Tarihin her döneminde ve dünyanın her yerinde olduğu gibi Irak ve Musul’da da yapılacak bir operasyonun askeri bir planın çok daha ötesinde, siyasi, kültürel, tarih, demografi ve inanç gibi birçok alanda da birer anlam ifade etmesi gerekmektedir. Musul’u kurtarmak maksadıyla başlatılan operasyona da katılan ve katılması muhtemel güçler hesaplanırken de dünya ve Ortadoğu dengeleri kadar Irak devlet gerçeği ve Musul’un tarihsel, kültürel, demografik ve siyasal gerçeği göz önünde bulundurulmak durumdadır. Olguya salt askeri plan çerçevesinde yaklaşmanın mevcut sorunu daha fazla derinleştirme ihtimali çok yüksektir. 

Musul’u kurtarma operasyonuna katılacak güçlerin tespit edilmesinde pazarlıkların uzun süre devam etmesinin temel nedeni de bundan kaynaklanıyor. Fakat operasyona katılan ve katılması muhtemel güçler operasyonun gelişimine nasıl bir katkı sağlar yada nasıl bir zarar verebilirler? En önemlisi de operasyona katılması özellikle istenmeyen, ama katılmakta da çok fazla ısrarcı davranan Türkiye’nin Musul operasyonu ve operasyon sonrası Musul’un istikrarı üzerinde nasıl bir etkisinin olacağıdır. 

Musul’a yönelik geliştirilen operasyon salt askeri açıdan ele alındığında; son teknolojiye sahip ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri ile onun kara gücü olan Irak ordusu ve peşmerge güçlerinin nicel olarak DAİŞ’e büyük üstünlüğünün olduğuna kuşku götürmez. Bir de buna Heşdi Şebi güçleri eklendiğinde bu üstünlük çok daha fazla artmaktadır. Bundan dolayı da Musul’un kurtarılmasında Türk ordusuna kesinlikle ihtiyaç duyulmamaktadır. 

Fakat diğer boyutlarıyla ele alındığında DAİŞ karşısında oluşturulan cephenin büyük sıkıntılar yaşadığı ve sorunlu olduğu görülecektir. Bunların en başında da Irak ve Musul’daki etnik ve mezhepsel gerçeklik gelmektedir. Musul’un demografik yapısı ile Musul’u askeri operasyonla kurtarma hesapları yapan güçlerin etnik ve mezhepsel kimlikleri göz önünde bulundurulduğunda bu durum çok daha iyi görülmektedir. 

DAİŞ Musul’u ele geçirmeden önce 2 buçuk milyon civarında nüfusu olan Musul eyaletinin yüzde 60’ı Sünni Araplar, yüzde 30’unu Kürtler, yüzde 10’luk geri kalan kesimi de Türkmenler, Êzîdîler, Şebekler, Süryaniler ve diğer etnik mezhepler oluşturmaktaydı. 

Musul’un demografik yapısının ağırlıklı bölümünü Sünni Araplar oluşturuyor. Musul’u kurtarmak adına oluşturulan operasyon cephesinde yer alan güçlerin etnik ve mezhepsel kimiliklerine bakıldığında farklı bir gerçek ile karşılaşılacaktır. Şiilerin hakim olduğu Bağdat yönetiminin kontrolündeki Irak ordusu için aslında bir Şii ordusu. Buna bir de Şii milis gücü Heşdi Şebi güçleri eklendiğinde otomatikmen ‘Şiiler Musul’a saldırıyor’ algısı ortaya çıkıyor.

Buna bir de Irak’ın siyasi tarihi gerçeği eklendiğinde durum çok daha karmaşık hale gelmektedir. Çünkü Irak’ta, Ebu Müslim Xorosani gibi kısa ve ender dönemler haricinde, genelde Sünni mezhebin bir iktidarı söz konusu olmuştur. Sünniler hep yöneten Şiiler de hep yönetilen pozisyonda olmuşlardır. İşte Saddam Hüseyin sonrası Irak’ta bu durum tersine döndü. 

Sünnilerin tarihi alışkanlıkları bir yana bırakılsa da her iki mezhep arasında yıllardır yaşananlar birbirilerinden korkmalarına neden olmaktadır. Çünkü tarihin her döneminde her mezhep birbirine büyük acılar çektirmiş, katliamlar yapmıştır. Benzer şekilde Saddam sonrası Irak’ta da Şiilerin Sünnilere yaptıkları çok demokratik sayılmaz. 

Böylesi bir tarihi ve kültürel bellek altındaki Musul’a çoğunluğu Şiilerden oluşan bir ordunun gelip onları, Sünni DAİŞ örgütünden, kurtaracağına inandırmak çok zor. Hatta bu durumda kimin kurtarıcı kimin saldırgan olduğuna karar vermek de zor. 

