamera kontrolüyle aranıyor. Metalik bir sesin ”kontağı kapat, araçtan inmeden bagajı aç” emir cümlesiyle talimatları yerine getiriyorsunuz. Gece geçtiğimiz noktada bagaj açma düğmesini bulamayınca küçük çaplı bir panik de yaşıyoruz. Bu durum hoşunuza gitmese de, tedirginlik yaratsa da bir bina yüksekliğinde olan beton duvarlar ardında ne tür silahların üstünüze çevrildiğini, yüzünüze gözünüze nişan alınıp alınmadığını bilemiyor ve göremiyorsunuz tabii.

”Sistemin, Dersim’i kuşatma altına aldığını söyleyebilir miyiz?” diye soruyorum Ferhat Tunç’a. ”Doğrusu kuşattıklarını sanıyorlar. Seyid Rıza’yı kentin ortasına dikili bir heykelden ibaret görüyor olmalılar ki bütün gücünü oradaki sivil faaliyetlere yığıyorlar. Festivalin yasaklanmasına dair basın açıklaması yaptığımızda, bizi son teknoloji bir droneyle adeta taciz ettiler. Nafile politikalar bunlar. 1938 soykırımını yaşamış bir kent / halk nasıl küllerinden var olabildiyse 1993-94 sürecini nasıl atlatmışsa bunu da atlatacaktır” diyor.

İki OHAL arasında bir festival...

Munzur Kültür Doğa Festivali’nin ilki 1999 yılında, Dersimlilerin ikinci 38 dedikleri 1993-94 köy yakılmalarından sonra, diasporada kurulan yerel derneklerin öncülüğünde organize edilmiş ama yasaklanmıştı. Keza o zaman da bölge OHAL’le yönetiliyordu.

Festivalin afişini büyük heyecan içinde tasarlamıştık. Sırtını heybetli Munzur dağlarına dönen bir kız çocuğunu Ovacık’ın çiçek tarlası ovasında, umutlu gözlerle geleceğe bakışını afişe taşımıştım. Festival çağrı metnini yazan şair Fadıl Öztürk, sadece insanın değil kurdun, kuşun, börtü böceğin de hakkını korumak, kollamak için ”Munzur’dan bir tas su için” diye yazmıştı.

Köylerin, insanlarla birlikte yok edildiği o yıllarda umut büyütmenin bile siyasal diskura tekabül eden tarafları olduğunu yaşayarak görmüştük. Çünkü Munzur festivali sadece bir festival değildi. Bunu devlet de, Dersimliler de biliyordu.

Birinci festivale izin verilmese de 2000 yılında ‘resmi’ olarak ilkini o dönem Başbakan yardımcısı olan Devlet Bahçeli’ye teşekkür afişleri ve zırhlı araçlardan çalınan Mehter Marşı’na rağmen huzur içinde gerçekleşmişti.

Stadyum programlarını Mehmet Çetin’in şiirsel katkısını da hatırlayarak Jülide Kural ile sunmuştuk. Jülide, üstüne üstlük bir de Nazım Hikmet’in ünlü şiiri Tanya’yı oynamıştı. Sanırım ‘yer yerinden oynadı’ deyimi o gün için hafif kalır. 25 bin olan kent nüfusunun iki katı insan şehir stadyumuna toplanmıştı. Atılan sloganlar, soykırıma uğratılan halkın tekrar ayağa kalktığını haykırılıyordu adeta. Dağlarda ateş yakanlar vardı. Munzur suyu bile daha coşkulu akıyordu sanki.

Tunceli’nin CHP’li Belediye Başkanı Hasan Korkmaz, yıllar sonra ”Sizi o sahnede tutmak için çok çaba harcadığımızı biliyor musunuz?!” diyecekti.

Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin savaş bölgesinde yarattığı pozitif etki başka kentlere de kaymaya başlamıştı. Kürt illerinden peş peşe benzeri festivaller tertiplendi.

Dönemin Tunceliler Derneği Başkanı Selman Yeşilgöz, ”Kültürel haklarımızı bile halkın verdiği zorlu mücadeleler sonunda elde etmiştik. Festival halkın üzerine, devlet eliyle serpilmiş ölü toprağını kültürle - sanatla kaldırılıyordu. Yasak biraz da bunun için” diyor.

