Dilenmek için perşembe günleri Mardinkapı Mezarlığı’na, cuma günleri Behram Paşa Camii’nin yanına ve diğer zamanlarda da Tek Kapı civarına gider. Dediklerine göre yıllar önce Mardinkapı Mezarlığı’nın yaşlı mezar kazıcısı imam nikâhı kıydırıp evlenmiş Neno’yla. Mezar kazıcısının amacı Neno’nun parasından faydalanmakmış. Bir süre evli kaldıktan sonra mezar kazıcısı bakmış ki Neno dilenerek topladığı paralardan zırnık koklatmıyor, kalkmış onu boşamış. Neno bu ikinci evliliğinden sonra bir daha evlenmemiş. Uzun bir süre Ali Paşa Mahallesi’nde yaşamını sürdürmüş. Bir ara Ayni Minare Camii’nin imamı evsiz barksız Neno’ya caminin yanındaki evinin bir odasını tahsis etmiş. Evi şu an Müzisyenler Kıraathanesi’nin olduğu sokakta, sol taraftaki otoparkın içindedir (otoparkın bulunduğu yer tarihi bir evdir). Çocuklar karışmasın diye her akşam köşedeki Onur Eczanesi’nin çalışanlarından birinden kendisini evine kadar götürmesini ister. Deli değil ama kendini deliliğe vurarak para kazanmayı başarır. Onlarca yıldır sürekli olarak “yetim sahibiyim”, “Neno’nun yetimleri var” diyerek sadaka toplar. Onu tanıyanlar bazen “Neno, senin şu yetimler hiç büyümüyor mu?” diyerek espri yapar. Aslında Neno’nun hiç çocuğu olmamış ve dolayısıyla yetimlerinin olması mümkün değil ama şu “yetim” lafı dilenirken ona büyük avantaj sağlıyor. Yetim lafını duyan insanlar acıyıp sadaka veriyor. Bazen fal bakar. Karşısındaki kişinin avucuna bir tane bozuk para bırakıp bir şeyler söyler, sonra da “benim falım çıkaaar” der. Daha evvel parasını kaybettiği veya kaptırdığı için topladığı sadakaları her gün düzenli bir şekilde Balıkçılarbaşı’ndaki bir banka şubesine yatırır.

NENO İLE İLGİLİ ANLATIMLAR

“Kahvenin ordan, yanımızdan geçerken, ‘ne yiyorsunuz?’ diye sorar. Yavan bir ekmek yiyorsak bizi beğenmez, ‘et yemek sevaptır’ der. Bunda birazcık delilik var ama zararsızdır. Kur’an okumasını bilmez. Bizi gördüğünde başlar dudaklarını kıpırdatmaya, bakın ben ne kadar tahsilli, kültürlü biriyim, Kur’an okumasını da biliyorum der gibi.”
(Aziz Sucu’nun anlatımı)

“1993 yılıydı. Mardin Kapı’da, Salos Mescidi’nin arkalarında İçkale ailesine ait olan avlulu bir ev satın aldım. Evi satın almadan evvel Neno oturuyordu içinde. Neno’nun içinde oturduğu kısım yıkılmıştı. Yıkık kısımdaki duvarı ortadan kaldırmak, direkleri bir kenara toplamak ve taş ile toprağı dışarı atmak için harekete geçmeyi planladım. Ardından teyzemin oğlunu çağırıp yıkık kısımdaki taş, direk ve toprağı kaldırmaya başladık. Sıra duvara geldi. Duvara kazmayı vurunca bir de baktık açılan deliğin içinden ağzı kapalı 2 kiloluk bir tane vita yağı tenekesi çıktı. Teyzemin oğlu, ‘aha valla hazine bulduk’ dedi. Çok sevinmiştik. Tenekenin ağzını açtık, içi ağzına kadar eski madeni 5 kuruş, 25 kuruş, 50 kuruş ve 1 liralarla doluydu. Paraları kontrol ettik, tümü tedavülden kalkmıştı. Neno dilenerek elde ettiği paraları o yağ tenekesinin içinde biriktirip duvarın içinde saklıyormuş. Evin tavanı çökünce paracıklarını alamadan can havliyle orayı terketmişti. Ev uzun bir süre boş kalmış, daha sonra gidip satın almıştım. Tenekedeki paraları hesapladık, tedavülden kalkmamış olsaydı o paralarla Ofis semtinde çok lüks bir daire satın alınabilirdi.”
(Dengbêj Cemalê Neniyasî’nin anlatımı)

“Sabah eczanede oturmuş kahvaltı yapıyoruz. Yanımızda da kısa etekli, modern giyimli bir tane bayan arkadaş misafir olarak oturuyor. Neno gelip, bana çöp poşeti verin, dedi. Her zaman gelir, iki tane küçük, iki tane de büyük poşet ve yanı sıra da sürekli olarak ishal ilacı satın alır. Poşetlerle ishal ilacını verdik. ‘Akşam dönüşte parasını getiririm, ben kaçmam, paranızı veririm’ dedi. Arkadaşın biri beni Neno’ya göstererek şaka yollu, ‘ha o var ya, evli barklıdır, yanındaki de dostudur’ dedi. Neno, ‘e kız da kız olsa, güzel olsa bari! Çirtik* orasını burasını açmış bir de. Yazıktır yazık, çoluğu çocuğu var, utanmıyor musun adamın parasını yemeye?’ diyerek bayan arkadaşı azarlamaya başladı. Misafirim olan bayan arkadaş bu lafları duyunca utancından kıpkırmızı oldu. Fısıltılı bir şekilde durumu bayan arkadaşa izah ettim. Bayan arkadaş durumu kavrayınca şakacıktan bana sarılıp, ‘onu seviyorum’ demeye başladı. Neno, ‘haydi git ordan sürtük’ diyerek tepki gösterdi ve sonra da bana dönüp, ‘oğlum yazıktır yazık, paranı böyle kaltaklara yedirme’ şeklinde nasihatte bulundu.”
(Siraç Polat’ın anlatımı)

