Akıl ve hislerin, bilgi ve çabanın dünyada olmaklığımızı anlamlandırmaya yetmediği yerde şiir hem bir yenilgi itirafı hem de tüm zorluklara rağmen bir karşı duruş olarak varlığını duyurur. İnsan eksiktir. Ruh her zaman onarılmayı bekler. Ama ne doyar ne de tamamlanabilir. Şiir; tamamlanamayan bu yerden, içinde sonsuz olasılık ve taşkın acabalarla, insanın, eksikliğin katlarına tutuna tutuna kendi yetmezliğini hatırlamasıdır. Var olmak yetmiyor tek başına. Bu varlığa bir değer yüklemek, onun ötesinde bulunanlara zihnin boşluklarından dökülenlerle göz kırparak, kendi etki alanına almak... Şiir bunlarla uğraşmak durumunda. Hayatla sorunlu ilişkiler ile daha farklı yaşamların mümkün olduğunu bilmenin yarattığı acıdan, o gergin sınırdan neşet eder şiir.

Mümkün yaşamlar...

Şiiri gerekli kılan, ondan bize kalan keşif duygusu, bunu ben de yaşadım, bunu yaşayabilirim hissi, bu şiiri ben de yazabilirdim samimiyeti... Yani uç vermiş yaşamı işaret etmesi veya sezdirme ve vaad ile geçmişi güncelleştirmesi kadar geleceği, acıyı dıştalamadan, sevinç ve mutluluğu hem bir olanak hem de güçlü bir olasılık olarak sunmasıyla açıklanabilir. 

“Lasciate ogni speranza, voi ch’entrate’’ (Buraya kim girerse umudu geride bıraksın) diye yazılıdır cehennemin kapısının üzerinde. Dante bize böyle buyurmuştur İlahi Komedya’da. 

 Peki kişi yurdundan koptuğunda da umudu geride bırakmak zorunda mı? “Diasporik Kuartet” adlı ikinci şiir kitabıyla bu soruya inatçı bir çabayla ‘hayır’ diyor Ahmet Ataş. 2004 yılında “Suskun Kavallar Medresesi” adlı şiir kitabıyla okurlarla buluşan 1973 Batman Bruka (Esentepe) köyü doğumlu Ataş’ın şiir ve yazıları daha önce Varlık, Birikim, Defter olmak üzere pek çok dergide yayımlanmış. 2005 yılından bu yana İngiltere’de yaşayan Ataş, “Diasporik Kuartet” adlı eserinde ince bir zekayla umudun ısrarlı güzelliğini dizelerine yansıtarak bize sunma çabasında. Pub’lar ve Kuleler, İstasyonlar ve Tiyatrolar, Küs ve Hafıza, Post-Kolonyal Sızlanmalar şeklinde dört bölümden oluşan kitaptaki şiirlerin ağırlıklı kısmı, şairin yaşadığı ülkedeki hakim dil olan İngilizceyle adlandırılmış. Özenli bir çabayla örülen şiirlerinin hem sağlam bir yapıyı hem de iç dünyada yaşananları yansıtan çeşitliliğin bütünlüğü açısından okuru etkileyecek kendine ait bir edası var. Bu yapıyı imge ve istianelerle destekleme gayretinde olan Ataş, şiirinin personası bizzat kendisidir diyebileceğimiz güçlü veriler sunuyor bize kitapta.

Diaspora, negatif anlamlar yüklenmiş bir kavram. Çoğu zaman bir tercih değil, kötülüğün hükmünden korunmanın yolu olarak gidilen yerdir. Ama nereye gidersek gidelim, hangi şerden kaçarsak kaçalım aslımızı da beraberimizde götürürüz. Sıla insanın aslı iken diaspora belirsiz bir suret, geleceğin hışımlı sesi olabilir ancak. Ataş şiirleriyle bunu söylüyor bize. Bunu yaparken sürgün olmanın içerdiği negatif anlamlara, sıla özleminin doğurduğu karamsarlığa dayanma kolaylığına düşmemiş bir kere. Aksine tüm şiirlerde zorlukları unutmadan kendini bilen bir uyum çabası, geçmişini beraberinde taşıyan kararlı bir yenilik isteği ve vakarı görmek mümkün. Şiirleri ağlak değil. Acıya değil umuda dayanıyor ve bu onun hep geleceğe, bir keşşaf merakıyla hayata yönelmiş olduğunu göstermesi bakımından önemli. Bu yönüyle klasik sürgün şiirinden, o şiirin bilinen içeriğinden ayrı yere koymak gerektir bu şiirleri. Geçmişi ve geride bıraktıklarını idealize eden bir ton görülmüyor söylemde. Onların etkisini bilerek somut gerçeğe yöneliyor. Yani şiiri yazdıran geçmiş değil bugündür Ataş’ta. 

