Marduk’tan günümüze bu tarih; talan, ganimet ve gasp tarihidir. Bir gün Panteheon’da tanrılar toplanıp bereketin ve yaşamın başatı olan, Ana tanrıçanın doğal otoritesinin ortadan kaldırılmasına karar verirler. Artık açgözlü erkek tanrılar, var olan avcılık ve toplayıcılıkla yetinmek istemezler. Daha fazlasına göz dikmenin zamanı gelmiştir. Ve bunun için Tiamat’a en  yakın olan oğlu Marduk, yeryüzünün tek tanrısı olması karşılığında savaşa sürülür. O gün katledilen kadın, katledilen yaşam olmuştur.

 Bugün de kadınlar, hep yakınları tarafından katledilirler. Tarih boyunca kadına sistemsel şiddeti uygulayan iktidar; bunu günümüzde koca, eski koca, baba, kardeş, amcaoğlu, abi, amca-dayı, sevgili, eski sevgili, arkadaş, komşu eliyle yapmaktadır. İçinde yaşadığımız sistem kadına yaşam olanağı bırakmamıştır. İktidarlar ve var olan sistem kadını; sakatlanmış bir yaşam tarzına adeta mecbur bırakmıştır. Her sabah gözümüzü açtığımızda yaşamın katledilmesiyle=kadının, katledilmesiyle karşılaşıyoruz. Yaşamın baş ögesi olan kadın neden her gün katlediliyor. Yaşanan kadın cinayetleri tam bir vahşet ve dehşettir.
Cinayetlerin önüne geçmek hepimizin görevi olmaktadır. En başta da bilinçli kadının görevi olmaktadır. Bu noktada herkes vicdanını sorgulamalıdır. Toplum olarak, ahlak ve vicdanın neresindeyiz? Halbuki vicdan, toplumsal kuruluşu var eden ilkelerin başında gelir. Eğer vicdan ve ahlak ortadan kalkarsa toplum en tehlikeli canavar makinesi olarak işler. Toplumda bu alan tahrip edildiğinde, güç ve şiddet ilkesi işler ki, o zaman herkes herkesin kurdu, erkek de kadının kurdu olur. İçinde yaşadığımız kapitalist modernite sisteminin erkekte oluşturduğu ruh hali ‘güçlü olan kazanır, olmayan kaybeder’ ilkesi üzerinde şekillenmiştir. Bu ilkeye göre ‘güçlü olmayan kadın’dır. Bu şekilde kadın direnci kırılmaya çalışılmaktadır.
Bütün canlılar aleminde öz savunma direnci kırıldı mı, o canlı ya başka canlılara yem olur ya da ölür. En büyük savunma direnci, toplumsal örgütlenmedir. Eğer yaşanan bu kadın cinayetlerine köklü toplumsal çözümler bulmazsak, ahlak ve vicdan ilkesi yerine her zaman bu güç ilkesi devrede olacaktır. Mevcut durumda kadının öz savunma sistemi kapitalist sisteme dayalı gelişen saldırı araçları karşısında yeterli değildir. Kadının öz savunması ve öz direnci yok edilmeye çalışılmaktadır. Bu şekilde kadın her gün iktidarın ve erkeğin soykırım ve katliamına maruz kalmaktadır. Yaşadığımız dünyada artık kadının özgürlüğü değil, varlığı tehlike altındadır.
Toplumsal varoluşla birlikte kadın, çoğalma, beslenme ve üremede başat rol oynamıştır. Tarihte olduğu gibi bugün de kadın toplumda ve ailede en büyük fedakarlığı yapmaktadır. Bütün bunlara rağmen her gün kadın cinayetleri gelişmektedir. Gelinen düzey o ki, kadına yaşam hakkı tanınmamaktadır. Yaşamın her alanında kadınlar, katlediliyor. Yaşadığımız bu sistemde aşka ve sevgiye yer bırakılmamıştır. Kapitalist sistemin topluma dayattığı yaşam tarzı ve şahlandırdığı bireycilik, erkeği kadının kurdu yapmıştır.
Kadınlar kendilerini erkeğin cenderesinden kurtarmalıdır. Mevcut durumda kadının hiçbir yaşam garantisi bulunmamaktadır. Nerede, ne zaman, kimler tarafından ve nasıl katledileceği bilinmemektedir. Kadın yaşamın her anında öldürülmeyle karşı karşıyadır. Toplumsal olarak yaşanılan sıkışma, stres, çözümsüzlük, işsizlik, bunalım ve benzeri sorunlar, saldırgan bir erkek terörü ve toplumu yaratmaktadır. Kapitalist modernitenin, toplumu ve bireyi ahlaki ve politik toplumdan uzaklaştırması ve inkarı bu sonuçları doğurmakta ve yaşatmaktadır. Daha fazla zaman kaybetmeden kapitalist sistemin ‘toplum kırımına hayır’ diyebilme iradesini gösterebilelim ve ‘dur’ diyelim!
Erkek, kadını elde etmek için uydurmadığı yalan bırakmamaktadır. Elde ettikten sonra yapmadığı ikiyüzlülük, yalan, aldatma, sahtekarlık kalmamaktadır. Erkek genelde evlendikten sonra kadın üzerinde artık farklı bir tahakküm kurmaya başlar. Bu dönem onun için tahakküm dönemidir artık. Psikolojik olarak erkek, var olan sistemin ve egemenliğin altında ezilmektedir. Ama bunu asla kadına itiraf etmez. Çünkü özgür olduğunu düşünür. Erkek olduğunu düşündüğü için, ezildiğini, sömürüldüğünü asla düşünmez. Düşünse de itiraf etmez, edemez. Çünkü o evde küçük devlettir. Beş bin yıllık ataerkil sistem kendisini bir iktidar olgusu olarak insan zihninde örerek bugüne gelmiştir. Bu zihnin en büyük tahribatına da kadın kurban olmuştur.
Beş bin yıllık ataerkil sisteme karşı kadın büyük donanmalıdır ve büyük zihniyet savaşını verebilmelidir. Mücadele sadece bir günlük toplantı, karar alma, sokağa çıkma, protesto eylemi yapma ile son bulacak bir süreç değildir. En büyük mücadele savaşı, kadının öz örgütlülüğü ve birlikteliğidir. Bugün sokak ortasında bir kadın bıçaklanıyorsa ve kurşuna diziliyorsa, bu tüm kadınlara yapılmış sayılmalıdır. Bu cinayetleri durdurmanın tek yolu, kadınların birlik olmaları ve kendilerini koruyacak öz savunmalarını oluşturabilmeleridir. Kadınlar her gün kendini eğitmeli ve beş bin yıllık ataerkil sistemi bilince çıkarmalıdır. Neden sokak ortasında bıçaklanan kadın için hep birlikte ayağa kalkmıyoruz? Ve sesimizi hep birlikte duyurmuyoruz? Neden aynı şeyin yarın bizim de başımıza gelebileceğini düşünemiyoruz? Kadınlar tarihte büyük direndiler. Bunun kazandırdığı öngörü ve tecrübeye sahipler. Bu tecrübe ile kendisini eğiten kadın, erkeği de eğitebilir.