Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Türkiye demokratikleşmez. Türkiye demokratikleşmeyince siyaset de kurumların karakteri de değişmez. Komplo ve her türlü oyun siyasi yaşamda, devlet kurumlarında geçerli yöntem olur. Bırakalım siyasi yaşamı, toplum yaşamında bile entrika, hile ve dedikodu hakim olur. Ekonomik alan ise tam olarak birbirinin kuyusunu kazma alanına dönüşür. Türkiye şimdi tam da böyle bir gerçeği yaşıyor. Siyasal İslam’ın tarih boyu iktidar için her türlü komployu yaptığı biliniyor. İktidar için neler yapmamışlardır ki! Buna biraz da Bizans geleneğini eklerseniz Türkiye’de siyasetin nasıl yürütüldüğü anlaşılır. Kürt sorunu çözülüp Türkiye demokratikleşmediği müddetçe siyasetin bu karakterinin değişmesini kimse beklememelidir.
Kürt sorunu çözülmediği müddetçe Kürtler en büyük tehlike, Kürt örgütleri de en büyük düşmandır. Kürtlerin temsilcisi ve lideri olarak ortaya çıkanlar ise kafası koparılması gereken eşkıyalar olarak görülür. Bu nedenle Kürtlerin mücadelesine ve örgütlerine düşmanlık Türkiye’de en önemli siyasi, sosyal ve ekonomik rant alanı haline gelmiştir. Birilerinin bitirilmesi isteniyorsa Kürt hareketiyle ilişkilendirmek en kısa yoldur. Geçen dönemde devlet içindeki mücadelede PKK’yi birileriyle ilişkilendirme kullanıldı. Son olarak MİT Müsteşarının ifadeye çağrılmasında da Türkiye’deki bu en geçerli yöntem ve en kısa yol kullanılmak istenmiştir. En trajikomik olan ise düne kadar MİT’in kullandığı bu yöntemlerin şimdi MİT’e karşı kullanılmış olmasıdır.
“PKK MİT’e kurdurulmuş”, 30 yıllık gerilla mücadelesi de PKK’ye karşı en büyük savaşı yürüten derin devletle ilişkilendirilmiş, şimdi de “KCK MİT’e kurdurulmuştur”! Fethullahıçlar MİT’i ele geçirmek için bu yola başvurmaktan sakınmamışlardır. Çünkü sonuç almanın en kolay yöntemi olarak bunu görmüşlerdir. Ancak bu defa ucu AKP’ye ve Başbakan’a dokunduğu için ters tepmiştir. Bu ucuz başarı yolu bu defa kendilerinin elinde patlamıştır.
Kuşkusuz AKP’deki hakim güçlerle Fethullahçılar arasında bir mücadele vardır. Kim devletin temel kurumlarında etkili olacak, bunun mücadelesi yürütülmektedir. Ancak bunu Kürt sorununu müzakere yoluyla çözmek isteyenler ile güvenlikçi yöntemle bastırmak isteyenler arasındaki bir mücadele olarak görmek yanlıştır. Her iki kanatın da Kürt sorununda demokratik çözüm zihniyeti de projesi de yoktur. Her ikisi de Kürt Özgürlük Hareketi’ni zorla bastırarak siyasi egemenlik ve kültürel soykırım sistemini hakim kılmak istiyorlar. Bu konuda kimse yanılmasın. Kürtler bu tür değerlendirmeleri bir saptırma ve oyun olarak görmelidir.
Yaşananlar yeni iktidar bloku içinde kim hakim olacak mücadelesidir. Yeşil Türkçü yeni derin devlete kim hakim olacak mücadelesidir. PKK, KCK, Oslo Görüşmeleri sadece bu mücadelede psikolojik savaş aracı olarak kullanılmak istenmiştir. Fethullahçılar Oslo Görüşmelerinin kullanılmasını kendi aleyhlerine olduğunu görünce “MİT müsteşarı bunun için ifadeye çağrılmamıştır” diyerek çark etmişlerdir. Fethullahçıların Türkiye’deki önemli kişiliklerinden olan Faruk Mercan “biz Oslo görüşmelerine karşı değiliz, savcılar bazı eylemleri zamanında önleyemedikleri için ifadeye çağırmıştır” demiştir. Aralarında müzakereci ya da güvenlikçi yöntem mücadelesi yoktur. Şu anda bir bütün olarak yeşil Türkçü blok ya da yeşil Türkçü faşizm her yol ve yöntemle Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezmede ortak davranmaktadırlar.
