DAİŞ, Musul’a savaşmadan hakim oldu. Irak ordusu bir yerde ortadan kayboldu. O tempo ve atmosferde DAİŞ Bağdat’a yürüseydi, farklı hedefleri öne çıkarmasaydı tüm Irak’a hakim olabilirdi. Aynı şekilde Suriye’de tüm ilgisini ve gücünü rejime karşı kullansaydı Şam’ı da alabilirdi. Önünde kimse duramıyordu. Sıradan ordu, askerler karşılarında tutunamıyordu. DAİŞ tüm bölge halklarını ve inanç gruplarını hedef alınca durum değişti. Şengal’e saldırdı, Hıristiyanları hedefledi. Maxmur’a saldırdı, Hewler boşanmaya başladı. Böyle olunca ABD havadan müdahale etmek zorunda kaldı. 

Türk devleti ve AKP Irak’a müdahale etmek, DAİŞ’e karşı durmak yerine yerinden bile kıpırdamadı. Bölgenin ve dünyanın etkili güçleri biz Musul’a saldıralım, DAİŞ’i temizleyelim, demedi. DAİŞ Rakka’yı aldı. Musul ve Rakka’da büyük silah ve askeri malzeme depolarına kavuştu. Orduları donatacak kadar olanak elde etti. Sağdan soldan aldığı destekler dışında elindekiler ona fazlasıyla yetiyordu. Ancak DAİŞ tarihi büyük hatalar yaptı. Basta Türkiye olmak üzere işbirliği yaptığı güçler onu yanlış yönlendirdi. DAİŞ stratejik bir değeri olmayan Kobanê’ye saldırdı. Aynı hatayı Şengal’de yaptı. Karşısına PKK, YPG gibi bir gücün çıkacağını hesaplamadı. Ya da bu güçleri, Kürtleri ciddiye almadı.

DAİŞ, Kobanê’de yürüttüğü savaşın ve verdiği kayıpların yarısıyla rahatlıkla Şam’ı alabilirdi. Yani tüm Suriye’de iktidarı ele geçirebilirdi. Ancak kafasını sert bir kayaya çarptı. Çünkü PKK ve YPG gibi güçler ideolojik temelleri güçlü olan hareketlerdi. Militanları gönüllü katılmış ve maddi olanaklar peşinde olmayan, özcesi fedai tarzda savaşan ve eğitilen insanlardı. DAİŞ’in saldırılarını ancak böyle bir güç kırabilirdi. Ve psikolojik, moral üstünlüklerini alaşağı edildi. Irak ve Suriye ordusunun önünde duramadığı, silah depolarını arkalarında bıraktığı DAİŞ‘i PKK ve YPG durdurdu. Karşılarında savaşılabileceği herkese gösterildi. Bölge devletlerine ve ABD, Avrupa gibi güçlere zaman kazandırdı. Hazırlık yapmalarına, politika üretmelerine olanak sundu. En önemlisi de DAİŞ’in yenilebileceği inancı bu güçlerde gelişti.

DAİŞ’i bölgede kıt olanaklar ve sınırlı silahlı güçleriyle durduran Kürt Özgürlük Hareketi oldu. Bu sayede bölge ülkeleri ve hükümetleri adeta bir kabustan uyanır oldular. ABD ve başını çektiği koalisyon geçleri yanında Rusya da fiilen savaşa dahil oldu. Dünyanın ve bölgenin tüm etkili güçleri bu savaşa ve bölgenin yeniden düzenlenmesine katıldılar. Bir dünya savaşı görünümü ve hesaplaşması ortaya çıktı.

