Sevgi, toplumdan bağımsız iş göremez. Çünkü bilinç ve algı insanın kendi enerjisinin özünde odaklanır. Bir sevgi olmadan, birey kendi başına iş göremez. Nitekim insan da eylem halindedir. Olumlu amaca yönelik, toplumla gündelik insan doğasıyla uyum içindedir. Yaşadığımız dünyada savaş ve nefret, toplumun sahip olduğu tüm insani değer yargılarını ayaklar altına alıyor ve şizofrence bir savaş çığırtkanlığını büyüterek toplumlara dayatıyor.
Köklü bir değişim içindeyiz. Üzerinde bulunduğumuz doğanın bütün güzelliklerine sahip olabileceğimiz, tüm canlılarla uyum içinde yaşayabileceğimiz bir dünya özlemimizdir. Dolayısıyla ırk, cins ve toprak ayrımı olmadan paylaşımı esas alan bir mücadeleyle, nefretin hakim olduğu toplulukları sevgiyle dönüştürme gücüne sahibiz. Ancak günümüzde sistemler, halklar arasına saçtığı nefret tohumlarıyla sahip olduğumuz hakları gasp ederek ölüm ve yıkımlar yaşatıyor bizlere. Bu nedenle, yaşadığımız değişim ve dönüşümlerle yaşamı örgütleyip, disipline etmeliyiz.
Mevcut sisteme karşı mücadele anlayışımızı sübjektif veya objektif bir şekilde her gün sorgulamalıyız. Yoksa şiddetli bir savaşın yaşamımızda, ruhumuzda yaratacağı parçalanma korkunç olacaktır. Her gün insanların öldüğü ve toplumun birbirine düşman edildiği bu süreçte özgürlük ve demokrasi mücadelesini yürüten halkların başarısı, ancak birbirlerini mutlak bir sevgiyle kabul etmeleriyle mümkündür. Maalesef bir avuç cellat, ruhlarımızı parçalanıyor.
Yaşanılan bütün savaşlarda duygu ve düşüncelerimiz esir alınmaya çalışıyor. Nitekim toplumla birlikte mücadele ettiğimiz sistemin tehlikesini iyi okuyamadığımız anlaşılıyor. Oysa, fiziksel ve psikolojik bilinçle sevgiyi, insan ve dünya arasındaki ilişkiyi fark etmeye başlayan uluslar, baskıcı oligarşik sistemlerin ebedi olmadığını ve dünyadaki dengelerin hızla değiştiğini görüyorlar.
Bireyin kendi kişisel veya düşünsel talepleriyle bütünlük içerisindeki gücün netleşmesi ile halkların savaş ve nefret suçunu yenebileceği bir süreci yaşıyoruz. Yargısız adaleti, teknolojik savaş sermayesini, ırkçılık ve faşizmi ancak mutlak sevgi yener. Onurlu bir yaşamın bilincine varmalı, davranış ve değer ölçütlerimizle bilinçlenmeliyiz. Mutlak sevgi, yeni ve yaşanılası bir dünyanın kapıları açan bir anahtardır.
Bitlis E Tipi Cezaevi