Çelişki Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı tutumda değil, devlet içinde kimin etkin olacağı konularında ortaya çıkmaktadır. Fethullahçılar MİT’i belirli töhmetler altında bırakıp hedefleyerek teslim almak istemişler, ama karşısında Erdoğan’ı bulmuşlardır. Erdoğan bu olay vesilesiyle kendisini kuşatmak isteyen Fethullahçılara “bu kadar da olmaz, dur” demiştir. Ancak Fethullahçıların devlet kurumlarına yerleşme politikasından vazgeçmesi beklenmemelidir. Şantajlarla ve çeşitli oyunlarla devlet içine yerleşmeye devam edeceklerdir. Bu mücadele bundan sonra biraz daha alttan alta sürecektir. Çünkü hala birbirlerine muhtaçtırlar.
AKP hükümeti demokratik karakterde değildir. Kürt sorununu çözme gibi bir politikası yoktur. Ancak karşısında direnen bir Kürt halkı vardır. Bu direnme gücünü etkisizleştirmek için tüm politik araçları kullanmaktadır. Bu konuda PKK ve İmralı ile görüşmelerini de bir araç olarak ele almıştır. Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin bu politikasını görmesine rağmen belki devleti ve toplumu çözüme hazır hale getiririz anlayışıyla bu görüşmeleri sürdürmüştür. Ancak devleti de AKP’yi de çözüm çizgisine getirememiştir. Bu deneme istenen sonucu vermemiştir.
AKP Kürt Özgürlük Hareketi’ne istediği politikaları dayatamayacağını görünce ezme politikasına yönelmiştir. AKP hükümeti Kürt sorununda bir çözüm politikası olmadığı için zorla tasfiye politikasına yönelmiştir. Devlet içinde bu zihniyette olanlarla birlikte hareket etmektedir.
Fethullahçılar da bu tasfiye blokunun içindedirler. Ancak Fethullahçıların düşmanlığında çok özel durumlar da vardır. Sadece siyasi alanda değil, toplumsal ve kültürel alanda da kültürel soykırımın en aktif unsuru olduklarından Kürdistan’da PKK ile karşı karşıya gelmektedirler. Bu nedenle düşmanlıklarında ideolojik ve psikolojik etkenler de vardır.
Dikkat edilirse PKK’ye karşı işbirlikçi Kürtlerle ilişki kurma ve onları PKK’ye saldırtmada en fazla çaba gösteren kesimdir. Kürdistan’da sadece Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı faaliyet yürüten özel bir istihbarat örgütü kurmuşlardır. Polis istihbaratı ve bu özel istihbarat Kürdistan’da birlikte çalışmaktadır. Herhalde MİT’le çelişki içinde olmaları, hatta MİT’i ele geçirmek istemelerinde bunun da payı vardır.
Mevcut durumda Fethullahçılar Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmenin ideolojisini, AKP siyasi boyutunu, ordu da şiddet boyutunu sürdürmektedir. Hatta siyasetin ve ordunun daha sert olmasını isteyen bir karakterleri de vardır. Fethullah Gülen’in televizyonlara yansıyan konuşması bu karakterlerini en iyi biçimde dışa vurmuştur.  Ancak Fethullahçıların bu karakterinden yola çıkarak hükümet ve devlet içinde müzakereciler var, sorunu demokratik yoldan çözmek isteyenler var gibi bir yanılgılı değerlendirme içine girmemek lazım. Bu tür söylemlerde bulunanların önemli bir kısmı Kürtleri kandırmak isteyen psikolojik savaş unsurlarıdır; bir kısmı da gerçekten sorunun diyalog ve siyasal yollardan çözümünü isteyen iyi niyetli insanlardır. Ama en tehlikeli olanı ise iyi niyetli yaklaşanların mevcut yakıcı gerçekleri görmemesidir.
İstenen diyalog ve müzakereyle Kürt sorununun çözümüdür. Ancak hükümetin ve devletin böyle bir zihniyeti de yoktur pozisyonu da yoktur. Bu nedenle diyalog ve müzakere yoluyla çözümü sağlatacak tek yol, Kürtlerin her türlü baskılara rağmen sürdürdükleri direnişleri olacaktır.