Buradaki Kürtlerin en büyük özelliği müziklerini unutmuş olmaları! Evet Kürtçe müzik yok, şiir, şarkı, makam yok! Nedenini bilmiyorlar ama Lakabı Acem Ağa olan Türk hanının 100 yıl öncesinden Kürt müziğini yasaklamış olması büyük bir ihtimal.
Bir bölgeye araştırma için giderken en zor olan iş, ilişki ağını oluşturmaktır. Bazen şansın yardım etmesi gerekir, yoksa işiniz çok zor. Uçakta iken bu tereddüt içimi kemiriyordu ve başarılı olmak istiyordum ama şansımız da fazla gözükmüyordu, çünkü kimseyi tanımıyorduk.
Uçak, Gilan eyaletinin başkenti olan Reşt’e indiğinde çok nemli ve sıcak bir hava ile karşılaştık. İndiğimiz yerin kuzey doğusunda 50 km uzaklıkta da Kürtler vardı: E/Amarlu Kürtleri. Dulqadir Beyliğinin dağılmasından sonra Osmanlı ve Akkoyunlu devletlerinin baskıları sonucu buraya gelen Kürtler. Geneli Reşî aşiretinden. Bunların parçaları Kırşehir’de, Kızılırmak nehrinin kenarındaki köylerde yaşayan ve Etmankî olarak bilinen Kürtler. Bunlar hala Kürtçe konuşur ama diğer Kürtlerle ilişkileri hemen hemen yok.
Reşt’ten Xalxal şehrine taksi ile gitmek gerekir. Kürt bir taksiciyi bulmaya çalıştık, olmadı. Bahtımıza bir Türk düştü. Tip olarak şaşılacak derecede bir Kürde benziyordu ama ben Türk’üm diyordu ve telefonda ise Türkmence konuşuyordu.
Xalxal yoluna koyuluyoruz. Heyecanlıydım, çünkü çok merak ettiğim bir Kürt bölgesini ilk defa görecektim. Sık ormanlar arasından Gîlan dağlarının doruklarına vardık. Bu bölge, Mîrza Koçek Xanê Cengelî adındaki bir Kürt kahramanın da yurdu. Bu konuyu Yeni Özgür Politika’daki köşe yazıma aldım, oradan okuyabilirsiniz... Köylüler, koyun butlarını yol kıyısındaki barakaların önünde asmış ve isteyenlere yemek yapıyorlar. Zindan denilen bir köyde konakladık. Dağın tepesi, aşağıdaki vadiler sis dolu ve aşağısını görmek mümkün değil. Sadece yukarı yamaçlarda kurulan Talîş köylerini görebiliyoruz. Tarifi imkansız şahane bir manzara. Dağın öbür tarafına geçince birdenbire doğanın ağaçsız, dağların çıplak olduğunu gördük. Nemle alakalı olduğunu söylediler ama güneş görmeyen bir bölge olduğu için bununla da alakası olabilir. Dağın arka yamacı dağınık evler ve koyun sürüleriyle dolu.
Akşam üzeri Xalxal’a varıyoruz. Bütün kuzey İran şehirlerinde olduğu gibi Xalxal da dağların arasında kurulmuş. Girişinde gözleriyle bizi aramadan geçiren polis barikatı var. Dağlar nedeniyle şehrin yerleşim alanı uzun. Şehir merkezinde durduk. Şansımız yaver gitti ve internet üzeri bir yazar/şairi bulduk ve bizi bekliyor. Dostumuz, eski kültür kurumu başkanı, durduktan kısa bir süre sonra yanımıza geldi. Şoförümüzün de hocası çıktı. Kısa boylu, esmer, zayıf ve kafa şekli bir üçgeni andıran sempatik bir Kürt. Daha önce tanışıyormuşuz gibi bizi sıcak selamladı, hasretle kucakladı. Evine gittik.
Arkadaşımız, ”Burada olmanıza o kadar sevindim ki! Bugün saf ve temiz kalplerimiz birleşti. Biz art niyetli olmayan insanlarız, kalplerimiz avuçlarımızın içinde ve diğer tarafı görünür” dedi ilk konuşmasında. Kürtçe konuşurken karşımda bir Maraşlının oturduğunu sanıyordum. Hareketleri, mimiği, konuşması, dili, kelimeleri ve sempatikliği Maraşlıların kopyasıydı. Eşinin, ”Wiii, siz şimdi Farsça bilmiyor musunuz” sorusunu defalarca tekrarlaması ve bilmeyişimizin çok acayibine gitmesi çok hoştu. Oğlu, ”Biz Xalxal’da Kurmanclar için bir merasim yaptığımızda Türkler çok zorluk çıkarıyor ve terslik yapıyorlar. Bahaneler bulup engellemeye çalışıyorlar. Burada din çok güçlü olduğu için, din (şia) yolunu kullanıyorlar ve bize, “İmamlara saygısızlık yapmak istiyorsunuz” gibi yakıştırmalar yapıyorlar. Farslar, Türklere çok eziyet etti ama onlar da acısını bizden çıkarmak istiyorlar” diyordu.
