Eski bir Pers sözünde, “İzlemek cehennemden yakıcıdır” der. Bu yüzden insan atarmış kendini cehennemin ateşlerine. İzlemeye dayanamayıp kendini ateşlere savuran nice insan görmüştü. Zaman bir ışık misali hızla geçip gittiğinde sıranın kendisine geldiğini anlamıştı. Büyüklerinin yaptığı gibi izlemek yerine ateşe atılmayı seçmişti. Bir parça ışığın ardından yanmak gibi.
“Elimde fener
Karşımda fener:
Karanlığa karşı savaşa gidiyorum.
Yorgunluk beşikleri
gelip gitmelerin çekişmesinden
duraksamışlar
Ve derinliklerden bir güneş
Küllenmiş evrenleri
aydınlatıyor… “
“Yedi gece yedi yıldız sayın” demişti annesi; “Yedi gece yedi yıldız sayarsanız, o vakit dileğiniz gerçekleşir.” Ertesinde hemen yedi yıldızı saymaya başlarken, ne dilek dilemişti, hatırlayamıyordu bir türlü. Yoksa sadece annesinin anlattığı bir masalda mı geçiyordu. Olsun, yine de saymalıydı, olur ya evren bir yerinden ses verirdi. Kuzey yolculuğunda sayacaktı yıldızları. “Kuzey halkını tanımak istiyorum” diyerek başladığı yolculukta. Kuzeye doğru, hep kuzeye gideceklerdi. Hayallere doğru, ülkenin kalbine doğru…
Birinci gece çöl gecesiydi. Sarı toz bulutlarından yıldızları göremeyecek diye çok endişelenmişti. O gece epey yol yürümüşlerdi. Endişesini arkadaşlarının kulaklarına fısıldadığında sadece tebessümle karşılanıyordu. Herhalde bildikleri bir şey var diye düşündü ve yürümeyi sürdürdü. Gecenin daha içlerine doğru geldiklerinde, ansızın yıldızlı lacivert bir gece belirdi. Çöl yitti. Kuzey dedikleri bu olsa gerek diye fısıldadı. Yıldızlı bir geceydi ülke. Ve dudakların susuzluktan çatlamışken yüksek dağ tepelerinde ansızın karşına çıkan bir çeşmeydi. Suyu içtikten sonra sırtını bir kaya parçasına verdi ve ilk yıldızlarını saymaya başladı.
İkinci gece, gecenin kanatları saçlarına dokundu. Yedi yıldızı saymaya başladığında bir kuş geçti başının üzerinden, kanatları saçlarına değdi. Sadece bir karaltı gördü, ama hayalindeki kuş rengarenkti.
Üçüncü gece, omuzlarına dek gelen bir sudan arkadaşlarıyla geçerken saymıştı yedi yıldızı. Sağ yanındaki arkadaşı, “Heval havaya değil önüne bak, düşeceksin suya” demiş ve daha sıkı tutmuştu elini. Diyemedi ki, “Heval yıldızları sayıyorum.” Bitirdikten sonra bir dilek tutup anlatacaktı. Sırrı bozulmasın diye.
Dördüncü gece, meşe ağaçları ve ateş böcekleriydi zaman. Dağları sarmalayan meşe ormanlarından geçiyorlardı. Patikalar ateş böcekleriyle parıldıyordu. Ama yıldızlar, meşe ağaçlarının göğe uzanan dallarından seçilemiyordu. Ateş böcekleri de, yeryüzünün yıldızlarıydı, onları saysa olmaz mıydı? Yok, gök yıldızı olmalıydı. Yükseğe çıktıkça büyük açıklıklar başladı ve yıldızlar göründü. Yedi Kızkardeş yıldızını saydı bu kez.
Beşinci gece, düşlerindi ve toprağın. Doğu’nun ve Güney’in, Batı’nın ve Kuzey’in toprağa değen düşleri. Gizemli pusulanın her yönünde düş vadilerine açılan yollar vardı. Kuzey yönünde ilerliyordu pusulanın, kelebekler ve çiçekler vadisine doğru.
Altıncı gece, ufka dek dayanan ovadaydı. Daha vakit vardı, ülkenin kalbine ulaşmaya. O bozkırda saydı yıldızları, ağaçsızdı gece, kurt ulumalarıyla ürperiyordu. Altıncı gece bittiğinde, kısacık söğüt ağaçlarının olduğu bir derecikte konakladılar. Gün ışığı yüzlerine vurduğunda uykuya daldı. Yazın ışıklı zamanlarıydı. Yeşilliklerin donattığı bir mekandı. Güneş en kızgın anındaydı ve o uykusunun en derininde. Kamyaran’daydı, söğün ağacının serin gölgesinde. Soluğunu suya üfler, masallarını sayıklardı suya söğüt ağacı. Zamanın ışıkları içinde kahkahalarla çevriliydi. Sevgi dolu yüzler, hayatın yeniden başladığı andı. Kamyaran, gecenin yıldızı.
