Musul’u kurtarma operasyonunda sona doğru yaklaşılsa da nihayi zafere ulaşılması bir süre daha alacak gibi görünüyor. Fakat şu andan başlayarak, Musul’un DAİŞ çetelerinden kurtarıldıktan sonra ne olacağı üzerine yoğunlaşmak, her şeyden önce de Musul kurtarıldıktan sonra yeni bir DAİŞ sorununun yaşanmaması için nasıl bir idari sistem oluşturulması gerektiği sorusuna cevap bulmak gerekmektedir. Bunun için de her şeyden önce Musul’un ve bölgenin doğru tahlili gerekmektedir. 

Beğenelim ya da beğenmeyelim, kabul edelim ya da etmeyelim DAİŞ salt bir askeri güç değil, aynı zamanda ideolojik bir güçtür. Hem de köklerini binlerce yıl öncesine bağlayan bir ideolojidir. Düşmanlıklarını binlerce yılın düşmanlık duygularıyla beslemektedir. Böylesi bir yapının salt askeri bir güçle yenilmesi mümkün değil. Eğer mümkün olsaydı 2003 yılında ABD Irak’a müdahale ettiğinde bunu başarırdı ve bugün yaşanan DAİŞ gerçeği de hiç ortaya çıkmazdı. Zaten DAİŞ’ı Irak’ın Baas partisi ve Sünni Arap gerçeğinden ayrı da ele almak yanlıştır. Her üçü şu an iç içe geçmiş durumda. 

Bu durum şuna işaret ediyor; Musul’da eğer istikrar isteniyorsa bölgedeki tüm etnik ve mezhepsel yapıların göz önünde bulundurulması ve buna göre siyasal bir idarenin ve sistemin oluşturulması gerekiyor. Şu ana kadar esasen iki formül üzerinde duruluyor. Bunlardan birincisi Musul’un geçmiş dönemde olduğu gibi önümüzdeki dönemde de Irak merkezi hükümetine bağlı bir eyalet olarak yönetilmesi. İkincisi de Kürdistan Bölgesi gibi ayrı bir bölge şeklinde örgütlendirilmesidir. 

İlki eğer Musul ve Irak’ın sorunlarına çözüm olmuş olsaydı zaten bu sorunların hiçbiri yaşanmazdı. Çünkü binlerce yıldır devam eden Şii-Sünni çelişkisinin gölgesinde oluşturulacak olan Şii iktidarı altındaki Sünni bir Musul Eyalet gerçeği bundan sonraki süreçte de sorun üretmeye devam edecektir. Ki, DAİŞ bu çelişkinin sonucunda kendisi için Musul ve Irak’ta örgütlenme zemini bulmuştu. Geçmiş sistemin yeninden sürdürülmeye çalışılması da bu zemini kurutmak bir yana daha fazla derinleştirecektir. 

İkinci seçenek olarak da Kürdistan Bölgesi gibi ayrı bir Bölge şekilde örgütlenmesi gündeme getiriliyor. Bu seçenek yeni bir sistem gibi dursa da demografik olarak Musul ve Kürdistan Bölgesi birbirinden çok farklı. Kürdistan Bölgesi’nde ağırlıkta Kürtler yaşıyor, ama Musul öyle değil. Araplar, Kürtler, Türkmenler, Asuriler, Şebekler, Êzîdîler, Hıristiyanlar, Sünni ve Şii Müslümanlar vs. birçok farklı etnik ve inanç grubu bir arada yaşıyor. Musul bu özelliğiyle Ortadoğu gerçeğinin adeta bir prototipi gibidir. Bundan dolayı Musul’da sorun iktidarı bir etnik yada mezhepsel gruba vermekle çözülemez. Binlerce yıldır, birçok uygarlığa beşiklik etmiş Musul gibi bir kent merkezinde halklar o kadar iç içe geçmiş ki, bir toprak parçasının bir tek etnik yada inanç grubuna ait olduğunu söylemek dahi zor. Musul’un Sünni Arapların kenti olduğunu söylemek tarihsel bir hata yapmak demektir. Asuri İmparatorluğu’nun başkenti Musul, Osmanlı İmparatorluğu döneminde bir Kürt kentidir. Baas rejimi döneminde kentin demografik yapısıyla oynandı ve Sünni Arapların çoğunlukta olduğu bir kent haline getirildi. Buna rağmen DAİŞ saldırılarının başladığı 2014 yılına kadar da Musul’da nüfusun en fazla yüzde 60’ını Araplar oluşturuyordu. Şimdi kalkıp, Sünni Arapları memnun etmek için Musul’un yüzde 40’lık kesimini yok saymak farklı karışıklıkların doğmasına kapı aralanacaktır. 

Musul sorunun tek çözümü demokrasi kültürünün geliştirilmesinden geçmektedir. Bu da Irak’ta oluşturulan merkezi devlet gibi bir merkezi kent devletinin Musul’da oluşturulmasıyla mümkün değildir. Musul’un ayrı bir bölge haline getirilmesi kadar kentin de kendi içinde demografik dağılıma göre idari yapılara ayrılması ve her etnik veya mezhepsel grubun kendi kendini idare etmesine zemin sunacak bir sistemin oluşturulmasıyla mümkündür. Örneğin Şengal gibi Êzîdîlerin, Tel Afer gibi Türkmenlerin, Başika gibi Şebek Kürtleri ve Asurilerin çoğunlukta olduğu bir yeri neden kendileri yönetmesinler de Sünni Araplar yönetsin?

Benzer şekilde Musul kent merkezinin yüzde 30’unu oluşturan Kürtler bu idarede yok mu sayılacak? Musul kent merkezinin idaresini Şii Irak hükümetinin kontrolüne bırakmak ne kadar yanlışsa Musul kent merkezinin idaresini tamamen Sünni Araplara bırakmak da yanlış ve sorun üreten bir sistem olacaktır. Musul sorununa gerçek anlamda bir çözüm aranıyorsa tüm etnik ve mezhepsel grupların kendini ifadeye kavuşturabileceği demokratik ve birlikte yaşama zorunluluğunun bilincinin geliştirilmesi ve her etnik ve inanç grubuna kendini ifade edebilme imkanının sunulması gerekir. 

Aksi halde, Musul operasyonu sonuç almaz. Belki DAİŞ’e karşı askeri harekâtta zafer sağlanabilir, ama beslendiği zemin kurutulamaz.