Dersim Gazetesi’nden Hüseyin Ayrılmaz; ”Dersim tekrardan yalnızlaştırılmak isteniyor. Gerek bölgeden gerek Türkiye dışından gelen insanların yarattığı heyecan ve güven duygusunu tekrar kırmak istiyorlar. Yoksa kültür ve doğa içerikli bir festivalin kime zararı olabilir ki” diye soruyor.

Festivalin halk üzerinde yarattığı pozitif etki bazı odakların hoşuna gitmemiş olabilir gerçekten de. Şu günlerde Dersim’de, kamu eliyle yapılan işler bu duruma gösterge gibi. Şehir merkezine girişte özel tim noktasına devasa bir ayyıldız anıtı yapılmış. Araç yolu refüjlerine ve köprülere dikilen aydınlatma lambalarının orta kısmına Türk bayrağı görseli işlenmiş ve bütün lamba şapkaları lale figürleriyle kaplanmış. Oysa endemik bir tür olan ters lale var Dersim’de ama tercih etmemişler.

Yine baraj kıyısında yapılan peyzaj çalışmalarında Selçuklu mimarisine ait simgeler kullanılmış. ”Devlet, Dersimlilere karşı subliminal (bilinçaltı) savaş açmış gibi!” diyorum şair Özgün Enver Bulut’a ”Türk-İslam sentezinin kent üzerindeki simgesel yansıması” cevabını veriyor.

Yasaklara rağmen Dersim dolup taştı...

Munzur ve Pülümür Vadileri, festival ile bazı mıntıkaların güvenlik gerekçesiyle yasaklanmasına rağmen dolup taştı. Kurumların ”Dersime gelin” çağrısı karşılık buldu. Pahalı ürün satıldığı gerekçesiyle eleştirilen esnafın yüzü güldü.

Yasaklanan festivalin ilk günü olan 26 Temmuz’da kente 70 binin üstünde insan giriş yapmıştı. Bu bilgiyi de kente girişleri kontrol altında tutan emniyet mensupları vermişti.

Gerçekten de Munzur ve Harçik (Pülümür Çayı) vadilerinde iğne atsan yere değmez denildiği kadar kalabalıktı. Hele Munzur vadisinde çadır kuracak yer kalmamıştı.

Ovacık ilçesi Komünist Başkanın popülerliğinin de etkisiyle araç ve insan trafiği yaşadı. Munzur Gözeleri adeta turist akınına uğradı. Geride bırakılan çöpleri saymazsak gelenin de gidenin de memnun kaldığını söyleyebiliriz.

Festival çalışmalarına katılmayan AKP’li Pertek ve Çemişgezek belediyeleri ile gelen turistlerden ‘faydalanamayan’ ilçeler oldu. CHP’li Hozat Belediyesi de festival tertip komitesine ‘gördükleri lüzum üzerine’ festival çalışmalarına katılmayacaklarını’ söylemişti.

Vadide kamp kurmuş ve çoğunluğu Kürt illerinden gelen ‘yerli turistleri’ ziyaret etmek için Munzur kıyısına iniyoruz. Diyarbakır, Mardin ve Antep’ten gelenlerle muhabbet etme fırsatı bulduk. Çoğunluğu Munzur’un kıyısında olmaktan memnundu. Hatta ”ilk kez geldim, keşke daha önce gelseydim” diyenler vardı.

Adana Dersimliler Derneği aracıyla gelen, Diyarbakırlı Sema ve Selma Peynirci kardeşler ”İlk kez geldik. Sanki burası bizim yerimizmiş, sanki buralıymışız gibi hissettik, ayrılmak zor olacak” demişlerdi.

Bu arada yine kamp kuran Bingöllü Nihat Aksoy’la tanıştık. Bingöl seçimleri üzerine sohbet ettik. Nihat Aksoy HDP’nin Bingöl 2. sıra milletvekili adayı. Bingöl’de ikinci vekili alamamışlar. Aksoy, Dersim’den ayrıldıktan sonra seyahati sırasında Sakine Cansız’ın mezarı başında çektiği fotoğrafı sosyal medyada hesaplarından paylaşınca tutuklandı. Halen cezaevinde duruşma günü bekliyor.

 
 

Dersim araçları Elazığ Havaalanı’na sokulmuyor...

     

Elazığ havaalanında inen Dersim yolcuları, kente gitmek için havaalanı dışına kadar bavul taşımak zorunda kalıyor. Yazın kızgın güneş altında kışın da Elazığ ovasının kuru rüzgarının dondurucu soğuğunda minibüslere kadar yürümek zorundalar. Çünkü Dersim’e giden araçların havaalanına girişi yasak. Yaşlı, çocuk ve hastalar için zahmetli bir iş. Araçlar havaalanı dışında bekliyor ve zaman zaman da keyfi ceza kesiliyormuş.