Bunları söylerken bizi birbirimize bağlayan hatıralardan, ilişki ve hayatla bağımızı kavileştiren hislerden, bu hislerin doğduğu deneyimlerden azade bir şiir olduğunu savlamıyorum elbette. Hisler ve hatıralarla geriye bakarken, yüzünün, bulunduğu mekana, Ada’ya dönük şiirler olduğuna gönderme yapma çabasındayım. 

‘Kraliyet alayı geçidi’ ile “bir göçebe görgüsüyle / bozkıra doğru upuzun / ırmaklar da olabilirdim…” diyor, “The Coach and Horses” adlı şiirinde. Göçebe görgüsünü pekala iki turlu okumak mümkün. Kendi sürgünlüğüne vurgu ile içinden çıktığı toplumda bir yaşam tarzının tezahürü olarak... Bozkırlarla ele alındığında ben böyle okudum. Dolayısıyla aynı dörtlükte geçmişini imleyen vurgu ile yaşadığı anın farklı ama yeni çehresini buluşturabilmiş. “Bolca alkol / biraz parfüm / yeni doğmuş kuzular gibi / nasıl da yaygın kokuyorsun”.  Alkol ve yeni doğmuş kuzuların kokuları uyumsuz  iki kavram olabilir ülkemizde. Ne ki özlem herşeyi mümkün ve uyumlu kılabilir.

‘Dağ görgüsü’nü Ağrı Dağı’na bakarken kazanmıştık. Bu şiirlerle bize ‘ada görgüsü’nün varlığını hatırlatıyor Ataş. Bu durumda insanın yaşadığı yere benzediği sözü doğrulanmış mı oluyor? Elbette mümkün. Öyleyse asıl düşünülmesi gereken hem diasporanın hem de şiirin ne olduğundan, onu nasıl tanımladığımızdan çok onun bizi ne yaptığı olmalıdır. Her şeyin önemi bize kazandırdıklarıyla orantılıdır. Ataş’ın şiirleri diasporanın o yıkıcı etkisine karşı durma çabasını bize yansıtıyor, iyimser ve uzak bir gelecek tasavvuruyla. Uzak iyidir. Kişiye mesafenin ölçüsüyle iş verir. Kitaptaki nerdeyse tüm şiirler, iyi çalışıldığını, çokça yürünüp mesafe alındığını kanıtlıyor. Başarının sınırında hem okunmayı hem de takdiri bekliyorlar...

Bu güzel şiirlerin buluştuğu kitap kapağının daha özenli bir çalışmayı hakettiğini bir eleştiri olarak kaydetmeliyim. Yine arka kapak için daha çarpıcı dizeler seçmek mümkündü. Hakeza arka kapağa şiirlerin içeriğine gönderme yapan kısa bir yazı konulmuş. Bunun hem gerekli olmadığı hem de okuma serüvenini baştan yönlendirmesi açısından yanlış olduğu kanısındayım. 

Diasporik Kuartet

Ahmet ATAŞ 54 syf. Ve Yayınevi-2015


Ahmet Ataş kimdir?

Ahmet Ataş, 1973 yılında Batman’ın Bruka (Esentepe) köyünde doğdu. Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nü bitirdi (2000). 2005’te Türkiye’den göç ederek Londra’ya yerleşti. Londra (Birkbeck) Üniversitesi Sosyal Psikoloji Bölümü’nde “Kültür, Diaspora, Etnisite” alanında mastır yaptı. Varlık, Defter, Birikim, Sonra Edebiyat, Duvar, Kunduz Düşleri, Mecaz ve Yaratı gibi dergilerde şiir ve yazıları yayımlandı. Avrupa’da günlük Türkçe ve Kürtçe yayınlanan Yeni Özgür Politika gazetesinde bir süre köşe yazarlığı yaptı. İlk şiir kitabı Suskun Kavallar Medresesi, 2004 yılında Ekin Yayınları’ndan çıktı. 2005 yılından bu yana İngiltere’de serbest gazeteci olarak çalışan Ataş, halen SOAS (Londra) Üniversitesi Kültürel, Edebi ve Postcolonial Çalışmalar Merkezi’nde (Centre for Cultural, Literary and Postcolonial Studies) Kürt romanı üzerine doktora çalışmasını sürdürmektedir.


İLHAN SAMİ ÇOMAK