Musul’un kurtarılmasının ardından gündeme gelecek olan konulardan bir tanesi Musul’un statüsü ve idari yapısının ne olacağıyken, bir diğeri de 140’ncı madde kapsamındaki, ya da tartışmalı bölgeler diye tabir edilen bölgenin statüsü sorunu olacaktır. Çünkü DAİŞ’ın 2014 yılı saldırısına kadar da Bağdat ile Hewler yönetimleri arasında tartışma ve gerginlik konusu olan bu bölgenin statüsü DAİŞ saldırısından dolayı belirlenemedi. Daha sonrasında yaşanan fiili durumda Bağdat yönetimi bu gölgeden çekildi, Kürtler ise bölgenin kontrolünü tek başına ele geçirdi. Bu durum Kürtler ile Bağdat yönetimi arasında yarım kalmış bir çatışma anlamına geliyor. Musul’un kurtarılmasından sonra bu çatışma kesinlikle yeniden gündeme gelecektir.
İran sınırındaki Xaneqin’den başlayıp Celavla, Saadiye, Qaratepe, Duzxurmato, Daqok, Kerkük, Dibega ve Maxmur’u içine alıp, Suriye sınırındaki Şengal’e kadar uzanan hattı kapsayan bölgedeki yerleşim yerlerinin statüsü ABD’nin 2003’teki Irak müdahalesi sonrası belirlenmemişti. 2005 yılında hazırlanan Irak anayasasında düzenlenen 140’ncı madde ile bu bölgelerin statüsünde geçici bir düzenlemeyle Merkezi Irak hükümeti ve Federe Kürdistan Bölge hükümetinin ortak idaresi altında bırakılmıştı. Esasta ise bu yerleşim yerlerinin idaresi ve kaderinin belirlenmesi için 2007 yılında bu bölgelerde nüfus sayımı ve referandum yapılması ve bu şekilde nihai kararın verilmesi olarak kararlaştırılmıştı. Fakat Bağdat ve Hewler yönetimlerinin karşılıklı ‘yerleşim yerlerinin demografik yapısıyla oynandı’ iddiaları yüzünden 2014 yılına kadar da bu referandum gerçekleştirilemedi.
Haziran 2014’te DAİŞ Musul’u işgal edip, Irak ordusunu Bağdat’a kadar sürünce, 140’ncı madde kapsamındaki bu yerleşim yerlerinin hepsinden de Irak hükümeti çekilmiş oldu. Peşmerge güçleri bu yerlerinin çoğunu erkenden kontrol altına alıp, DAİŞ’ın eline geçmesini engelledi. DAİŞ’ın eline geçen yerleri de zaman içinde almayı başardı. Bu şekilde, 140’ncı Madde kapsamındaki bölgelerin kontrolünü, referanduma ihtiyaç duyulmadan, tek başına ele geçirdi.
İşte şu an Bağdat yönetimi ortaya çıkan bu fiili durumu kabul etmiyor. Musul operasyonu tamamlandıktan sonra Kürtlerin eski sınırlarına çekilmelerini istiyor. Hatta eski başbakan ve şu an Şiilerin en önemli ve etkili partilerinden olan Yasa Devleti Partisi Başkanı Nuri Maliki, geçtiğimiz günlerde Kürtlerin 2003 öncesi sınırlara çekilmeleri gerektiğini açıkça dile getirdi. 2003 öncesi sınırlar demek Kürtlerin Kerkük’te dahil olmak üzere şuan 140’ncı Madde kapsamındaki bölgelerin hepsinden çekilmesi ve bu bölgelerde idareyi Bağdat yönetimine teslim etmesi anlamına geliyor. Kürtler ise “buraların kazanılması için bedel ödedik” diyerek, değil bu bölgelerden çekilmeyi, 2014 öncesi gündemde olan referandumu dahi kabul edip etmeme konusunda ikircikliler.
Sözü edilen bu bölgenin bir de Irak’ın en önemli petrol yataklarını barındırıyor olması gibi bir önemi var. Bundan dolayı ne Kürtlerin bu alandan kolay kolay çekilmesi ne de Bağdat’ın vazgeçmesi beklenebilir.
Tabi bir de referandum öncesi nüfus sayımı yapılması gerekliliği var ki, DAİŞ saldırıları sonrası yaşanan göç ve demografik yapıdaki değişimden kaynaklı, yapılacak olan sayımdan da sağlıklı sonuçların çıkacağını beklemek mümkün değil. Ortaya çıkacak olan sonuçları taraflara kabul ettirmek ise çok daha zor. Çünkü bu konudaki tartışmalar ve karşılıklı iddialar şimdiden tırmanmış durumda. Bu durum DAİŞ’ın son Kerkük saldırısından sonra Kerkük Valiliğinin yaptığı açıklamada, Arap göçmenlerin Kerkük’ten çıkarılacağını söylemesinde de açıkça görüldü. Bu söylem biçimde güvenlik gerekçeli görünse de özünde Kerkük’ün demografik yapısının değişmesinden duyulan kaygıdan kaynaklıdır. Çünkü göç eden birinin bir yerde 5 yıl kadar bir süre kalmasından sonra oranın kütüğüne geçmek gibi yasal bir hakkı doğuyor. Üstelik Arap göçmenlerin kendi yerlerine dönmemesi için Bağdat’ın çaba içinde olduğu ve teşvik ettiği iddia ediliyor. Bu durum da Kürtlerde ciddi kaygı yaratıyor ki, Kerkük’e göç eden Araplardan bir kısmı dahi yerlerine dönmeyip Kerkük’te kalsalar, Arap yerleşimcilerin sayısı Kürtlerin sayısını aşacak.
Tabi bir diğer sorun da Bağdat yönetiminin şu an Duzxurmato ve Kerkük başta olmak üzere 140’n madde kapsamında kalan tartışmalı bölgelere Şii milis gücü Heşdi Şeebi güçlerini yerleştirmesinden kaynaklanıyor. Resmi olarak Irak ordusu bünyesinde olmasalar da fiili olarak Bağdat tarafından yönetilen bu güçler ordu birliklerine göre daha özel ve daha savaşçı güçler. Üstelik milis gücü diye tanımlanıyor olmaları Bağdat yönetimini onların her davranışı ve hareketi karşısında sorumlu da kılmıyor. Bu güçlerin tartışmalı bölgelere yerleştiriliyor olması, 2014 öncesi Kerkük’ün çevresine konumlandırılan Irak’ın özel güçlerinden Dicle Operasyonu Gücü’nü çağrıştırıyor. Ki, o zaman dahi Irak ordu güçleri ile Peşmerge güçleri arasında yer yer çatışmalar yaşanmıştı. Şimdi de Heşdi Şeebi gibi bir milis gücünün bu bölgeye yerleştiriliyor olması Musul’u Kurtarma Operasyonundan sonra yaşanacaklara ilişkin kaygıların daha fazla artmasına neden oluyor.