
Gerçi bazıları beklemek yerine PKK Lideri adına aklına gelen birçok şeyi gerçekmiş gibi yazıp çizmişti. Kimisi İmralı ile Kandil’in birbirine ters düştüğünü ifade ederken, kimisi de hızını alamayıp PKK Lideri’nin Kandil’deki yönetimi tersleyeceğini iddia etmişti. Psikolojik savaş uzmanları toplumun bilincini çarpıtmak için harekete geçmişti. Nihayet onuncu BDP Heyetinin İmralı’ya giderek PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yeni bir görüşme yapması 15 Eylül günü gerçekleşti. PKK Lideri ile uzun bir görüşme yapan Selahattin Demirtaş ile Pervin Buldan, İmralı’dan döndükten sonra basının ve kamuoyunun meraklı beklentilerini giderecek önemli açıklamalar yaptı.
Tabi öncelikle PKK Lideri adına kehanette bulunanların yazıp çizdiklerinin nasıl koskoca birer yalan olduğunu kamuoyu öğrendi. Ardından da PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın sürece ilişkin yaptığı yeni çok önemli açıklamaları ve verdiği mesajları öğrenerek rahatladı.
PKK Lideri 15 Eylül günü yaptığı yeni kapsamlı açıklamalarında, öncelikle AKP Hükümetinin tutumunu eleştiriyor, sürecin gerektirdiği demokratikleşme adımlarını atmayarak KCK’yi son kararı almaya AKP’nin mecbur bıraktığını belirtiyordu. Hükümetin tutumu karşısında KCK’nin yapabileceği başka bir şeyin kalmadığını, dolayısıyla KCK’nin kararını doğru bulup katıldığını ifade ediyordu.
Bununla birlikte KCK’nin ateşkesi sürdürüyor olmasının çok önemli olduğunu belirten PKK Lideri, bu durumun değerlendirilmesi konusunda herkesin duyarlı olmasını, gelinen noktada demokratik çözüm sürecinin artık yeni bir formatta devam edebileceğini vurguluyordu. BDP Heyetine göre, PKK Lideri’nin yeni formattan kastı “Anlamlı Müzakere Süreci” oluyordu.
BDP Heyetinin basına yaptığı açıklamalara göre, PKK Lideri Abdullah Öcalan şimdiye kadar geçen yaklaşık bir yıllık süreci diyalog süreci olarak tanımlıyormuş. Daha önceki Oslo sürecinin de bu düzeyde kaldığını, daha ileri bir sürece evirilemediğini belirtiyormuş. Ama artık bu noktada kalınamayacağını, sürecin devamı için diyalogun aşılıp müzakere sürecine geçilmesi gerektiğini kesin bir biçimde ifade ediyormuş. Ateşkesin devam etmesini de buna zemin sunduğu için çok önemli buluyormuş.
BDP Heyetine göre, PKK Lideri müzakere sürecinin gelişmesi için üç temel koşulun yerine gelmesini şart görüyormuş. Bunlardan birincisi şiddet ortamının yok edilmesi, ikincisi demokratik siyasetin hakim kılınması, üçüncüsü ise bir Hakikat ve Adalet Komisyonunun kurulup süreci izler hale getirilmesiymiş.
Tabi tüm bunlar için de PKK Lideri kendi koşullarının mutlaka değiştirilip çalışma imkanlarının artırılmasını gerekli görüyormuş. Mademki sürecin en aktif aktörü ben olacağım, bütün çalışmalar benim üzerimden yürüyecek, o halde bunları yapacak imkanlara sahip olmam şarttır diyormuş. Yüzebilmem için havuzda su olmalı, boş veya dibe vurmuş bir havuzda nasıl yüzebilirim diye ifade ediyormuş.
Bunları dinleyince veya okuyunca insanın aklına ‘doğru söze ne denir’ deyimi geliyor. Dikkat edilirse PKK Lideri’nin tüm önerileri anlamlı, bütünlüklü ve gerçekleştirilir türden. Dahası PKK yöneticileri de bu görüş ve önerileri desteklediğini açıklıyor. Bu da söz konusu önerilerin uygulanma şansının yüksek olduğunu ortaya koyuyor.