Ertesi gün dostumuz hastalığı nedeniyle bizimle gelemeyeceğini ama bize bir Kürt taksici bulacağını söyledi. Çarşıda birini aramaya koyuldu. Şansım yaver gitti. Tam istediğimiz bir kişi tesadüfen orada bulundu. Bu yeni dostumuz bir hozandı, bütün köyleri ve insanlarını tanıyordu.
Şehrin kuzey batısından Erdebil’e doğru yola çıktık. Şehir çıkışında ‘Erdebil 105 km’ yazıyordu. 10 km yol aldıktan sonra sağ tarafa, dağlara doğru bir yol ayrılıyordu. Taşlı, tozlu, kuru ve toprak bir yol…
Xalxal’da toplam 26 Kürt köyü var. Bunların 18 köyü bu bölgede, bir arada. 4’ü Xalxal’dan 30 km uzaklıkta ve asimile olmuşlar. Diğer dördü de Xalxal’a 80 km uzaklıkta.
18 köyün yarısı Şatranlu, diğer yarısı da Xaltanlu aşiretinden. Bir aşiretin iki kolu gibiler ama biri Mereş, diğeri Semsûr şivesi ile konuşuyor. İkiye ayrılmış bir aşiret demelerine rağmen iki farklı aşiret federasyonu üyesi oldukları seziliyor. Ki yaptığım araştırmalar bunu doğruladı. Köyler, dağlardan süzülen iki cılız çayın kenarlarında, dağ yamaçlarında kurulmuş.
Çok fakir köylerde yaşıyorlar. Ekilebilecek toprakları az, dağlık. Geçim kaynağı bağcılık ve hayvancılık üzerine. Bu nedenle çoğu köylü şehirlere gitmek zorunda kalmış. Çoğu Tahran veya Sarî’ye gitmiş.
Buradaki Kürtlerin en büyük özelliği müziklerini unutmuş olmaları! Evet Kürtçe müzik, şiir, şarkı, makam yok! Yaşlılara sordum bunun en az 100 öncesine tekabül ettiğini tahmin ettim. Bunun nedenini bulmak zor ama tahminim şu: Buraya gelip yerleşmeye karar verdiklerinde, bölgenin hakim hanı bir Türk imiş. Lakabı Acem Ağa imiş. Kürtlere yerleşme izni vermeyince Kürtler dağlık bölgelere geçerek yerleşmiş. Buraya müdahale etmemiş, çünkü buranın kimseye bir faydası dokunmaz, taşlı, kurak bir dağ! Bölgede hakim olan bu Türk hanının Kürt müziğini yasaklamış olması büyük bir ihtimaldir.
Bu unutmanın arkasında uzun süreli bir yasağın olduğunu tahmin ediyorum. Yoksa halkların en son kaybedecekleri kültürleri, müzikleridir. Dillerini, giysilerini, geleneklerini kaybedebilirler ama müziğin kaybolması olağan dışı bir şey. Bunun dünyada bir örneğinin olduğunu sanmıyorum. Nedenin yasaklama olduğu büyük bir ihtimal.
Bir tek halk ozanları var ve o da Türkçe çalıyor. Bundan şikayetçi ve Kürtçe türkü ile makamlarını öğrenmek istiyor. Bunun için az miktarda para, bazı müzik enstrümanları (saz, kaval), Kuzey Kürdistan’ın bazı hafif parçalarını (Şemdin, Kahtalı Mıço, Ergin benzeri) okuyan hozanların CD’leri ve İran içinden bir müzik öğretmeni lazım. Parasal yanı hallolursa diğerlerinin kolaylıkla yoluna gireceğini tahmin ediyorum. Şu an çaldıkları saza ‘Qapuz’ adını veriyorlar. Göğüsten çalınan bir Azeri sazı.
