
Kuşkusuz tüm bu gelişmelerin merkezinde Kürt Halk Önderi var. Nitekim geçen hafta devlet heyetinin iki defa İmralı’da görüşme yaptığını Selahattin Demirtaş açıkladı. Ayrıca Kürt Halk Önderinin hükümete yapılması gerekenler için bir mektup ilettiği de belirtilmektedir. Anlaşılıyor ki sürecin nereye evrileceği hükümetin bu mektuba vereceği cevap ve göstereceği tutumla belli olacak.
Kürt Halk Önderi diyalog sürecinin sona erdiğini, bundan sonra müzakere olması gerektiğini özellikle söylemektedir. Artık tartışma ve diyalogun oyalama ve gevezelik olacağı düşünülmektedir. Gerçekten de tartışılmayan ve konuşulmayan hiçbir şey kalmamıştır. Öyle ki Türkiye televizyonlarındaki tartışma ve konuşmalar bile kafa karıştırmaktan başka bir işlev görmemektedir. Bu açıdan Kürt Halk Önderinin “Müzakereye geçmeliyiz” tespiti çok isabetlidir. Artık müzakereye geçmemek sorunu çürütmekten başka sonuç vermez. Her iki taraf açısından da ciddiyetsizlik olur. Bu açıdan her iki tarafın da tutumunun da net ve açık belli olması gerekmektedir.
Kürt tarafının tutumu Kürt Halk Önderi şahsında nettir. Muğlak olan, oyalayan, zaman kazanmaya çalışan AKP Hükümetidir. AKP Hükümeti kendine göre zamana yayarsa hükümetini güçlendirip pozisyonunu sağlamlaştıracağını düşünmektedir. Böylece Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye edeceğini hesaplamaktadır. Ama çok sıkışık durumdadır. Kürt Halk Önderi de müzakereye geçmeliyiz, diyerek AKP’nin tutumunu netleştirmek istiyor. Kürt Halk Önderi yeni formata geçiyoruz derken bunu müzakere ve müzakerenin gerektirdiği koşullar olarak ifade ettiği anlaşılmaktadır.
Gelinen aşamada ya AKP tutumunu demokratik çözümden yana koyacak ya da oyalama yapamayacağından yeni bir çatışma dönemi başlayacaktır. Yeni çatışma dönemi tabii ki keskin olacaktır. Kürtler, sorununun çözümünün oyalama olmadan hemen çözümünü isteyecekler, bu sonuca ulaşana kadar da mücadele edecekler. Devlet de ya Kürtlerin iradesini kırana kadar bu savaşı sürdürecek ya da savaşmayla sonuç alınamayacağını görüp çözüm için adım atacaktır. Bunun da şiddetli bir savaş sonrası olacağını şimdiden söylemek mümkündür.
Kürt sorununda AKP’nin yarattığı belirsizlik birkaç hafta içinde ortadan kalkacaktır. AKP’nin ay sonunda açıklayacağı paket başlı başına çözüm doğrultusunda bir gelişme yaratmaz. Çünkü tek taraflı irade ve paketlerle Kürt sorununun çözümünde bir gelişme yaratılacağını sanmak Kürt sorunundan hiçbir şey anlamamaktır.
Kürtler bir ulusal topluluktur. Farklı kimlik ve iradedirler. Bu kimliğin iradesi ve temsili de şu anda İmralı’dadır. Kürtler Kürt Halk Önderini baş müzakereci olarak ilan ettiler. O zaman müzakere yapacak bu Önderliğin bir müzakereci gibi tüm toplumsal kesimlerle ve ilgili çevrelerle konuşması, tartışması şarttır. Bu, işin doğası gereğidir. Bu baş müzakereci ağır mahkum muamelesi görürse bırak müzakere yapılmasını, gerçek anlamda diyalog bile yapılamaz. Bu müzakerecinin onaylamadığı hiçbir paketin meşruiyeti de olamaz. Devletin tek taraflı kendine göre hazırladığı bir paket olsa olsa özel savaş argümanı olarak bir işlev görür.
Kürt sorunu Kürtlerin temsilcileriyle, Alevi sorunu Alevi temsilcileriyle, başka toplulukların sorunları o toplulukların temsilcileriyle tartışılıp müzakere edilerek çözülebilir. AKP Hükümeti yüz yıllık bir sorun ve kırk yıllık savaşı hiç kimseyi muhatap almadan çözeceğim derse hem kendini hem de toplumu kandırmış olur.
Kürt sorunu bir müzakere sorunuysa o zaman müzakere koşulları olacak ve ona göre davranılacaktır. Yüz yıllık sorun ve kırk yıllık savaş, müzakere olmayacak, anayasal ve yasal demokratik adımlar atılmayacak ve bu adımların kalıcı olacağı bir mekanizma olmayacak, ama bitecek! Bu mümkün müdür? Hiç kimse “Biz kimseyi muhatap almayız, demokratikleşme adımları atmayız, Kürt sorununun kalıcı çözümünü güvenceye alacak mekanizmalar kabul etmeyiz” diyerek çözümden ve çözüm için adım atacağından söz edemez.
Kürtlerin temsilcileri, iradeleri ve kabul edilmesi gereken hakları var. Bu sorunun hangi yöntemle ve hangi haklar tanınarak çözüleceği müzakereyle belli olur.
Kürt Halk Önderine baş müzakereci olarak yaklaşılacak, koşulları ve ilişkileri buna uygun olacak, Kürtlerin mücadelelerinin bir karşılığı olacak, ulusal ve siyasi varlıkları tehdit altında olmayacak. O zaman bir çözüm sürecinden ve çözümden söz edilebilir. Kürtler, Türkler ya da başka halklar gibi eşit görülür ve sorunların çözüm kanunlarına uyulursa o zaman süreç gerçek anlamda süreç olur. Yoksa şu anda tek taraflı iradeyle bir süreç vardır. Buna aslında süreç bile denilemez. Sürecin iki taraflı olup olmayacağını hükümetin tavrı belirleyecek. Hükümet gerekenleri yapmazsa ortada süreç kalmaz. Süreç kalmayınca da süreç açısından sorumluluklarını yerine getirmeyen AKP altında kalır, hatta ezilir.