Eğer AKP Hükümeti bu süreci yürütecekse, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın çok sık ifade ettiği deyimle ‘Çözüm süreci’ ilerleyip sonuca ulaşacaksa, bu durum ancak PKK Lideri’nin önerdikleri temelinde olabilir. Bir sorun sadece konuşarak, ondan öteye adımlar atmayarak elbette çözülemez. Hele hele bu sorun Kürt sorunu gibi çok ağır ve karmaşık bir sorunsa, bunun sadece karşılıklı diyalogla çözülmesi mümkün değildir. Elbette diyalog gereklidir ve başlangıcı oluşturup ön açıcı rol oynar. Ama yalnız başına sorunu kesinlikle çözemez.
Kürt sorununun demokratik siyasi çözümünün gerçekleşebilmesi için Türkiye’nin demokratik dönüşümü gerçekleştirilerek tam bir demokrasiye ulaştırılması gerekir. Bu da en başta şiddetin ortadan kaldırılmasını, şiddeti doğuran unsurların yok edilmesini, demokratik siyasetin tüm sorunları çözecek bir güç haline getirilmesini gerektirir. Yine yasal ve anayasal düzeyde çok kapsamlı hukuki reformların yapılmasını ister.
Tüm bunların da bu işleri yapacak güçler arasında görüş birliği ve ortak çalışma gerektirdiği açık. Bu görüş birliğini ve ortak çalışmayı da ancak kapsamlı bir müzakere süreci sağlar. Taraflar kapsamlı müzakere süreci içine girmeden bu işler gerçekleşmez. Diyalog ön açar, ama çözüm üretmez. Çözümü sağlayacak projelerin ortaya çıkarılmasını gerçekleştirmez. Bunlar ancak kapsamlı müzakere ile olur. O nedenle PKK Lideri’nin görüş ve önerileri doğru, tutarlı ve gerekli olandır.
Eğer parti olarak AKP ve onun hükümeti tutarlı olmak ve gerçekten çözüm üretmek istiyorsa, o zaman böyle bir müzakere sürecini kabul etmek ve gecikmeden bu adımları atmak zorundadır. Bunun için de, her şeyden önce ciddi olmak, utangaç ve oyalayıcı tutumdan vazgeçmek gerekir. Kürt sorununun adını tam koyarak, muhataplarla yürütülen diyalog ve tartışmaları sahiplenip kamuoyuna açık yürütmek gerekir. Yoksa mevcut utangaç yaklaşımlarla, ne gerekirse ben yaparım tutumlarıyla, kendi başına sözde demokratikleşme projeleri sunmaya çalışmakla bunlar olmaz.
Oysa mevcut haliyle AKP Hükümetinin yaklaşımları bu utangaç ve inkarcı tutumu aşmıyor. Açıktan Kürt sorununun çözüm projesini ortaya koyup muhataplarla birlikte çalışmaya ulaşmıyor. AKP bu süreci seçim başarısına endekslemek için her şeyi yapıyor. Her şeyi ben bilirim ve yaparım anlayışını ısrarla sürdürüyor. Bu da PKK Lideri’nin Türkiye yararına olan ve ülkemizi çok güçlendirecek özellikler taşıyan görüş ve önerilerinin ortada kalmasına yol açıyor.
Bu gerçeği ülkemizin tüm duyarlı kesimleri görmek durumundadır. PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın görüş ve önerileri sadece AKP için değildir. Ülkemizin ve toplumumuzun tüm duyarlı güçleri içindir. O nedenle sadece AKP sahip çıkmıyor diyerek yakınıp beklemek değil, bir yandan bu fırsatın kaçmaması için AKP üzerinde baskıyı artırırken, diğer yandan kendini sorumlu görüp sorunların çözümünü toplumun gücüyle gerçekleştirmek için gereken çalışmaları yapmak gerekir. Yoksa tarih AKP’den çok demokratik güçleri sorumlu tutar ve yargılar.