"Sözsüz, yazısız, toplumsuz ve hepsinden kötüsü süregiden korku ve zora bağlı ölüm tehlikesi ve insan yaşamı yalnız, yoksul, kaba, kötü ve kısa…"

Thomas Hobbes

Savaşın insanlar üzerinde ve özellikle kadın ve çocuklar üzerindeki yıkımını ve saldırganlığını anlatacak birçok örnek var elimizde. Savaşlarda insanlar vahşice katledilirler, şehirler yerle bir olur. Savaş, insan bedeninde fiziksel ve ruhsal çok ciddi hasarlara yol açar. Savaşlar bitse bile insanların korkusu devam ediyor, devamında kişilik bozuklukları, sağlık sorunları ve sosyal problemler geliyor. Savaşlar güçlünün zayıfı ezmesinin en belirgin örnekleri ile doludur. Yiyecek, giyecek, güvenlik ve barınma gibi sorunlarını çözemeyen, ölenleri, yaralananları, füzeleri, bombaları gören savaş mağdurlarının sonraki hayatları da başka bir savaşa dönüşüyor.
Burjuva iktidarlar, sömürülerini arttırmak, karlarına daha fazlasını katmak amacıyla savaşlardan, iç çatışmalardan medet ummaktadırlar ve öylece ayakta kalmayı hedeflemektedirler. Bu saldırganlık hali, başta kadınların şiddete maruz kalmalarına, cinsel meta olarak kullanılmalarına, mülteci konumuna düşürülmelerine, tecavüze uğramalarına, yoksulluk ve sefalet içine itilmelerine neden olmaktadır.
Savaş, kadının erkek egemen iktidar karşısındaki güçsüz ve muhtaç durumu onun her türlü ezilmesine, sömürülmesine, tecavüze uğraması ve öldürülmesi anlamına geliyor. Savaşları cinsiyet farklılıkları arındırılmış bir şekilde düşünemeyiz. Savaş politikaları toplumda militarist, cinsiyetçi ve milliyetçi politikalarla kendini tekrar tekrar üreten bir şiddet halidir. Bu şiddet insanları ölüm, zorunlu göç, yoksulluğun yanı sıra kadına da taciz ve tecavüz gibi farklı şekillerde etkiler. Sonuçta savaşlar sadece militer güç ile değil, aynı zamanda erillik üzerinden de bir iktidar mücadelesine zemin oluşturur.
Savaşın korkunçluğunu gözler önüne seren en taze örnek ise; Suriye ve Rojava’da yaşananlardır. Yüzlerce kadın, çocuk ve korumasız insanlar savaşın çirkin yüzüne katlediliyor. Son olarak orada kullanılan kimyasal silahlar başka bir vahşeti de gözler önüne seriyor, insanları bu kadar kolay ve vahşice katletmeyi hedefleyen bu insanlar veya örgütler kim? Bir an önce ortaya çıkarılmalı, teşhir edilmeli ve uluslararası mahkemelerde yargılanmalıdırlar.
Özellikle Suriye ve Rojava’da El Kaide ve El Nusra çetelerinin sivil halka ve Kürtlere yaptığı saldırılar insanlık dışıdır. Camilerde "Kürtlerin kadınları ve çocukları size helaldir" diye fetva veren bu çeteciler çocukları ve kadınları katlederek, kadınlara tecavüz ediyor. Kürt kadınlarını bir savaş ganimeti olarak görüp, başı açık olan kadınları "günahkar" olarak ilan edip her türlü zulmü reva görüyorlar ve bunu da İslamiyet adına yapıyorlar. İslamiyet adına insanlık ölüyor.
El Kaide ve El Nusra çetelerinin sivil Kürt halkına yönelik saldırılarına ve katliam yapmasına sessiz kalan, hatta onlara lojistik destek veren AKP Hükümetinin tutumu ise hiçbir şekilde samimi olmadığı gibi, bu katliamları aleni desteklemektedir. Çetelere sınırları açan, tıbbi ve insani yardıma ise sınırları kapatan AKP iktidarı, yanlış ve çıkarcı bölge politikaları ile Suriye’de yaşananlara ortak oluyor. Dünyada yaşanan tüm savaşlarda veya mağduriyet yaşayan halklara tıbbi destek, çocuklara mama, savaş mağdurlarına yiyecek ve giyecek yardımı yapılır. AKP Hükümetinin sınırlarda bunları engellemesi kime ve neye hizmettir? El Nusra çeteleri gibi bunu İslamiyet adına mı yapmaktadırlar? Türkiye’deki bazı saf insanlarda hala "Acaba Türkiye Suriye’ye savaşa girer mi?" diye sorup dursunlar.