Ortadoğu’da Kürt Özgürlük Hareketi gelişmeleri büyük oranda etkiler hale geldi. Dünyada ve bölgede giderek güç ve itibar kazanmaya, meşru bir hareket olarak öne çıkmaya başladı. Türkiye bundan öyle bir paniğe kapıldı ki, Rusya’nın uçağını düşürmeye, ABD, NATO ve Rusya’yı karşı karşıya getirmeye çalıştı. Bu tutmayınca Rusya’ya yalvarmaya, büyük tavizler karşılığı ilişkilerini düzeltmeye çalıştı. ABD ve İran, Suriye rejimi, Rusya’yla anlaşarak ordusunu Suriye’ye soktu. Bu işgalin hedefinde sadece Kürtler vardı. DAİŞ sadece bunu bir perdeleme aracıydı.

Türkiye şimdi ayni şeyi Irak’ta yapmaya çalışıyor. Tam bir mahalle kabadayısı durumunda. Ben zorla da olsa Musul operasyonuna katılacağım, diyor. Bir savaşa girmek için bu heves, bu hiddet ve celal ne ola ki? Türkiye bir yandan mezhepçilik yapıyor bir yandan da iflah olmaz tarihi Kürt’ü yok etme ve bir statüye sahip olmasını önleme krizine girmiş durumda.

Bölge yeniden yapılandırılırken Türkiye dışında kalma korkusuna öyle kapılmış ki, hem Irak’ta hem de Suriye’de savaşa girmiş durumda. Bölge halkları diye bir dertleri yok. Demokrasi ve barış diye bir zihniyetleri hiç mi hiç olmadı. Olsaydı kendi içinde uygulardı. Kürtlerle barışır ve Türkiye’yi demokratik bir ülke yapmak için çalışırlardı. İçeride Kürtlerle savaşı tırmandırdığı gibi dışarıda da savaşı yaygınlaştırma ve derinleştirmeyle uğraşıyorlar. Katı ırkçı ve faşist bir rejim örgütlüyorlar. Böyle olan bir iktidarın dışarıda barışa ve halkların çıkarlarına hizmet etmeyeceği çok açıktır.

Irak hükümeti ve bölge halkı Türkiye’nin Irak’ta askeri güç bulundurmasına karşı ama o mutlaka ben bu savaşa katılacağım, güvenliğimi ilgilendiriyor, diyor. Musul DAİŞ’in eline geçtiğinde hiç böyle bir şeyi kimse AKP hükümetlerinin ağzından duymadı. Şimdi neden bu kadar savaş heveslisi oldular. DAİŞ‘le bölgede en fazla ittifak yapan ve destek veren de bu AKP hükümetleriydi. 

Kürtler savaştı, DAİŞ’i durdurup yenilebileceğini gösterdiler. Ne hikmetse şimdi kimse Kürtlerden, PKK ve YPG’den söz etmiyor. Dün ortalıkta görünmeyenler, kimisi de DAİŞ ve benzeri örgütüleri destekleyenler, şimdi ateşli birer DAİŞ karşıtı olup çıkıverdiler. Here türlü kirli pazarlıkların ve egemenlik kavgalarının verildiği bir ortamda göz gözü görmez hale geldi. Büyük bir demagoji ve dezenformasyonla bölge halklarının kafası karıştırılmaya çalışılıyor.

Türkiye’nin DAİŞ’le bir çelişkisi ve savaşı yoktur. Nitekim Cerablus’a girmesinin de DAİŞ’le bir anlaşma sonucu olduğu görüldü. DAİŞ savaşmadı, Dabık’ta yine öyle oldu. Türkiye’nin derdi Musul’da DAİŞ’i farklı bir kimlik altında tutmaktır. Ve asıl düşmanlığı Kürtlere karşıdır. Rojava’da ve Irak’ta PKK’nin, YPG ve YBŞ’nin önünü keserek kazanımlarını ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bunu yaparken KDP’yi de yanında tutarak onları da kontrol altına almayı ve zayıflatmayı hedefliyor. AKP’nin Kürt düşmanlığı Musul ve Bağdat’tan döner mi dönmez mi, bunu Kürtlerin üreteceği politikalar, direnişleri ve kuracakları ittifaklar belirleyecektir.