DÎLAN KARACADAÐ/HABER MERKEZİ


Sevilen Kürtçe müzik gruplarından Silbûs û Tarî, Musa Doğan ve çocukları Gülden, Gülsefa, Anter ve Sema beşlisinden oluşuyor. Karakoçanlı olan Doğan ailesi 1980’lı yıllarda yurt dışına çıkmak zorunda kalarak İsviçre’ye yerleşmiş. Çocuklar küçükken enstrüman kurslarıyla başlayan müzik sevgisi Silbûs û Tarî isimli grupla hayat bulmuş. 1998 yılından kurulan grup 18 yıldır aralıksız olarak yoluna devam ediyor. Diyalog ve Diaspora isimli iki albümü olan, Avrupa’da konserler veren, Kürdistanlıların eylem ve etkinliklerinin de sevilen grubu Silbus û Tarî’yi grup üyeleriyle sohbet ederek daha yakından tanımak istedik. 


Öncellikle Sîlbus û Tarî ismi nereden geliyor? Neden bu ismi tercih ettiniz?

Musa: ”Sîlbus” Ermenice bir kelime; ”kutsal ışık/aydınlık” demek. ”Tarî’ ise Kürtçe’dir, ”karanlık” demek. Bu isim aynı zamanda Kürdistan’ın Dersim bölgesinde olan iki kardeş dağların ismidir. Gençliğimde, çobanlık yaptığımda hep o dağları görüyordum. Bu iki dağın isminin Kürdistan tarihine yakıştığını düşündüğümüz için kurduğumuz gruba bu ismi verdik. 


Bir müzik grubu kurmaya nasıl karar verdiniz?

Gülden: Ailelerimiz ilk tohumu attı; bizleri enstrüman kurslarına gönderdi. Zaman zaman bize çok zahmetli gelse de çalabildiğimiz enstrümanlardan da mutluluk duyuyorduk. Tabii çocuk olarak dışarıda oynamak daha güzeldi ama aldığımız eğitimle grubumuzun temel taşlarını da attık. 


Müzik sizin için ne demek? 

Müzik kültürle alakalı. Enstrümanlarımızla Avrupa’nın kültürünü tanıdık. Bunu Kürt müziği ile birleştirerek de asıl kültürümüzü geliştirdik. Hobi olarak başladığımız müzik, 2007’de yeni bir boyuta vardı; ilk albümümüz ”Diyalog” ortaya çıktı?


Neden ”Diyalog”?

Türkiye’de yıllardan beri süre gelen Kürt sorununun ”diyalog” yoluyla çözüleceğine inandığımız için adını öyle koyduk.


İkinci albümünüz ise ”Diaspora” adını taşıyor. Neden?

Gülsefa: Müziğimize vücut olacak enternasyonal bir isim seçtik. Diaspora’da yaşayan Kürtlerin kendi dilinde ülkesi üzerine şarkılar söylediğimiz için Diaspora’yı tercih etti.   


Aileniz büyüdü, torunlar oldu... Sîlbus û Tarî hala ilk günkü coşkusu ile devam ediyor. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Hala bizleri dinleyen, seven takip edenlerin olması çok güzel. Bir sahneye hazırlanmak artık tabii ki daha zor ama hala hepimizin her konsere heyecanla hazırlanması geçmişteki alışkın olduğumuz konser turlarından kaynaklanıyor. Bu artık bizim için bir zorunluluk gibi; tıpkı iş gibi. Her konser sonrası konser yerinde karşılaştığımız, konuştuğumuz kişiler üzerine sohbet ediyoruz aile içinde. Eskiden bizim için zor olan hafta sonunu yollarda geçirmek bugün hayatımın bir parçası olmuş durumda. Umarım böyle devam eder. 


Müzik tarzınızı tercih etmeyenlerin dahi sizlere karşı sevgi duymasını nasıl yorumluyorsunuz? 

Sema: Sanırım dürüst olduğumuz içindir. İlgi ve övgünün yanında eleştiriler de alıyoruz. Annemiz her zaman aldığımız övgüden sonra ”yeterliyiz” hissine kapılmamamızı önerdi. Her zaman daha fazlasını istememiz yönünde nasihat eder. 

Bir de bizler sahnede çok büyük heyecan ve mutluluk duyuyoruz. Bundan söz ederken bile içim ısınıyor. Dilimizi, kültürümüzü ve bizleri destekleyen insanları çok seviyoruz; onlarla özel bir bağ kuruyoruz. Bu çok büyük ve özel bir şey. 

Annenizin grupta yer almadığını biliyoruz. Fakat mutlaka katkısı vardır.

Anter: Kürt anneleri ailede önemli bir rolüne sahip oldukları gibi bizim de annemiz disiplinli oluşuyla önemli bir rol taşıyor. Bizlere ne kadar katkı sunduğunu büyüdükçe fark ediyoruz. Annemiz bizim enerji kaynağımız; avukatımız, koruyanımız, kollayanımız... 


Avrupa’da büyümenize rağmen asimilasyona karşı bu kadar direnmenizi neye borçlusunuz?

Gülsefa: Müziğe... Bir tren yolculuğunda sohbet ettiğim bir kadın bana şöyle demişti: Tohum toprakta sağlamsa, dallarını özgürce açabilirsin. Bu sözlere dayandırıyorum; ayrıca ait olduğunuz kültürle kalmamız gerekmiyor. Farklı kültürlere sahip olmak da zenginliktir. Böylece Avrupa’da hayat da daha kolay oluyor. Batının olan her şey kötü veya yabancı anlamına gelmez. 

Gülden: İsviçre çok güzel bir kültüre sahip. İnsanların açıklığı kendi kültürümüzü yaşamamıza da da yardımcı oluyor. Benim dışında diğer kardeşlerim İsviçre’de doğdu. Buna rağmen hepimizin Kürdistan’la özel bir bağı var. Bir yıl Depe’ye (Karakoçan) gitmediğimizde içimizde bir boşluk hissediyoruz. 


Albümdeki müziklerin hepsi size ait. Müziğinizi hazırlama aşamasını anlatır mısınız? 

Anter: Elime geçen bir söz veya melodi ile saatlerce bilgisayarın başında enstrümanlarla denemeler yapmaya başlıyorum. Hoşumuza gittiğinde de seslendirmeleri ekliyoruz.  Hepimizin hoşuna gittiğinde de karar veriyoruz. 


Müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Müziğimiz stillerin kaynaşmasıdır. Klasik Kürt müziğinden Avrupa müziğine kadar... Her stil var. Daha çok pop ve etnik müzik arasında. Bence yeni şeyler denenmeli, Kürt müziğine yenilikler katmalı...