İlk defa ulusalcı kitlelerin arasında Kürt halkının temsilcileriyle diyalog imkanı doğdu, çözümün önündeki en önemli engel olan önyargılar Gezi direnişi sürecinde bir ölçüde de olsa kırılmaya başladı. Kürtler ulusalcıların bayrağına ve önderi Kemal Atatürk’e, ulusalcılar da Kürtlerin bayrağına ve önderi Abdullah Öcalan’a ilk defa karşılıklı olarak saygılı davrandı.
Başka ne diyoruz?
AKP’nin çözümde “samimi” olduğunu, ancak ne de olsa bir parti olduğu için, oy hesabı da yaptığını, ulusalcıların çözüm sürecine karşı saldırılarının AKP oylarında düşme yarattığını, o nedenle çözüm sürecinde “adım atmakta” tereddüt ettiğini söyleyenleri ciddiye alıyoruz. Onlara Gezi sürecinde ortaya çıkan “ulusalcı kitleler” ile “Kürt kitleleri” arasındaki henüz çok cılız, istikrarsız, tayin edici bir eğilim olmayan “karşılıklı anlayış”ın AKP için en büyük “nimet” olduğunu anlatıyoruz. Bu eğilim güçlenirse, “oy kaybından” korkan AKP için korkulacak hiçbir şey kalmayacağı çok açık… Sahiller Kürdistan’la omuz omuza geldiği gün, “umutsuzluktan darbeci olan” ulusalcı da “demokratlaşma” yoluna koyulur.
Nitekim, bütün bu gelişmelerin sonucunda, CHP, ister samimi bulun, ister bulmayın, “gelin seçim barajını birlikte kaldıralım” deyiverdi.
Ne oldu?
AKP, Başbakan, Başdanışman, bütün AKP yanlısı medya, devletin el koyduğu Akşam gazetesinin başına geçen Mehmet Ocaktan gibiler hep bir ağızdan, “Gezi ile Lice arasında, bizim Harun Karadenizlerin, Ragıp Zarakolulların yaptığı Zap köpsürüne bile benzemeyen, derme çatma köprüyü havaya uçurun” diye bağırdı. Seçim barajının kaldırılmasına bu koro “hayır” dedi.
“Evet” deseydi ne olurdu? Çözüm sürecinde ilk defa bir “adım” atılmış olurdu. Atılan bu adım esas olarak Kürdistan halkının Parlamentoda hakkaniyetli temsiline yol açardı. Elbette MHP bu “adımı“ “AKP-PKK ittifakı” olarak ilan ederdi, ama bu “adım” CHP ile birlikte atıldığı için MHP’nin gürültüsü “üfürükten tayyare” gibi bir şey olurdu.
Başka ne olurdu?
CHP bir kere çözüm sürecinde “A” deyince, CHP içindeki samimi “ulusalcılar” ve çok sayıdaki demokratlar, “madem A dedik, o halde şimdi de B diyelim” diyerek, örneğin “vekillerin özgürlüğü” için, ardından da “uzun tutukluluk halinden” dolayı binlerce Kürdün ve bu arada askerin tahliyesi için adım atardı. Bunlar atılınca, CHP, Kürt halkının “Öcalan’a özgürlük” talebine şimdi olduğu gibi karşı çıkamazdı. Vesaire vesaire…
Ve daha önemlisi de şu: Baraj kalktığı zaman, ilk seçimde BDP Meclis’te, büyük bir blok kurarak, en az yüz sandalye kazanırdı. Ve bu büyük grup, eğer AKP “etnisiteye dayanmayan yurttaşlık, adem-i merkeziyetçi idare, yerel yönetimlere özerklik, ana dilde eğitim” temelinde demokratik bir anayasa yapmakta samimi ise, AKP’yle birlikte böyle bir anayasayı ezici çoğunlukla onaylardı…
Ama hayır! AKP ve onun medyası, böyle bir geleceği, her gün, her dakika baltalıyor. Çok gülünç bir “çözüm güzellemesi” ile başlayan yazılarda, sanki “Ergenekon-PKK ittifakı“ ile yüz yüze gelmişler gibi aptalca analizler ve ardından da hakaretler gırla gidiyor.
Elif Çakır adında beceriksiz yazar, Selahattin Demirtaş’a saldırıyor. Cengiz Çandar’ın isim vermeden “lümpen” diye tarif ettiği Salih Tuna adındaki “komedyen taklidi” yapan şahıs “bu yazıyı namluya sürün” diyerek yediği nanenin “çözüm sürecinin genişleyen sosyal tabanına” kurşun sıkmak olduğunu bile bile şöyle yazıyor:
“Gezi’den Lice’ye köprü’ kurma şeytanlıklarının altında neyin yattığını iyi biliyoruz.” Gezi’den Lice’ye köprü kurulması demek, “bölünmekte” olan Türkiye’nin birleşmesi demek. Salih efendi, köprüyü dinamitliyor.
Cengiz Çandar şöyle yazdı:
“Taksim’e biber gazı, Lice’de kurşunlar; sonra insanlar “Her yer Taksim, her yer Direniş“ diye, “Diren Lice, Kadıköy seninle” diye gösteri yaptığı vakit, gösterileri ‘Kürt karşıtı ulusalcıların komplosu’ diye nitele. Bu kafayla, ‘Çözüm Süreci’ni sürdürmek ve ‘Barış’ ile buluşturmanın ne kadar zor olduğunu iktidar çevreleri göremiyorlar. İki yıldır akıl hocalığı yaptıkları Muhammed Mursi’nin, birkaç hafta içinde Mısır’da ne hale geldiğini görüp uyanamıyorlar da. Muhammed Mursi’nin mukadder çöküşü ve Müslüman Kardeşler’in Mısır’daki başarısızlığı, şimdi tutturduğu yoldan dönmezse AK Parti iktidarını ve onunla birlikte, Türkiye’nin bölgesel konumunu da aşağı çekeceğe benziyor.”
Çözüm sürecinde sahillerin orta sınıfı Kürt halkıyla dayanıştığı gün, Başbakan da Mursi’nin “akıbetini” paylaşmaktan kurtulmuş olacak…