Irak ordusu bir süredir olası Musul operasyonu için Maxmur cephesine askeri yığınak yapıyor. Tam olarak sayı belirtilmese de binlerce asker ağır silahlar eşliğinde bu cepheye konuşlandırılmış durumda. Ancak operasyonun ne zaman yapılacağı, kimlerin bu operasyonda yer alacağı ve operasyondan sonra Musul’un statüsünün ne olacağı en merak edilen hususlar. 

Dolayısıyla bunlar Musul operasyonunu en çok zorlaştıran etmenler. Birincisi, öncelikle operasyonun zamanlamasında taraflar halen anlaşabilmiş değiller. Mart ve Haziran ayları sıkça telaffuz edilen tarihlerdi. Mart bitti sayılır. Haziran da olur mu, bekleyip göreceğiz. 

İkincisi, bu operasyona kimlerin katılacağına bir türlü karar verilemiyor. 

Üçüncüsü, Musul’un DAİŞ’ten kurtarıldıktan sonra statüsünün ne olacağı, kimin denetiminde olacağı, taraflar arasındaki en büyük çelişki noktası. 

Birinci husus diğer hususların bir çözüme kavuşturulmasıyla hızlı bir şekilde karara bağlanacak bir husustur. 

Ancak diğer iki hususta bir anlaşmanın sağlanması oldukça zor görünüyor. Şöyle ki, 21 Şubat’ta Irak Parlamentosu’nda yer alan Sünni Iraklı Güçler Koalisyonu yaptığı genişletilmiş toplantısında, Musul’u kurtarma operasyonuna Şii milis gücü Heşd el Şebi güçlerinin katılmaması şartıyla, Irak ordusu, Peşmerge güçleri ve Koalisyon Güçleri’nin yanında DAİŞ’e karşı savaşta yer alacağını açıklamıştı. 

Burada şunu da belirtmekte fayda var. Sünni milis gücü Heşd el Vatani (Ulusal Topluluk) güçleri de Türkiye ve Suudi Arabistan gibi dış güçler ile KDP’nin yardımıyla kurulmuş silahlı bir güç ve bu gücün başında da, Iraklı Koalisyon Güçleri’nin başkanı Usema Nuceyfi’nin kardeşi ve Musul eski valisi Esil Nuceyfi bulunuyor. Bu güç de Musul operasyonuna aktif katılmak istiyor.

Ancak burada yeni bir şey daha ortaya çıkıyor. Esil Nuceyfi’nin başkanlığını yaptığı Heşd El Vatani Sünni milis gücünün, yaptığı insanlık dışı katliam ve işkencelerle hem Müslümanlar arasında hem de uluslararası alanda teşhir olan DAİŞ’i aklama amacıyla kurulan bir örgüt olduğu söyleniyor. 

Kulislerde çokça konuşulan, DAİŞ’in Musul’u savaşmadan teslim edeceği tartışmalarının gerekçesi olarak da, DAİŞ militanlarının Heşd El Vatani Sünni milis örgütüne kaydırılarak aklanacak olmaları olarak gösteriliyor.

İşte bu güçler Şii milis gücü Heşd El Şebi güçlerinin katılmasını istemezken, Heşd El Şebi’den de aynı talebi Heşd El Vatani için öne sürülüyor. 

Sadece bu da değil. Heşd El Vatani’yi savunan Türkiye, Suudi Arabistan ve KDP gibi güçler Heşd El Şebi’nin operasyona katılmasına karşı çıkarken, Heşd El Şebi’yi destekleyen İran da Heşd El Vatani’nin Musul operasyonunda yer almasını istemiyor. Kaldı ki, Heşd El Şebi bugün sayısı milyona varan oldukça büyük ve etkin bir güç. 

Bu güçlerin mezhep temelli derin çelişkileri dikkate alındığında Musul operasyonunun zorluğu kendiliğinden anlaşılmış oluyor. Dolayısıyla Musul DAİŞ’ten alınsa dahi yeni bir Sünni-Şii savaşı da kuvvetle muhtemeldir. 

Ancak bu operasyonun diğer önemli bir gücü ise PKK’nin gerilla gücü ve Ezidi Kürtlerin YBŞ güçleridir. Maxmur, Kerkük ve Şengal’de DAİŞ faşizmine en büyük darbeyi vuran, hatta herkesin oldu bitti olarak gördüğü DAİŞ projesinin Irak’ta sonuçsuz kalmasını sağlayan bu önemli güç de bu operasyonda yer almak istediğini değişik şekillerde deklere etmişti. 

Sünni bloku oluşturan Türkiye, Suudi Arabistan, KDP ve bunlara bağlı Sünni Heşd El Vatani milis güçleridir mutlak surette, PKK gerillalarının bu operasyonda yer almasına karşı duruyor. Özellikle Türkiye ve KDP uluslararası alanda DAİŞ’e karşı savaşla meşruiyet kazanan PKK’nin bu operasyonda yer almasına şiddetle karşı duruyorlar. Şengal ve Maxmur’da olduğu gibi PKK’nin etkinliğini alanda derinliğine ve genişliğine geliştirmesi bu iki gücün tüm iktidar hesaplarını bozuyor. Türk devletinin Musul’u kendisinin bir vilayeti haline getirerek, oradan Tel Affar ve Şengal’e açılma planları, PKK’nin hem uluslararası alanda kazandığı meşruiyet hem de bölgede büyük ve etkin bir askeri ve siyasi güç olarak da var olmasına tahammülsüzlüğü, PKK’nin olası bir Musul operasyonuna karşı durmasına neden oluyor. 

KDP’nin Kürtler arasında tek güç olma ve sırtını Türkiye’ye dayayarak bölgede söz sahibi olma hesaplarının önündeki en büyük engelin PKK olduğu gerçeği onun da böyle bir olasılığı mümkün olduğunca kabul etmeyeceğini ve bu Türk devletinin yanında duracağını gösteriyor. 

Bakalım, önümüzdeki aylar çok şeye gebe.