VİP Tunceliler firmasını çalışanlarından biri kendilerine yer verilmesi için yaptıkları tüm başvuruların sonuçsuz kaldığını söylüyor. Uçakta, beraber yolculuk yaptığım baba ve oğul da Nazimiye’ye gidecekmiş. Almanya’dan yaz tatili için gelmişler. İnince bavullarına yardım ettim. Çocuk, bavul taşımakta zorlanıyordu. Babanın da elinde bir bavul bir de çanta vardı. Elazığ tabelalı araçların yanından bavullarımızı ”Ya Xızır” çekerek, kan ter içinde Dersim araçlarına varıyoruz.

 
 

Festivalin yasaklanması protesto edildi

 

Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ni organize eden Tertip Komitesi, bu yıl 18’inci kez düzenlenmesi planlanan festivalin güvenlik gerekçesiyle yasaklanmasını, Seyid Rıza Meydanı’nda yaptığı bir basın açıklamasıyla protesto etti.

HDP Milletvekilleri Alican Önlü ve Dilşad Cambaz Kaya’nın da hazır bulunduğu basın açıklamasında ’17 yıldır huzur ve güven içinde yapılan festivalin AİHM ve Anayasa kararlarına uygun şekilde tertiplendiği’ söylendi. Açıklamada devamla; ”Öne sürülen gerekçelendirmede, festivalimizin ‘yasadışı faaliyetlere, terör ve provokasyonlara’ alan açacağı iddiası mesnetsizdir. Kaldı ki böylesi olasılıklara karşı önlem almak, festivalimizi güvenlik içinde yapmamızı sağlamakla yükümlü olanların bu gerekçelendirmeyi demokratik hakkımızın yasaklanması gerekçesiyle yapmaları, temel hukuk normlarının ihlalidir. Kişi başına neredeyse bir güvenlik görevlisinin düştüğü Dersim’de, festivalin güvenlik gerekçesiyle yasaklanması ayrıca dikkat çekilmesi gereken başka bir tezattır” diyerek tepki gösterildi.

DEDEF festivale başta İstanbul, İzmir, Ankara olmak üzere Adana, Bursa gibi illerden de kaldırdığı otobüslerle üyelerini Dersim’e taşıdı. Ancak festival yasağını protesto amaçlı yapılan basın açıklamasına HDP ve EMEP gibi partilerin de katılım göstermesine karşın Seyid Rıza Meydanı’na toplananların sayısı 200’ü geçmedi.

Festivalin ilk yürütme kadrosunda yer alan Ankara Dersimliler eski Başkanı İbrahim Karakaya, yasakların dışında da festivalin kan kaybettiğini düşünenlerden. Karakaya, ”Festivalin kurumsallaşması için uzun bir süre olmasına rağmen sistem karşısında bu kadar korunaksız bırakılmasını ayrıca tartışmak gerekir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Munzur Festivali’nin yasal temsilcisi olan belediyemizin (kayyum ile temsil edilen değil), Dersim’deki demokratik kurumlarımız ve festivalin oluşmasının asıl sahibi olan Dersim derneklerimiz, bu süregelen olumsuzluğu bir an evvel bitirmelidirler. Bunun için her kurum kendi içerisindeki birliktelikleri sağlamlaştırmalı, sonrasında da kurumlar arası birliktelikler güçlendirilmelidir. Kariyerist, siyasal çıkarcı anlayışlardan uzak durulmalıdır” eleştirisi yapanlardan. (Dersim Gzt. Temmuz-Ağustos 2018)

HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü de “Yıllardır düzenlenmekte olan Munzur Kültür ve Doğa Festivali sadece Dersim halkının değil, Kürtlerin ve Türkiye halklarının da doğa, sanat ve inançlarıyla birlikte yaşam bulabileceğini göstermiştir. Bu buluşmayı yasaklamak, halkların birlikte yaşam arzusunu ve isteğini bastırmak ve engellemek anlamına gelmektedir. Bizler bu yasağı tanımıyoruz. OHAL’lerle, yüksek yetkili valilerle, kayyımlarla, KHK’lerle, HES’lerle Dersim halkına ve doğasına yönelik yaratılmak istenen bu korku imparatorluğu bizleri yıldıramayacaktır” açıklamasında bulundu.