Kürt arkeolojisi ve tarihi çalışmaları da bir bütün olarak diğer bilim alanlarının (ki bu bilim alanları, kazı esnasında ortaya konulabilecek teknik detaylara yönelik, kalıntıların ya da verilerin belgelenmesi sırasında yardımına başvurulabilecek, bulguların değerlendirilmesi noktasında ortaklaştırılabilecek bilimsel alanlar olabilir) çalışmalarından faydalanmak durumundadır. Böyle bir disiplinler arası bakış açısının oluşturulması ve verimli çalışmaların ortaya konulması için tabii ki, özgür bilim insanları ve güvenilir çalışma ortamlarının/akademilerinin var olması kaçınılmazdır. Aynı zamanda bu disiplinler arası çalışmalar, Kürtlerin ortaya koydukları maddi kültür kalıntılarının objektif bir şekilde değerlendirilmesi, belgelenmesi ve yayınlanması açısından da oldukça önemlidir.
Şimdiye kadar yapılan Kürt tarihi çalışmaları gerek Kürtlerin de bu konu üzerine çabalarının olduğu gerekse de bu konuda belirli bir yaklaşım tarzının olduğu noktasında oldukça önemlidir. Aynı zamanda bu çalışmalar sonucunda elde edilmiş kaynakçalar da Kürt tarih yazımında, bazen önemli referans bilgiler içermesi açısından yine dikkate alınması gereken bir husustur. Bununla beraber, Kürt tarih çalışmalarının kendi içerisindeki açmazları ve sorunları da şimdiye kadar arkeoloji ve tarih bilimlerinin kendine dert etmediği konular olması açısından karşımızda durmaktadır. Bu sorun ve açmazların başında gelen, Kürt arkeolojisi gibi bir kavramın şimdiye kadar pratik anlamda gerçekleşmemiş olmasıdır. Dolayısıyla, Kürt arkeologların şimdiye kadar herhangi bir bölgede Kürt kültürüne yönelik bir kazı-araştırma faaliyetinin olmaması, bu sorunu daha karmaşık ve sanki imkansızmış gibi göstermektedir. Ancak, şimdiye kadar Kürt arkeolojisi alanında herhangi bir pratik adım atılmamış olması aynı zamanda bu konuya, şimdiye kadar uygulanagelmiş arkeolojik bakış açısı dahilinde yaklaşılmış olmasındandır. Özellikle Türkiye’de ve Türk resmi tarih anlayışıyla yoğrulmuş akademik çalışmalarda uygulanagelen arkeolojik yaklaşım, ne yazık ki, tarihte ve günümüzde siyasi sınırlara bağımlı ve maddi kültür kalıntılarının ideolojik sömürüsüne dayalı bir yaklaşım tarzıdır. Bu yaklaşım tarzını aşmak ve yerine yepyeni bir arkeolojik yaklaşım getirebilmek için; aynı zamanda çok farklı bir tarih algısı yaratabilmek için arkeoloji ve tarih alanlarında yaklaşım tarzının değiştirilmesi ve buna paralel olarak metodolojik ve pratik yaklaşımların tekrar gözden geçirilmesi kaçınılmazdır. Eğer bunu yapmazsak, bir yandan milliyetçi arkeolojinin tuzaklarından kaçamayacağımız gibi; bir yandan da Kürt tarihi konusunda, şimdiye kadar yapılan çalışmaların eksikliklerini aşamayacağız.
O halde; nasıl bir arkeolojik bakış açısı ve nasıl bir yöntemle konuyu ele almalıyız ki yukarıda belirttiğimiz yanlışlıklara sapmadan, daha objektif ve bilimsel bir Kürt tarihi ve arkeolojisi çalışmaları yapabilmeliyiz?
Bu soruya ilk ve kesin bir şekilde verilecek cevap, "Kürt tarih ve arkeoloji çalışmaları kesinlikle maddi kültür kalıntılarıyla desteklenmelidir" şeklinde olabilir. İkinci ve en önemli cevabımız ise şudur: Gerek geçmişte gerekse de günümüzde, var oluşunu siyasi sınırlara bağlamayan ve halkların/toplumların maddi kültür kalıntılarını daha incelikli bir şekilde ele alabilen yeni bir arkeolojik yaklaşım, bizi daha objektif ve bilimsel sonuçlara götürecektir.