“Neno hep soru sorar ama kendisine sorulan sorulardan hesabına gelmeyenlere asla cevap vermez. Bazen bir şey sorarsın duymazlıktan gelir, hatta dönüp bakmaz ve sanki duvarmış gibi öylece durur. Sorduğun sorunun cevabını asla alamazsın. Sanırım bağırsaklarında problem var, ondan dolayı sürekli ishal oluyor ve her gün gelip eczaneden ishal hapı alıyor. Aldığı ishal ilacının parasını mutlaka öder. Hatta eczane kapalıysa ertesi gün muhakkak gelir öder. Parasını  bankaya yatırır. Bankadaki hesabında fazla parası kalmamış. Çünkü Neno bir ara ciddi bir şekilde hastalandı ve o yüzden uzun bir süre hastanede yatmak zorunda kaldı. Hastanede kaldığı süreçte bir tane yeğeni vardı, hastaneye gidip Neno’dan bir tane vekaletname aldı ve aldığı vekaletname ile Neno’nun bankadaki bütün parasını çekti. Neno çok hoş, çok merhametli ve yardımsever bir insandır da. Bir ara eczanenin kapısında sigara içiyordum, bir de baktım Neno bir tane bayanla konuşuyor. Kadına, ‘sana ne lazım?’ diye sordu, kadın yağ, un, şeker vs. diye saydı. Kadını alıp yandaki bankanın yanına götürdü. ‘Sen burda bekle’ dedikten sonra içeri girip hesabından bir miktar para çekti, çektiği parayla gidip karşıdan lazım olan şeyleri satın aldı ve getirip ihtiyacı olan kadına verdi.”
(Siraç Polat’ın anlatımı)

“Neno bankaya gittiğinde ordaki çalışan bayanlar işini çabuk görmezse, kaltak, sürtük, diyerek laf atar. Bir gün yine bankaya gider, banka memuresi bir türlü işini görmez, o da işini görmüyor diye laf atar. Çalışan erkeklerden biri takılıp, ‘gel ben senin işini yapayım’ der, Neno, ‘orospu çocuğu, namussuz, şerefsiz…’ diyerek müthiş bir tepki gösterir. Bankada çalışan bir tane sarışın memur var. Neno, işini görmüyor diye sarışın memura, ‘aynen Alman köpeklerine benziyor’ diyerek laf atar. Tabi Neno bankaya her gittiğinde banka çalışanları böyle takılıp espriler yaparak biraz stres atar.”
 (Siraç Polat’ın anlatımı)

“Neno’nun evi 40 sene evvel Ali Paşa Mahallesi’nde, Ayni Minare Camii civarındaydı. Çok güzel, çok alımlı bir kadındı. O zamanlar dilenmezdi ama fal bakardı. O yüzden mahalleli kendisine Falcı Vesile derdi. O zamanlar televizyon yeni çıkmıştı. Neno evimize gelip saatlerce televizyon seyrederdi. Saat gece 23:00-24:00 olurdu bu kalkmazdı. Gider saati 1 saat ileri alırdık sonra da, ‘saat gecenin biri oldu haydi evine git, yarın işe gideceğiz, uyumamız gerek’ derdik, ‘sizin saat tez dönüyor’ diye cevap verirdi bize. Bazen evdekilerin el falına bakardı. Neno’nun yakın akrabaları vardı ama kendisi yalnız başına bir evde yaşardı. Bir ara evlendi. Evlendiği erkeğe Kadir İnanır ismini koymuştu. Mahalleli kadınlara, ‘pencereden kocamın geldiğini gördüğümde sanki Kadir İnanır geliyor sanıyorum’ derdi.
(İbrahim Halil Basmacı’nın anlatımı)

“Evimiz Ali Paşa Mahallesi’nde, Ayni Minare Camii civarındaydı. O zamanlar yakın olduğu için okulu Ali Paşa İlkokulu’nda okur, tatilde de Ayni Minare Camisi’nin imamının yan taraftaki evine kuran kursuna giderdim. Kursa gittiğim dönemde yaşım 10-11 vardı. İmamın evinde Neno’yu görürdüm. İmam acıdığı için evsiz barksız Neno’ya bir oda verip barınmasını sağlamıştı. Hoca bazen kursta beni döverdi. Kurstan sonra ben de gider hocanın oğlunu döverek intikamımı alırdım.”
(Süleyman Pamukçu’nun anlatımı)

*Çirtik: Hafif meşrep kadın.
(Ekim ayında Lîs Yayınevi tarafından yayınlanacak olan Diyarbakır Kabadayıları Delileri Pışo Meheme adlı kitabımdan.)