Geçen hafta dünyada ‘gerillanın barışı’ndan müzakerelere örnek olarak El Salvador’dan bir kaç şeyin altını çizmiştik. Gerilla komutanı, barış imzacılarından Roberto Canas’ın söylediklerinden yola çıkarak „yeni bir güven ilişkisi için, uluslararası bir isime ihtiyaç vardır. Buna en uygun isim ise Brezilya eski devlet başkanı Lula’dır“ demiş ve ardından „yine de aslında bize önerdiğim Zapatistaların müzakere biçimini ise gelecek haftaya yazmak üzere“ diye bitirmiştim. Bütün bunları yazarken, buna karşı çok kolaycı bir şekilde, bütün dünya gerilla hareketlerini ya da müzakere deneyimlerinin aynı şey olmadığının söylenmesini aslında çok gereksiz buluyorum. Tabi ki kesinlikle aynı değildir, ancak yaşananları hesaba katmazsak ve öğrenmezsek, duvara çarptığımızda, kendimizden başkasına kızma hakkımızın hep ikinci sırada yer alması gerektiğini düşünüyorum.
Zapatista isyanından başlamasından çok kısa bir süre içinde masaya oturuldu. Bir nihai barış anlaşması gerçekleşmemesine rağmen ateşkes, devletin bazen doğrudan, paramiliterlerin yani korucuların daha da sık olarak ihlal etmesine karşın hala devam ediyor. Bu ateşkes görüşmeleri sırasında vurgulamak istediğim ilk şey Zapatista delegelerinin tutumuydu. Devletin önerdiklerini hemen halka açıkladılar. Bunu tartıştılar. Bu durum karşısında devlet önerdiklerini reddedemedi. Bu nereden gelirse gelsin provokasyonlara karşı en mühim önlemdi. Görüşmeler sırasında egemenlerin önerileri her komünde tartışıldı. Kabul ya da ret edilmesi onların kararıyla oldu. Devlet, Zapatistaların görüşmeleri uzattıklarını söylediklerinde,  Zapatistalar bizim sizin gibi bankalarımız, mesai saatlerimiz yok, maya saatimiz var. Biz halka sormadan nasıl karar verebiliriz ki dediler ve görüşmelerin başından beri başka tür bir demokrasinin, gerçek bir demokrasinin örneğini verdiler.
Zapatistalar barış için bir ‘akil insanlar’ konseyi önerdiler. Buna çok rahat bir şekilde ‘Barış konseyi’ de diyebiliriz tabi ki. Bu barış konseyine sadece parti temsilcileri, yazarlar ya da akademisyenler değil, toplumun her kesiminden insanlar dahil edildi. Mesela kredi kartlarının yıkıcı borçlandırmasına karşı mücadele eden borçlular hareketi temsilcisi de oradaydı ya da kilise temsilcisi de. Yani geçmiş yıllarda burada gerçekleştirebilseydik mesela direnişteki tekel işçilerinin delegesi de mutlaka içinde olmalıydı.
Zapatistaların görüşme sırasında ileri sürdükleri talepler arasında bütün Meksika’daki işçilerin ücretlerinin artırılması talebi de vardı. Hükümet buna karşı siz sadece yerlilerin, Mayaların taleplerini ileri sürebilirsiniz dediğinde ‘Hayır bütün Meksika için eşitlik, özgürlük ve adalet olmazsa nasıl barış olabilir ki’ diye sordular. Bunu sadece kenar süsü olarak da önermediler. Bunu görüşmeye yanaşmayan hükümet karşısında iki kez masayı terk ettiler. Meksika’nın kuzeyindeki işçiler ‘teröristlerin’ kendi maaşlarının insanca yaşamaya yetecek bir düzeye çekilmesini istemelerinden tabi ki etkilendiler.  Görüşme sonuçlarını referanduma götürdüler. Bu egemenlerin referandumu gibi sadece evet ve hayırdan ibaret değildi. 2000 asıl, 1000 yedek delege Chiapas’ta, Meksika’da ve dünyanın her yerinde komünlerde, okullarda, sokakta tartışıldı. Milyonlarca insan düşüncesini söyledi, oy kullandı. Halk Zapatistaların yarın için istediklerinin, yani ‘söz’ün, bugünden sahibi oldu.
Lula, barış konseyi ya da referandum, barış koca bir meşruiyet toplamından başka nasıl inşa edilebilir? Biz bütün bölgede, Türkiye’de, dünyada, Londra’da, Paris’te, Berlin’de ve her yerde, sandıkları koyup, barışı referanduma götürebilseydik, 10-12 milyon kişi düşündüklerini söyleyebilseydi, mesela belki Chomsky, Chavez, Marquez ve mutlaka Sub Kumandan Marcos oy kullanabilseydi bu kadar kolay yıkılabilir miydi kağıttan barış kulelerimiz?