Yukarıda sözünü ettiğimiz arkeolojik yaklaşımı örnekleyecek olursak: 2003 yılında bir makale kaleme alan Silvia Tomášková (arkeolog ve antropolog), Avrupa’nın merkezinde iki paleolitik yerleşimi çalışmasına konu etmiştir. Bu çalışmada Tomášková, her iki yerleşimin birbirine yakın olduğunu, aynı dönemi yaşadıklarını (paleolitik), aynı malzemeleri ürettiklerini söyler; ancak önemli bir konuya dikkat çeker: Önemli benzerliklere sahip olsa da bu iki yerleşimin sakinlerinin ürettikleri malzemeleri detaylı bir şekilde analiz ettiğimizde önemli farklar gördük, diye belirtir. Örneğin her iki yerleşimci de taş yontmuş ama farklı stillerde; her iki yerleşimci de taş balta yapmış ama farklı şekil ve boyutlarda. Tomášková bu yaklaşımıyla şunu kanıtlamaya çalışmıştır: Detaylı karşılaştırma, derinlemesine analiz ve objektif ölçme standartları uygulanırsa bir bölgede, aynı dönemde yaşayan insanların, aslında farklı kültürel gelişimi olabileceği görülebilir.
Uzun yıllardır üzerinde teorik tartışmalar yürütülen ve Silvia Tomášková’nın bu pratik ve ölçülebilir yaklaşımına dek varan, daha detaylı ve derinlemesine analizlerle farklı kültürel öğelerin saptanması çalışması, aslında bizim için önemli bir örnektir. Bu teorik ve pratik çalışmaları biz tüm Kürt tarihine uyguladığımızda, siyasi sınırlara bağlı olmayan, daha çok maddi kültür kalıntılarının daha detaylı ve karşılaştırmalı analizlerine dayanan, daha objektif ve ölçülebilir bir yaklaşım geliştirmek mümkündür. O halde Kürt tarihinde bunu nasıl uygulayabileceğimize bir örnek verecek olursak:
Bilindiği gibi Urartular, Nairi Konfederasyonları diye bilinen organizasyonların da bir araya getirildiği büyük bir siyasi oluşumdur. Urartuların siyasi sınırlarına bakıldığında, batıda Karasu-Fırat, kuzeyde Kuzey Ermenistan Dağları, doğuda İran Azerbaycanı’ndaki Savalan Dağları, güneyde ise Zagros Dağları'yla birleşen Doğu Toroslar olduğu görülecektir. Böylesine büyük sınırlara sahip bir medeniyetin her köşesinde acaba Urartu sanatı veya mimarisi aynı şekilde miydi? Ya da Sümerlerin egemenlik kurduğu tüm coğrafyada tamamıyla aynı mimari ve kültürel nesneler mi vardı? Tabii ki hayır. O halde bir siyasi oluşumun sınırları benzer sanat anlayışının, mimari anlayışın ya da kültürel yaşamın işareti olamaz. Urartuların bünyesinde yaşayan halkların ortaya koyduğu farklı kültürel nesneler, Urartu siyasi sınırları içerisinde pek tabii, farklı yaşam tarzlarına sahip olan halkların olabileceğini göstermektedir.
O halde, siyasi oluşum aynıysa, kültürel farklılık neden oluşuyor? İşte bu soruya cevap olunabilmesi için tarihe ve arkeolojiye tamamıyla farklı bir pencereden bakılması gerekiyor. Bu pencere de yukarıda özetlemeye çalıştığımız siyasi sınırları tabii ki gözden kaçırmadan ancak tamamıyla bu siyasi sınırlara bağlı olmayan, halkların kültürel mirasına ve geride bıraktığı kültür kalıntılarına dayanan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım sayesinde Mezopotamya medeniyetleri içerisinde Kürtlerin yerini, tarihini ve maddi kültür kalıntılarını saptamak, belgelemek, sergilemek ve bilim dünyasının bilgisine sunmak mümkündür.
Bir giriş yapmaya çalıştığım bu yazımızda, nasıl bir yaklaşımla klasik arkeolojik çalışmaları aşabileceğimizi ve Kürtlerin maddi kültür kalıntılarını nasıl bir yaklaşımla ele alabileceğimizi konu edinmeye çalıştım. Kürt tarihi ve kültürüne yönelik daha sonraki çalışmalarımda da bu temel üzerinden hareket edeceğim.
* Uzman arkeolog ve sanat tarihçisi