Ansızın gökleri kara bulutlar kapladı sonra. Deli bir yağmur yağıyordu. Şimşek ile dörde bölünmüştü söğüt ağacı. Zaman kayıyordu ellerinden, savruluyordu içinin ıraklarına… Kalbinde acı bir sessizlik.
Şimşeğin gökleri yaran sesiyle birlikte titrek bir elin dokunuşuyla uyandı. “Heval heval…” Endişe ile bakan iki suskun göz, anlamıştı. Bugün son gün olabilirdi ya da her şeyin başlangıcı. Çepeçevre sarılmışlardı; Ağustos sıcağında başladı savaş. Cehennem ateşi buydu. Cennet de cehennem de dünyadaydı. Cennet parçasına ulaşmaya çalışırken, kendini ateşte bulmuştu. Bedenleri yakarak küle dönüştürenlerin ortasında. Uzun sürdü yaşama savaşı; aldığı darbe ile kendinden geçene dek.
Ayıldığında başına üşüşmüşlerdi, durmadan soru soruyorlardı, anlamıyordu dillerini. Ama kinleri ve bir parça bile canlılığın olmadığı bakışlarından anladı, “onu öldürmek isteyenlerin yurduna” düşmüştü. Gözleri yaşamın başladığı ülkeyi aradı; kanayan yarasına bastırdı elini. Mavi gökyüzüne baktı son bir kez, yıldızlar düştü aklına. Suskunluk ırmağına yol aldı; sözcüklerin zamanından uzağa. Kalbine aktı gözyaşları; Kuzey’e yolculuk hep sürecekti. Bedeni yok edeceklerdi, ama ruhu bu topraklarda yaşayacaktı.
Son yedi yıldız, gökte parlıyor. Lacivert gökte yedi yıldız, ellerini uzatsa tutabilecek kadar yakın duruyorlardı. Oysa bir yanılsamaydı. Onlar çok uzaktı, Kamyaran kadar uzaktı şimdi. Çocukluğu kadar uzakta, masallar kadar. Masalmış demek, evet masaldı. Yedi yıldız masalıydı. Gözlerinde bir damla yaş vardı annesinin. Görmüş müydü? Hayal miydi? Uzakta yedi yıldız gökleri kucaklayan.
Vurulurken yedi yıldız.
Severken yedi yıldız.
Ah neredesiniz? Işığın ardında yiten yıldızlar ve ay.
Ay girseydi güneşle aramıza, sayabilirdi o zaman, yedi yıldızı.
Yıllar önce dağların yolunu tuttuğunda görmüştü o muhteşem manzarayı. Ay girince güneş ile aramıza yıldızları görebilmişti. Mavi gökyüzüne ne de yakışmıştı yıldızlar. Yedi yıldızdan fazlası bile vardı. Ama yedi tane yeterdi onun için. Şimdi ne ay ne de sabırsız bir bulut yoktu. Son kez yed… yıl… say…
Gözlerini kapadığında güzel bir kadın şarkı söylüyordu, çok uzaklarda;
“Caylan kuştin, jinan birin, lê yare
(Ceylanı öldürdüler, kadınları götürdüler oy yarim)
Lê yare, gul nare
(Oy yarim gül parçası)
Gulyarê min esir kirin, lê yare
(Gülyarımı esir ettiler, oy yarim)
Lê yare, hevale
(Oy yarim, arkadaşım )
Neşan jêde ev nabinim, lê yare
(Ararım da bulamam, oy yarim)...
Onun için yedi gece yedi yıldız sayın; tüm ışıklı kahkahalar için, dağlar ve nehirler için, seven herkes için.
* Batman’ın Beşiri İlçesi Tepecik köyü yakınlarında 25 Ağustos 2005 tarihinde çıkan çatışmada, HPG gerillası Abbas Emani yaralı olarak yakalandı. Bilgi vermediği için Türk ordusu tarafından infaz edildi. Bedenini de, diğer yaşamını yitiren arkadaşlarıyla birlikte yaktılar.
N. DENİZ BİLGİN: Kamyaran’ın yıldızı