Bu Kürtler arasından Hesen Semedzade adında bir yazar da çıkmış ve bunlar hakkında iki ciltlik kitaplar yazmış. Kitabının tarih bölümünde buradaki Kürtlerin Şikakîlerden koptuğunu ileri sürüyor. Bu tamamen hatalı ve yanlış bir görüş. Çünkü bu Kürtlerin tarihsel geçmiş itibarıyla Şikakîlerle bir ilişkisi yok. Onun dışında şive farkları var. Dış görünüş itibarıyla, bazı gelenekleri ve dilleri itibarıyla gözle görülür derecede farkları var. Ayrıntıları, yakında çıkacak kitabımda okuyabilirsiniz ama kısaca şunu demek gerekir ki bunlar Dulqadiroğlu beyliğinin çöküşünden sonra dağılan Kürtler. Mereş, Meletî, Semsûr ve Sêwas çevresinden gelmişlerdir. Zaten sosyal yaşam ve kültürleri ile buraya ait oldukları görülüyor.
Buradaki insanlar ‘Girve’ adını verdikleri yaylalara da çıkıyorlar. Etrafında yaşadıkları Gîlan dağlarının batı tarafına Kürtler, doğu tarafına da Talîşler konmuş ve hayvanlarını besliyorlar. Bu komşuluk bazı sosyal ilişkileri de geliştirmiş. Bu, evlilikler, kız kaçırmalar şeklinde toplumlara yansımış. Talîşler kendi hallerinden memnun, devletten istedikleri fazla bir şey yok. Dilleri ve adetleri Kürtlere çok benzer. Bazı Kürtler bu dili de konuşuyor.
Xalxal Kürt köylerinde hala Kürtçe konuşuluyor ama bu Xorasan Kürtçesinden biraz farklı. Tam Kuzey Kurdistan Kürtçesi de değil, kendisine has bir form almış ama anlaşılıyor ve Mereş-Meletî Kürtçesini hatırlatıyor. Yaşlıların konuşmaları net ve kolay anlaşılıyor. İçinde Türkçe kelimeler biraz fazla ve bunları kendileri ile Kuzey Kürdistan’dan getirdiklerini tahmin ediyorum.
Xalxal’da yazarlar
Xalxal Kürtlerinin bir yazarı ve bir de şairi var. Yazarın adı Hesen Semedzade ve yöre Kürtleri üzerinde iki ciltlik bir kitap yazmış. Kendisi şu an Tahran’da ve polis olarak çalışıyor. Şair de sayın Fethi. İki şiir kitabı yayınlanmış. Biri dini şiirler, diğeri de karışık. ‘Înqılabî İşq’ kitabı Kürtçe, Türkçe ve Farsça yazılmış. Bir şiirinde şöyle diyor:
Were şewitîm ji qemê îşqa te ey yarrr, were!
Agirê dilê min belkî bikî sar, were!
Carekê ket bîra min, sed car ez dimirime
Rehma te bê bi min ey yar, yar her car were!
Bejê bimir, ya ku bimîn, bejim ser çavê min
Were ma qûrbanê te bê va heykelê min î jar, were!
Kulaxê min î li ser te, kengê bibî ser sinde te
Li xewê xweş jî bim ez, min bike dîdar, were
Fethî asara xwe tune, tu yî asara min î
Tu nebî, tune ji wî bizanî asar, were
Sonuç olarak şunu demek gerekir: Xorasan, Mazenderan, Gîlan ve Xalxal Kürtleri’nin gözü dışarıdaki kardeşlerinin üzerinde. Özellikle de Avrupa’da yaşayanların omuzlarına büyük görevler düşüyor. Bu bölgedeki Kürtlerin birçok zorluğu var ve bizler el uzatmasak yakın bir zamanda asimile olacaklarına kuşku yok. Nihayetinde Mazenderan’dakiler erimiş bile. Bize düşen görevlerin başında ilişkilerimiz geliştirmek, sıklaştırmak ve ısıtmaktır. Gidip gelmeler bu insanlara çok şey kazandıracaktır. Üzerimizde gözlerin ve kulakların olduğu bilinciyle tatillerimizi burada geçirebiliriz. Buradaki kültürümüzün, dilimizin ve insanlarımızın kaybolmasını istemiyorsak maddi anlamda da destek sunmamız gerekir. Öyle binlerce dolara gerek yok. 2 bin dolara Xalxal Kürtlerine Kürt müziğini tekrar kazandırabiliriz. Xorasan Kürtlerine cüzi bir yardımla yeni bir dergi çıkarmalarına yardımcı olabiliriz. Başta çocuk kitapları olmak üzere bazı kitapların basımını üzerimize alabiliriz. Bu konuda ilk ve örnek bir adımı İsveç Kürt Enstitüsü’nün attığının müjdesini buradan verebilirim. Bu ve benzeri kültürel ilişkiler ve yardımlar ile bu alanlarda yaşayan Kürtlerin geleceğini kurtaracağımıza emin olmanızı isterim.