Musul operasyonunda bir diğer önemli güç Kürtler. Şiilerle benzer şekilde Kürtler de, 1991 sonrası federe bir yapıları olsa da hiçbir zaman diğer etnik gruplar üzerinde bir iktidar gücü olmadılar. Özellikle Saddam döneminde yaşadıklarından dolayı aşırı bir milliyetçilik bataklığına saplandıkları ve bunun Iraklı Araplar cephesinde de tepkiye neden olduğunu söylemek mümkün. Musul operasyonu için tek avantajları Sünni olmalarıdır. Ama dezavantajları milliyetçi akımların güçlü olduğu Ortadoğu ve Irak zemininde ulusal kimlikleri Musul halkının onları sahiplenmesinde önemli bir engel teşkil etmektedir. 

Musul halkı ve aşiretleri üzerinde en etkili güç Heşdi Vatani’dir. Hem Arap ve Sünni olmaları hem de bir çoğunun Musul’daki aşiretsel yapı ile akrabalık bağlarının bulunmasından dolayı bölge halkının en kolay sahipleneceği güç konumundadır. Fakat 10 Haziran 2014’te DAİŞ’in Musul’a yaptığı saldırıda Heşdi Vatani güçlerinin önde gelenleri şehri DAİŞ güçlerine resmen teslim etmişti. Bunların başında da şu an Heşdi Vatani güçlerinin başkanı ve dönemin Musul Valisi Esil Nuceyfi geliyor. Zaten bu durum Heşdi Vatani güçleri ile DAİŞ arasında doğrudan bir ilişki olarak görülüyor. Daha doğrusu Heşdi Vatani, DAİŞ’ın resmi yüzü olarak değerlendiriliyor. 

Musul’da Türk devletinin de önemli bazı avantajları var. Bunların başında da, AKP yönetiminin de hem Sünni kimliği hem de Sünni cepheye öncülük etme iddiası. Türkiye’nin DAİŞ ile olan direkt ilişkileri de zaten ayyuka çıkmış durumda. Türkiye ve Heşdi Vatani güçlerinin DAİŞ ilişkisi Musul operasyonunda çatışmaların şiddetini ve yoğunluğunu düşürecek çok önemli etkenlerden biridir. 

Uluslararası arenada çok fazla teşhir olan DAİŞ’ın mevcut kimliğiyle daha fazla devam etmesinin koşullarının kalmadığı ve DAİŞ’ın elbise değiştirme arayışına girdiği de ayrı bir gerçek. Fakat bunu Cephet el Nusra gibi bir isim değişikliğiyle yapması mümkün görünmüyor. Çünkü El Nusra’nın denetiminde çok ciddi bir iktidar alanı yok. Ama DAİŞ’ın öyle değil. İsim değiştirmek istese de Musul ve Rakka’daki iktidarı bırakmak istemeyecek. Bundan dolayı farklı bir yöntem izlemek zorunda. Bunu da göstermelik bir saldırıyla şehirleri devir-teslim yöntemiyle yapmaya çalışıyor. Bunu Cerablus’ta yaptı, Irak’ta ise Heşdi Vatani güçleri eliyle yapmaya çalışıyor. Bundan dolayı Heşdi Vatani güçleri ve Türk ordusunun katılacağı, hatta baş rol olacağı bir operasyona karşı DAİŞ’ın ciddi bir direniş göstermesi beklenmiyor. 

Ama Türk devleti ve Heşdi Vatani güçlerinin katılmaması durumunda Musul’da sadece DAİŞ değil, Sünni bölge halkının da büyük bir direniş içine girmesi bekleniyor. Direnişe operasyon dışında kalan Türk devletinin ve Heşdi Vatani’nin kışkırtmaları ve desteği de eklendiğinde Musul operasyonunun öyle erken sonuçlanmasını beklemek gerçekçi olmayacaktır. Hatta Türkiye daha da kötüsünü yapıp, Sünni halkını kışkırtıp Musul’u bir bataklığa da dönüştürebilir. Bu şekilde Irak hükümeti ve Uluslararası Koalisyon güçlerini kendine muhtaç hale getirmek istiyecektir. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dillendirdiği B ve C planları da bu durumu anlatıyor. 

/**/

Kısaca, Türk devleti ve Heşdi Vatani güçlerinin katıldığı bir Musul operasyonunun kısa zamanda sonuçlanacağını, ama böylesi bir durumun DAİŞ’ın uluslararası zeminde kabul edilmesiyle sonuçlanacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Fakat Türk devleti ve Heşdi Vatani güçlerinin operasyona katılmaması durumunda da DAİŞ, Türk devleti ve Sünni cephenin desteğiyle çok fazla direnecek ve elinden geldikçe Musul’u bir bataklığa dönüştürmeye çalışacaktır.